Taken

Taken

465
0
PAYLAŞ

taken

Bundan evvel sadece Banlieue 13 adlı hiperaktif Fransız aksiyonunu yönetmiş, fakat özellikle Danny The Dog ile iyi bir sinematografik işçilik çıkarmış, zaten aslında bir görüntü yönetmeni olan Pierre Morel’in ikinci filmi Taken, adı geçen filmlerin yapımcılığını da üstlenmiş olan Luc Besson’un gözetiminde çekilmiş, amacını sapına kadar yerine getiren bir macera filmi. Angel-A’dan sonra yönetmen olarak kendini sadece Arthur isimli animasyon karaktere adamış olan Besson’un yapımcı olarak sinema serüveni neredeyse hiç hız kesmedi. Kimine “associate”, kimine “executive”, kimine “co” olsa da, illa ki bundan böyle “producer” olarak anılmak istediği belli. Besson’un bizzat yönettiği filmler dışında sadece yapımcılığını üstlendiği milyon tane film arasında Kiss Of The Dragon, Transporter, Danny The Dog gibilerini sevmiş olanların Taken’ı da sevmemeleri için hiçbir neden yok. Paris’e tatile giden kızı, Arnavut fuhuş mafyası tarafından kaçırılan eski CIA ajanı babanın, kızını kurtarmak için tek kişilik bir ordu misali önüne geleni devirmesinden ibaret dur durak bilmeyen aksiyonu ile, cips/kuruyemiş sektörüne ivme kazandıran bu tür dahilinde eli yüzü gayet düzgün bir macera filmi olarak izlenebilir bir yapıda. Bu uğurda gözünü kırpmadan adam öldürmekten, masum bir kadını omzundan, kötü adamlardan birini arkadan vurmaktan (normalde iyi adam için etik sayılmayan bir harekettir bu), elektrikle işkence etmekten (hele de işkence ettiği adama neden bu yöntemi seçtiğini bilgilendirici bir biçimde açıklamaktan), aşıklar şehri Paris’i birbirine katmaktan çekinmeyen baba rolüne ketum insan Liam Neeson’un seçilmiş olması, bence filmin en orijinal yanı. Hani Besson’un sevdiği Jean Reno‘yu, Jet Li‘yi veya Jason Statham’ı görsek bu kadar ilginç bulmayacağız belki. Demek ki Besson ve onun koreograf, imaj, cast danışmanları, evden işe, işten eve bir insandan bile çok rahatlıkla bir aksiyon kahramanı yaratabilecek güçteler. Burada Neeson’u hafife almak yok kesinlikle. Hatta bu filmden sonra kendisine değişik bir açıdan daha bakabileceğim için memnunum. Özellikle binbir badireyi atlatıp hedefe ulaşan bir Liam Neeson duruşu çok şık durmuş bana göre. Bu sektör ki, doğru ellerde Matt Damon’dan bile bir Bourne efsanesi doğurmuş, Liam Neeson’dan mı aksiyon kahramanı yaratamayacak. Sözün özü, IMDB künyesine göre “aksiyon suç” (bir de bu bölüme gereksiz yere “dram korku” yazmazlar mı!) adına bir 7. senfoni haricinde beklenen ne ise onu ziyadesiyle karşılayacağını düşündüğüm, rastladığımda tekrar izlemekten çekinmeyeceğim bir film Taken

Osman Danacıoğlu
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleRenaissance
Sonraki makaleBarfuss
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK