Ana sayfa 1920'ler 1927 Metropolis

Metropolis

1605
0

metropolisMetropolis her ne kadar fütüristik bir distopya olarak anılsa da, aslında filmin geçtiği arka plan bir yanıyla da döneme ışık tutar. 1. Dünya Savaşı’nın ardından, endüstrileşmenin ve yeniden yapılanmanın hızla arttığı, kapitalizmin sömürü düzeninin işçilere kök söktürdüğü bir dönemin yansımasıdır. Toplum sınıflara ayrılmıştır ve en altta işçiler vardır. İşçilerin hemen üstünde makineler, en üstte ise, patronlar ve onların aileleri vardır. Üst sınıf rahat evlerde yaşayıp görkemli balolarda eğlenirken, işçilerin çalıştığı yerin hemen aşağısı aynı zamanda yaşadıkları yerdir. İşçiler emeklerinin sömürülmesi ve serbest zaman etkinliklerinin sınırlamasına rağmen, onlara konuşma yapan Maria’nın da etkisiyle bir orta yolun bulunabileceğine inanır. Oysa patronları; işçileri, hata yapmayan ve insana benzeyen robotlarla değiştirmenin hesabını yapmaktadır.

Sinema tarihinin en pahalı ve görkemli filmlerinden biri olan Metropolis, aynı zamanda “üreten eller” ve “planlayan beyin” arasındaki aracıyı “kalp” olarak belirleyen retoriğiyle de farklı okumalara imkan tanır. Hitler, filmin bu mesajını kendi partisinin ideolojisine göre yorumlayarak, aracıyı “devlet” olarak görür ve filmin retoriğini Nazilerin işbirliği ve organizasyon şekline uyarlar. Filmin ucu açık finali de farklı okumaların çürütülmesini engelleyici bir rol oynar. Filmin pek çok farklı okuması olmasına rağmen, şu bir gerçektir ki; Metropolis’teki pek çok konu hala geçerliliğini koruyor. Kapitalizmin gücü arttıkça, orta sınıf eriyerek; zengin ve fakir arasındaki uçurum daha da açılıyor. Çalışma şartları ve hayat şartları bir kesim için daha da zorlaşırken, diğer kesim için hafifliyor. Üreten ellerle planlayan beyin bir türlü kendine bir aracı bulamıyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Önceki makaleDr. Mabuse, der Spieler
Sonraki makaleM
1983, İstanbul doğumlu. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Bölümü'nde yaptı. Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011-2014 yılları arasında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğü yaptı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013-2019 yılları arasında Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yaptı. 2018-2020 yılları arasında İstanbul Şehir Üniversitesi'nde ders verdi. 2018-2021 yılları arasında Sinema Yazarları Derneği'nin (SİYAD) genel sekreterliğini üstlendi. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015)- Burçak Evren'le ortak-, Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016), Aytekin Çakmakçı: Güneşe Lamba Yakan Adam (2019), Osmanlı’da Sinematografın Yolculuğu (1895-1923) [2020], Derviş Zaim Sinemasına Tersten Bakmak (2021) – Tuba Deniz’le ortak-, Orta Doğu Sinemaları (2021) – Mehmet Öztürk’le ortak-, Türkiye’de Sanat Sineması (2022) isimli kitapları da bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here