Ana sayfa 2000'ler 2008 Slumdog Millionaire

Slumdog Millionaire

1235
0

Slumdog Millionaire

Hile, şans, alın yazısı ya da hepsi…

Vikas Swarup’un kitabından uyarlanan Slumdog Millionaire, bizde de “Kim Beş Yüz Milyar İster?” ismiyle yayınlanan yarışma programıyla bir anda ülkenin gündemine oturan Jamal Malik’in hayatının aşkına kavuşmasını anlatıyor. Yarışmadaki sorular ile birlikte Jamal’in de hayatı koşut bir şekilde aktarılıyor ve yaratılan arka plan sayesinde Hindistan’la ilgili de pek çok gerçeğe ulaşma şansı elde ediyoruz. Bu sayede, hikaye; bizlere sadece Jamal’in “kaderini” anlatmıyor; aynı zamanda Hindistan’ın toplumsal yapısıyla ilgili de önemli tespitlerde bulunuyor.

Anneleri Müslümanlarla Hindular arasında çıkan bir arbededen sonra ölen Jamal ve Salim’in sefalet içindeki Hindistan’da yükseliş öyküleri, Jamal’in yarışmadaki yükseliş öyküsüyle birlikte aktarılırken; iki kardeşin ayrı yönlere giden hayat hikayesinin arka planı da oldukça zengin. Babür Şah Camiisi’nin 1992’de Hindular tarafından yıkılmasıyla birlikte, Hindular ve Müslümanlar arasında iyice yükselen gerginlik herkes tarafından bilinmekte. Hatta bu gerginlik çoğu zaman sadece Hindistan’daki olaylarla sınırlı kalmıyor, Bangladeş, Pakistan ve İngiltere gibi ülkelerde de devam ediyor. Tanrılarından Rama’nın bu camiinin inşa edildiği yerde doğduğuna inandıkları için bu camiiyi yıkan Hindular ile Müslümanlar arasında süregelen anlaşmazlıklar pek çok masum insanın da ölmesine neden oluyor. Böyle bir sokak savaşının ortasında annesini kaybeden Jamal’ın, sorgu sürecinde bu anlaşmazlıklara göndermede bulunması da bu sokak savaşlarının anlamsızlığını ortaya koyuyor. Fakat bu meselenin tek bir sözle geçiştirebilecek bir mesele olmadığı da aşikar.

Annelerini kaybettikten sonra tek başlarına hayatta kalmaya çalışan ikilinin bundan sonraki yaşamları ise, Hindistan’daki sefaletin boyutlarını ortaya döküyor. Soğuk bir kolayla kandırdıkları çocukları dilendirerek para kazanmaya çalışan fırsatçıların elinden güç bela kurtulan ikilinin önünde dolandırıcılık yapmaktan başka bir yol kalmıyor. Bir süre ülkeye gelen turistleri dolandıran ikilinin ergenlik çağına gelmesiyle, gidecekleri yönler de artık farklılaşmaya başlıyor. Seçimlerini yapan ikiliden büyük olan Salim, acımasız hayat şartlarının yarattığı tipik bir Scarface modeli çizerken, küçük olan kardeş Jamal ise; sıradan bir çaycı olarak yaşamayı, suçtan ve beladan uzak kalmayı tercih ediyor. Bu tercih meselesi, sokakta yaşayan çocukların seçim şanslarını göstermesi bakımından da dikkate değer. Sonuçta bu seçim sadece Jamal ve Salim’in seçimi değil. Aynı zamanda Hindistan’da onlar gibi daha milyonlarca çocuk var. Danny Boyle, bu seçimin sonuçlarını çarpıcı bir şekilde ekrana getirerek bir yanıyla da City of God filmindekine benzer bir bakış açısı yakalıyor. Suça batmış bir dünyada kimsesiz olarak büyümenin bir gangster olmak için yeterli bir sebep olamayacağını da gösteriyor.

 

Kenar mahallelerdeki yaşantıları, hızla artan çarpık kentleşmeyi, yetersiz eğitim sistemini ve sokaklarda yaşamanın zorluklarını bir Batılı gözüyle oryantalist bir Hindistan figürü yaratmadan veren Boyle; kuşkusuz bu konuda en büyük desteği de senaryonun temelini oluşturan eserden alıyor. Dışarıdan içeriye bakarak, içeriyi yeterince derin yansıtamama endişesi de, böylece bertaraf edilmiş oluyor. Karakterlerin, ülkenin toplumsal kırılma anlarına gösterdikleri tepkilerin çok gerçekçi oluşu, onların büyürken gösterdikleri değişimi de daha iyi anlamamızı sağlıyor. Örneğin, Salim karakterini ele alırsak; Salim’in bir anda gangster olarak türemediğini de görebiliriz. Yaşadıkları kenar mahallenin en fazla nüfuz sahibi adamı bir gangster. Salim de kendinde cesareti bulur bulmaz, onun yolundan gidiyor. Gangsterlerin prim yaptığı bir dönemde onun cesareti de o mahallenin en önemli suçlusu olan Javed tarafından ödüllendiriliyor. Bu, kuşkusuz o coğrafyanın o zaman dilimde normal karşılanacak bir davranış şekli. Ama tam anlamıyla örgütlenmiş bir mafya grubu olsaydı, muhtemelen Javed’in Salim’i ödüllendirmek yerine, onu bir kalemde silip atması gerekirdi. Fakat henüz bir örgütlemenin oluşmadığı bir dönemde, örgütlenmeye doğru gidilen yolda bütün fedailer Javed için değerli.

Güçlü bir sinematografi…

Filmdeki karakterlerin gerçekçiliği kadar, yönetmen Danny Boyle’un mekan kullanımındaki başarısı da filmin önemli artılarından biri. Hangi mekanı kullanırsa kullansın, canlılığı hiç elden bırakmayan Boyle; hızlı kurgusu, canlı renkleri ve iyi seçilmiş müzikleriyle de karakterlerin çocukluktan yetişkinliğe doğru olan yolculuklarını büyüleyici ve nefes kesen bir maceraya dönüştürüyor. Sıçramalı kurgu ile karakterlerin şimdiki hallerinden geçmişe yapılan geçişler, aralarda kullanılan etkileyici mekanlar ve yarışma-kovalamaca ekseninde aktarılan heyecan hissi; aynı zamanda bir çocukluktan yetişkinliğe geçiş hikayesiyle birleşiyor. Mükemmel bir kurgu ile pek çok farklı yan hikayeyi, yarışma ve sorgulama sahneleriyle koşut bir şekilde aktaran yönetmen, bu sayede, filmin başındaki soruya da cevabını vermiş oluyor: Jamal Malik 20 milyon rupilik ödülü kazanmayı nasıl başardı?

Bu sorunun cevabı Jamal’in hayat hikayesinde gizliyken, yönetmen anlatımında kaderin altını çizmek için de döngüselliğe başvuruyor. Genelde ağlak romantik filmlerin en büyük klişelerinden biridir: Filmin başında karşılaşan ve aralarında bir çekim oluşan kadın ve erkek, filmin son sahnesinde bile olsa bir şekilde bir araya gelir. Alın yazısı veya kaderin cilvesi gibi beylik ifadelerle açıklanan bu birleşme hadisesi, tıpkı Hollywood gibi Bollywood sinemasının da vazgeçilmezlerinden biridir. Aksiyon ve müzikal yanı daha ağır basan Bollywood sinemasının birtakım anlatısal kalıplarına da sadık kalan Boyle, filmde de sık sık ayrılan ve birleşen iki sevgilinin hikayesini de Hindistan’taki inançlar, genel görüler ve beklentiler doğrultusunda vermeyi uygun buluyor. Hindistan’ı oryantalist bir gözle yansıtmasa bile, filmin başlarındaki toplumsal gerçekçiliğe sahip arka plan sonlara doğru zayıflıyor ve anlatım olarak grotesk bir tarza kayıyor.

 

Slumdog Millionaire bu yılın en ilgi çekici filmlerinden biri. Bu, inkar edilemez bir gerçek. Ama filmin bir sinema duygusu vermediği de aşikar. Sıçramalı ve hızlı kurgu, sıkça kullanılan kesmeler, pek çok yerde tekrarlanılan klişe anlatım kalıpları filmin personasını olumsuz etkileyen faktörler. Buna rağmen, iki küçük çocuğun Hindistan’da çocukluktan yetişkinliğe geçişini anlatan yolculuk hikayesi, yarışmanın heyecanının bütün filme yayılması ve bütün hikayenin odağındaki bildik aşk hikayesinin naifliği bir yandan da seyircilerin filme kendilerini kaptırmasını sağlıyor. İçinde, alt-orta sınıfa mensup insanların hayatlarında tanıdık olabilecek pek çok mizansen barındıran Slumdog Millionaire, insanların alışık oldukları temaları anlatması sebebiyle de çoğu insana tanıdık gelecektir. Geçmişten beri Hindistan’ı sömüren pek çok İngiliz’in aksine, Danny Boyle belki Hindistan’ı sömürü amaçlı kullanmamış filminde. Ama her karede kendi yeteneğini göstermekten ve bu şovun kendi şovu olduğunu belli etmekten de geri durmamış. Öyküyü fazla değiştirmeden, ama olay örgüsünü baştan sona kendi hakimiyetine alarak filme bir anlamda kendi damgasını da vurmuş. Özünde klişe bir hikaye anlatmasına rağmen, ilginç ve özgün yan hikayesiyle ve video klip estetiğindeki yönetimiyle bu açığını kapatan Boyle; kendi filmografisinin en başarılı işine de imza atmış. Bu film onu istediği yere getirir mi, bilinmez ama Sunshine’dan sonra iyice azalan kredisini epey arttıracağı kesin.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Önceki makaleWaltz with Bashir
Sonraki makaleKlopka
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013-2019 yılları arasında Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yaptı. 2018 yılından itibaren İstanbul Şehir Üniversitesi'nde görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here