Princess

Princess

556
0
PAYLAŞ

 

princess

Bu sözler filmin baş karakteri August‘a ait. Çok ünlü bir porno yıldızı olan kız kardeşi Christina‘nın aksine 10 emre itaat etmeyi seçmiş, kendini bu yola adamış bir rahibe yani. O, diye bahsettiği ise ilk kez genelev köşesinde gördüğü, henüz ergenliğe bile adımını atmamış küçük yeğeni Mia. Annesinin ölümüyle ortada kalan Mia‘nın bakımını üstlenmeye, ona babalık yapmaya geliyor August. Şu kısacık ömründe baba figürünü çok farklı formlarda görmeye alışmış yeğenine yeniden çocukluğu, masumiyeti öğretmeye çalışıyor, fakat bir süre sonra o da bu gerçek hayattan nasibini alıyor.

Filmin açılışındaki tezatların boyutları size hemen nasıl bir şok dalgasıyla karşılaşacağınızın sinyallerini veriyor. Bir rahip, bir porno stüdyosu, hamile bir kadınla yapılan grup seks. Neredeyim ben, sorusunu soran tek kişi August değil. İlk adımı atma konusunda hiç de çekingen değil, değil mi yönetmen Anders Morgenthaler? Seyirciyi de pek umursadığı söylenemez aslına bakılırsa. Onun derdi başka kitlelerin dikkatini çekebilmek. Peki hangi konuda çekilecek bu dikkat? İşte, o kısım biraz şüpheli. Jenerikten anladığımız kadarıyla sağlam bir anti-porn filmi izlemek üzereyiz. Basma kalıp porno mottolarını gözümüze gözümüze sokan, hatta aralara kapak resimleri de atmayı ihmal etmeyen yönetmenin, ilk intiba konusunda epey başarılı olduğunu söylemek hiç de zor değil. Devamını getirme konusundaysa animasyona güvenmediğinden mi bilinmez, yoksa inandırıcılığı pekiştireceğini düşündüğünden midir, footage olarak tabir edilen, el kamerasıyla çekilmiş kötü kalitedeki gerçek görüntülerle çizgi dünyasında kalmamamız için yakamıza yapışıyor. Burası, iki kardeşin nereden nereye geldiklerine, neden böyle olduklarına dair ipuçlarıyla dolu bir dünya. Bu dünyada toyluk var, bu dünyada yaşama karşı bir acemilik var. Çocuksu oyunların oynandığı araba gezileri, kardeş kardeşe yapılan el şakaları var. El değmemiş bir masumiyet var. Henüz…

Bunun adı porno, August!
Devasa yapbozun minicik bir parçası senin kardeşin!

Film yapımcılarının oyunculara nasıl baktıklarına yönelik bir tokat. Kullanıp atılan bedenleri, öldükten sonra üzerinden para kazanılacak bir et yığını olarak gören sektöre nefretini kusmanın yollarından biri Anders için. Ana fikri çabucak kapıyoruz. Yanındayız, haydi bastır. Öyle de yapıyor zaten film. Ulu orta satılan yetişkin dergilerinde annesini gören Mia, amcasına gururla “Bak, bu benim annem” diyebiliyor, kapaktaki yarı çıplak vaziyette bir haç üzerine oturmuş, rahibe elbisesi giyen Prenses‘i göstererek. Seyirci kroki durumda. Bu kroki durumu devam ettirme niyetindeyiz ve bir süreliğine Anders‘in yanında da gitmeyi başarıyoruz. Ölen kız kardeşinin artık rahat bırakılmasını isteyen rahip, önce porno şirketine (Paradise Lust / Şehvet Cenneti) “insani” yollardan ulaşıp, onlardan kardeşi Christina‘nın, sahne ismiyle Prenses‘in ellerindeki tüm materyallerini yok etmelerini istiyor. Ucu milyon avrolara bağlı olan böylesi bir isteğe ancak Nuri Alço misali kahkahalarla yanıtlanıyor bu ricası.
August‘a tek çözüm kalıyor (mu acaba?): Kural tanımaz bir intikam!

Bu noktadan sonra bazı filmlerden yoğun miktarda etkilenilmiş pasajlar izlemeye başlıyoruz. Yönetmenin de etkilendiğini inkâr etmediği bir Quentin Tarantino ve Kill Bill intikam fikri, tepedeki adama ulaşmak için çıkılmak zorunda olan basamaklar, bu basamakları çıkarken kullanılan teknikler, David Cronenberg‘i andıran kan efektleri, bu kadarı da andırma olamaz artık dedirten A History of Violence‘ın Tom Stall‘una saç modeline kadar benzeyen bir “iyi” figürü, LeonMathilda‘yı yer yer anımsatan bir koca adam küçük kız ilişkisi. Bunca hengame arasında ortada bir de göğsünü gere gere bir şeyler söylemeye çalışan bir Princess var.

Sen de diğerleri gibisin; bir söz verip başka bir şey yapıyorsun!

Kendi adıma filmi cüretkar ancak namert buldum. Söyleyecek o kadar çok sözü var, yumruklamak istediği o kadar çok mertebe var ki; hepsiyle bir sokak kavgasına tutuşuyor ve hiçbirine öldürücü darbeyi vuramıyor. Kimi zaman hasımlarına sarf ettiği sözler sayesinde sert yumruklar atmayı başarıyor, ama işi August‘un intikam serüveninden çok da uzaklaştıramıyor. Bir mesaj filmi mi yoksa basit bir intikam zaferi mi izliyoruz, tam bir kararı yok belki de yönetmenin bu konuda. Üstelik, bu kadar dolu materyalden belki 2-3 film çıkacakken tek bir taneyle yetinilmesi üzücü. Hem de ironik. Aynı, seyircide bir takım beklentiler oluşturup, içi boş hayaller satan porno filmler gibi.

Melih Tumen
tumenm@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleKirschblüten – Hanami
Sonraki makaleJean Renoir

Bir çevirmen. Çeviri onun için kendini ifade etmenin en uygun yolu. Son dönemde animeye sinemadan daha çok önem (değer) veriyor ve haddizatında Japoncaya merak salmış durumda. Sinemada 80 öncesi (Godard hariç) filmlerini elinin tersiyle itmekten çekinmiyor, saygı duymasına rağmen izlemekten hoşlanmıyor. “Sinema öldü!” fikrine katılmasa da sürekli gençleştirme operasyonları geçirdiğini düşünüyor ve dolayısıyla da izleyeceği filmlere katmanlı bir seçicilik uygulamaktan vazgeç(e)miyor. Her tür kara film ve animasyon onun için bir şansı hak ediyor. Reha Erdem ve Satoshi Kôn ne çekse seyrediyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK