The Music Teacher

The Music Teacher

295
0
PAYLAŞ


Yüzyılın başı. Büyük opera şarkıcısı Joachim Dallayrac, sahnede her zamanki gibi olağanüstü. Ancak, bu akşamki duyurusu hayranlarını düş kırıklığına uğratıyor. Kendisine piyanoda eşlik eden canyoldaşı Estelle ile birlikte artık sahneden ayrılmaya karar vermişlerdir. Bundan böyle yaşamını, tek öğrencisi, en iyi arkadaşının kızı Sophie’ye adayacaktır. Bu genç hanım olağanüstü bir sese sahiptir ve Joachim bu sesi daha da mükemmelleştirecektir. Sakin yaşantısını sürdürdüğü günlerden birgün Joachim köy pazarında Jean’a rastlar. Bu gencin sesi de umut vericidir. Onu şatosuna çağırır. Acımasız bir çalışma temposu ile bu iki gencin ses eğitimini tamamlar. Bu arada dört insan arasında karmaşık bir ilişki gelişmektedir. Sonunda Joachim, öğrencilerine bir şarkı yarışmasına katılma izni verir. Bu yarışma Prens Scotti tarafından düzenlenmektedir. Çok zengin bir soylu olan Prens, Joachim’e büyük bir kin duymaktadır. Kendisi de bir zamanlar ünlü bir şarkıcı olan Prens, bir şarkı yarışmasında Joachim’i alt etmeye çalışırken sesini yitirmiş ve aradan geçen yirmi yol ona bu olayı bir an için bile olsun unutturamamıştır. Olanlardan tümüyle Joachim’i sorumlu tutmaktadır. Şimdi, koruması altındaki Arcas aracılığıyla Joachim’in bu iki öğrencisini yenecek ve ondan öcünü alacaktır. Yarışma sonuçlanıncaya kadar kimin kazandığı anlaşılamaz, çünkü yarışmacıların yüzleri maskelidir.

Yönetmen Gerard Corbiau meydan okuma ve tutkunun işlendiği bu duyarlı ve acımasız öyküden, görüntünün ve müziğin olağanüstü güzellikte dengelendiği eşine az rastlanır bir sinema olayı çıkarmış. Müzik, şan, opera ve sinemanın bu görkemli bileşimi özellikle müzikseverler için gerçek bir şölen.

PAYLAŞ
Önceki makaleThe Jester and the Queen
Sonraki makaleDon’t Cry Mon Amour
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK