Ana sayfa 2000'ler 2009 Woman Without Piano

Woman Without Piano

816
0


İspanyol yönetmen Javier Rebollo’nun “Piyanosu Olmayan Kadın” filmi, Madrid’de eşiyle birlikte yaşayan bir kadının bir gününü konu alıyor. Kadının gündelik hayatı, yaptığı iş, çevresindekilerle iletişimi, sağlık sorunları ve ev yaşamı rutin bir hayatın parçalarını oluşturuyor. Bütün bu öğeler zamanı belirsiz olan hikayedeki isimsiz kadın karakteri anlamamıza ve tanımamıza da yardımcı oluyor. Çevresindeki insanlarla iletişimi son derece sınırlı olan ve pek fazla konuşmayan kadın karakterin gündelik rutinini bir geceliğine bozması ise, bize gündelik hayatın bir yerinde bulduğu çatlak sayesinde yüzeye çıkan Kafkaesk bir ruh halini de hatırlatmış oluyor. Kafka’nın Dava’sında neyle suçlandığından habersiz olan karakterin yaşadığı şaşkınlığın ve tedirginliğin birleşimi ya da Şato’ya bir türlü ulaşamayan, tuhaf bir şekilde olduğu yere hapsolmuş bir insanın nafile çırpınışlarını filmdeki karakterde de görmek mümkün.

Bu ruh halini sırf bir bireyle sınırlandırmamak, daha genel bir perspektiften değerlendirerek, 21. yüzyılda toplumsal yapı ve bireyin içine düştüğü çıkmaz açısından geniş bir okumayla ele almak mümkün. Zira filmin zamanının ve karakterinin belirsizliği de resme daha geniş açıdan bakmamız gerektiğini vurguluyor. Daha önce Iciar Bollain’in 2003 tarihli filmi “Take My Eyes”da, İspanyol toplumundaki aile içi iletişimsizliğe, şiddete, bireysel korkulara, toplumun ataerkil yapısına ve insan ilişkilerindeki yabancılaşmaya tanık olmuştuk. Oysa “Piyanosu Olmayan Kadın” bu yabancılaşmayı daha farklı bir açıdan ele alarak, bunun bireyin varoluşunda yarattığı kırılmaya dikkat çekiyor. Bir tür aidiyet ve kimlik bunalımını açık ediyor. Kadının anne ve eş rollerinden uzaklaştığında yaşadığı boşluk anı, bir anlamda toplumun önyargılarının bireyi şekillendirirken, diğer yandan bireyin içini boşalttığını da gösteriyor.

Bu ortamı hazırlayan başlıca faktör ise, toplumun bireylere kazandırdığı ve bireylerin arkasına saklanarak yaşadığı toplumsal maskeler, indirgeyici toplumsal roller. Bu maskeler bir yandan bireye bir kimlik kazandırırken, öte yandan ise bireyi kimliksizleştiriyor. Filmdeki kadının eline bavulunu alarak kendini dışarıya atmasıyla ilginçleşen hikaye, bu açıdan oldukça önemli bir sosyolojik saptamayı da beraberinde getiriyor. Toplumsal rollerimizi dışarıda bıraktığımızda biz kimiz aslında? Biz diye bir şey var mı? Varoluşumuzu belirleyen, aidiyetimizi güçlendiren ve kimliğimizi şekillendiren şeyler neler? Bütün bu soruları filmde sorgulamak mümkün. Film de zaten cevaplardan çok bu sorularla ilgileniyor ve herkesin kendi cevabını kendisinin bulması konusunda ısrarcı bir tavır sergiliyor.

Seyircisini zorlayan bir film olmasına rağmen, minimalist filmleri sevenlere bu farklı İspanyol filmini rahatlıkla önerebilirim.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

Önceki makale17. Altın Koza Film Festivali Değerlendirmesi
Sonraki makaleSylvain Chomet Röportajı
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013-2019 yılları arasında Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yaptı. 2018 yılından itibaren İstanbul Şehir Üniversitesi'nde görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here