Don’t Cry Mon Amour

Don’t Cry Mon Amour

462
0
PAYLAŞ


Eski sinema binası Alhambra’nın gösterim odasının altında yaşayan yirmi yaşındaki Fred, ünlü bir sinema ustası olan Baronski’nin kapısını çalar ve ona kendisinin oğlu olduğunu söyler. Bu ünlü yönetmenin tek bir filminde başrol oynamış olan annesi yakınlarda hayata gözlerini yummuştur. Baronski, şimdiye kadar bilmediği bir oğlunun ortaya çıkmasına çok sevinmiştir. Yine de bu marjinal ama sınırsız hayalgücüne ve çekiciliğe sahip delikanlının varlığının, düzenli yaşamını altüst edeceğinin farkındadır. Genç adam için güzel bir film yıldızına aşık olmanın hiç de olağanüstü bir yanı yoktur. Ama bu yıldız Roxanne olunca ve genç kadın ona yalnızca babasının karısı olduğu için yaklaşmış ama zamanla o da genç adama aşık olmuşsa işler karışacak demektir. Roxanne, onu rüyalarının evine çağırır, üstü açık arabasını altına çeker ve ilk smokininin içinde kendisiyle birlikte fotoğrafçı flaşlarının önüne çıkarır. Bu şartlar altında kendini kaybetmemek, yanılmamak, gerçek hayatta mı yoksa bir filmde mi yaşadığına karar verebilmek olası mıdır? Sonunda genç adam, ölümden dönüp kendini hastane yatağında bulduğunda, yanında Roxanne’ın tatlı sesiyle “Fred, bana cevap ver!” diye yalvarmasına dayanamaz.

Duyguların şaşırtıcı ressamı Tony Gatlif, Ağlama Sevgilim’de oldukça tehlikeli “prenses ile çoban” öyküsünü aşırılığa, gösterişçiliğe ve fazla duygusallığa kaçmadan, incelik, alçakgönüllülük ve anlayışla anlatmayı başarmış. Tipik Fransız dekorlarında, teknik olduğu kadar estetik açıdan da büyük bir yaratıcılıkla kotarılmış bu filmin yalın öyküsü, bazı bölümlerde düşsel ve tüm zamanları aşan bir nitelik kazanmakta. Sinema tutkunları için gerçek bir şölen.

PAYLAŞ
Önceki makaleThe Music Teacher
Sonraki makaleAmator
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK