Sylvain Chomet Röportajı

Sylvain Chomet Röportajı

431
0
PAYLAŞ


Q: Senaryoyu nasıl oluşturduğunuza dair biraz bilgi verebilir misiniz? O konuda bazı tartışmalar yapılıyor.

Slyvain Chomet: Hayır, o kadar da tartışma olmadı ama İngiltere’de kötü bir gazetecilik örneği sergilendi. Belleville’de Randevu (Belleville Rendez-vous, 2003) üzerinde çalıştığım zamanlarda Jacques Tati’nin kızı Sophie Tatisheff ile Bayram Günü’nden (Jour de Fête, 1949) bir bölüm kullanmak amacıyla izin istemek için irtibata geçtim. İzin alabilmek amacıyla ona elimizdeki materyali, Belleville’de Randevu senaryosunu ve o zamana kadar çektiğimiz birkaç görüntüyü gösterdik ve bunları beğendi. Tüm bunlar ona yabancı gelmedi ve senaryoyu hatırladı. Açık olarak bir babanın kızına mektubu olan filmin kendisiyle ilgili olduğunu biliyordu. Tati bu senaryoyu üç veya dört yıl kadar uzun sayılabilecek bir süre içinde yazmaya başladığı sırada 13 yaşında olan kızının büyümekte olduğuna şahit olmuştu. Sophie bize Bayram Günü’nden bir bölüm kullanmamız için izin vermişti ve kastettiği senaryoydu. Onunla iletişime geçtikten kısa bir süre sonra hayatını kaybettiğinde tanışmamıza bile fırsat olmamıştı. Sonrasında Jacques Tati’nin mirasçılarından Les Films de Mon Oncle’den Jerome Deschamps ve Mikall Micheff ile iletişime geçtik ve bana senaryoyu verdiler. Senaryoyu çok beğendim. Babayla kızı arasındaki muhteşem ilişkiyi konu alan senaryo çok güçlü ve aynı zamanda sadeydi. Bugün 17 yaşında olan kızım film için çalışmaya başladığımızda 5 yaşındaydı ve benim onunla ilişkilerimden dolayı senaryo bana çok yakın gelmişti. Filmin haklarını satın aldık, Deschamps ve Micheff mutluydu. Dolayısıyla senaryo hakkında tartışmalı bir durum yok.

Q: Ancak, sizin de daha önce ifade ettiğiniz gibi basında senaryo ve filminiz hakkında bazı tartışmalar yer aldı.

Chomet: Richard MacDonald adında Jacques Tati’nin torunu olduğunu söyleyen bir kişiden mektup aldım. Mektupta Tati’nin savaş yıllarında Lido’da (Paris) bir kadınla tanıştığını ve sonradan kadının bir kıza hamile olduğuna dair hikayeyi anlattı. Ancak o sıralarda evli olan Tati sorumluluk almak istememişti. Ayrıntılarını merak ettiğim bu hikayeyi öğrenebilmek için mektubu aldıktan bir süre sonra bu adamla tanışmaya karar verdim. Ancak tanıştığımızda saldırgan bir tutumla beni provokasyonda bulunmakla suçladı. Ben de ona: “Eğer bir baba ile kızı hakkında güçlü ve duygusal bir hikayeden söz ediyorsan kızınla birlikte bu deneyimi yaşamış olmalısın. Bu nedenle hikayeyi hiç görmediği ve birlikte yaşamadığı bu kıza ithaf etmesi için herhangi bir neden olamaz” şeklinde cevap verdim. Eğer bu konuyla ilgili bir sorunu varsa Jacques Tati’nin mirasçılarıyla konuşması gerektiğini söyledim. Sonrasında filmi izlememiş birisinden The Guardian’da filmle ilgili tüm bu sevimsiz konuların yer aldığı bir makale yayınlandı. [Editörün notu: The Guardian’dan Vanessa Thorpe Tati’nin torunu Richard MacDonald’dan alıntı yaparak şöyle yazmıştı: “Tati’nin yaşadığı sorunları bilmeden L’illusionniste’in orijinal senaryosunu sabote etmek yazarına grotesk, eklektik ve nostaljik bir saygı gösterisinde bulunmanın ötesinde son derece saygısızca bir davranış.”]

Q: Filminiz için senaryodan uyarlama yaptığınız sırada Tati gibi tanınmış bir yönetmenin çalışması baskı hissetmenize neden oldu mu?

Chomet: Beni yönlendiren iki unsur vardı. Öncelikle Sophie; sadece senaryonun kendisiyle ilgili olduğundan dolayı değil, bunun ötesinde bir babanın büyümekte olan kızına hayatı anlatmaya çalışması üzerine kurulu olmasıydı. Senaryoyu okuduktan sonra bir şeyler yapmam gerektiğini düşündüm çünkü Sophie Taticheff bu haliyle filmin çekilmesini istemiyordu. Kimsenin filmde babasını canlandırmasını istemiyordu. Ayrıca, senaryo Jacques Tati’nin diğer işleriyle kıyaslandığında ayrıksı bir yerde durması benim için önemliydi. Eğer filmi yapabilseydi kariyerinin farklı bir yönde ilerleyeceğini düşünüyorum. Uzun bir süreyi kapsayan filmin farklı yerlerde ve sıklıkla seyahat ederek ilerlemesi Tati için sıra dışı bir durumdu. Bu nedenle, başka bir Monsieur Hulot değildi. Benim için zor olan yanı ise bunu animasyonda başarılı bir şekilde yapabilmekti.

Q: Yaşıyor olsaydı Tati’nin animasyonu onaylayacağını düşünüyor musunuz?

Chomet: Bilmiyorum. Çizime hayran olduğunu biliyorum ancak kendisi çizemediği için biraz hayal kırıklığına uğradığını düşünüyorum. Ayrıca filmlerinde her zaman çocuklukla sıkı bağlar bulunduğunu görüyoruz. Örneğin Play Time’a (1967) baktığınızda tanımladığı dünya çok kötü. İç karartıcı, gri, monoton ve neredeyse robot gibi. Ancak yine de sonundaki o güzel atlıkarınca sahnesiyle çocukça bir hale geliyor. Bence bu hayata bakışın çok güzel bir yolu. Aynen Amcam’daki (Mon Oncle, 1958) küçük çocukta olduğu gibi filmlerinde sıklıkla bu unsurlar var. Aynı sebeple Sihirbaz’ın (The Illusionist, 2010) sonu bana iç karartıcı gelmiyor. Baba ve kızı kendi yollarına gidiyorlar. Genç ve farklı bir kuşağa ait olan kız kendi kültürüne uygun bir yaşamı seçiyor. Yaşlı adam ise yaşamına devam ediyor ve başka bir şey yapıyor. Bana kalırsa sonunda tekrar karşılaşmaları çok etkileyici. Sorunuza gelecek olursak, eğer Tati’yle tanışabilseydim isteyip istemeyeceğini bilemiyorum. Aslında çoğu zaman kahramanlarınızla hiç tanışmamak daha iyi olabiliyor!

Q: Daha önce Belleville’de Randevu’da yaptığınız gibi filmde Tati’nin olduğu bir sahnenin bulunmasına nasıl karar verdiniz?

Chomet: Filmde yer alıp neler olup bittiğine bir göz atmasına ihtiyaç duyduğumu hissettim. Animasyon Tati ile gerçek Tati bir ayna gibi birbirlerine bakıyorlar ve “Kalmak istiyor musun?” diye sorup ardından “hayır, hayır, hayır” diye cevaplayıp ayrılıyorlar. Bence en azından bir an için orada olmalıydı.

Q: Bu film önceki çalışmalarınızdan daha farklı bir yerde duruyor.

Chomet: Evet, kesinlikle. Belleville Randevu oldukça iyi gitti ve pek çok kişi bana gelip: “Film çok iyiydi, tekrar böyle bir film yapacak mısınız?” gibi sorular soruyordu. Ancak ben bunu tekrar yapmak istemiyordum. Tamamen farklı bir şey yapmak istiyordum. İlk başta senaryonun animasyon için yazılmamış olması zorluk gibi görünse de bunu yapabileceğime ikna olmuştum. Cannes’a yaptığım tren yolculuğu sırasında senaryoyu okudum ve tren yolculuğu ile film arasında ilişki olduğunu hissettim. Kamera kullanımı ve bazı konularda daha sade olabilmek için Jacques Tati’ye ihtiyacım olduğunu hissettim. Ancak yaptıklarımızı daha basit yapmaya çalışmak ve basit görünmesini sağlamanın inanılmaz derecede zor olduğunu tekrar deneyimlemiş oldum.

Q: Her şeyin üç boyutlu yöne gitmeye başladığı günümüzde iki boyutlu bir iş yapmak meydan okumak mıydı yoksa size çekici bir fikir olarak mı göründü?

Chomet: Evet, bugünlerde iyi animasyoncuların çoğunlukla üç boyutlu işlerle uğraşmaları bizim için sorun oldu. Sanal dünyadan oluşan ve esasında ipleri olmayan kuklaları yönetmeye benzeyen üç boyutlu çalışma eskizlerde iyi olmanızı gerektirmesi gibi yönleriyle iki boyutlu yapımdan daha az bilgi sayesinde gerçekleştirilebiliyor. Ancak iki boyut animatörleri ‘geleneksel’ anlamda çizim yapan, hızlı çizebilen ve anatomiyi iyi bilen kişiler olmalılar. İnsanların ve hayvanların davranış ve hareketlerini bilmeniz gerekir.

Q: Çocukların filminizi nasıl bulacağını düşünüyorsunuz?

Chomet: Hiçbir zaman çocukları genel izleyici kitlesi olarak amaçlamadım. Bence bunu yaparsanız kendinizi sınırlandırmış olursunuz. Ancak öte yandan, pek çok çocuğun Belleville’de Randevu’yu beğenerek izlemiş olması benim için sürpriz olmuştu. Örneğin, evde pek çok Pixar filmi olmasına rağmen kızımı hiçbir zaman film izlememesi için zorlamamışımdır. Ancak bir gün DVD’yi gördü, izlemek istedi ve çok beğendi. Bence çocuklar için hepsi gerçek. Çoğu kişi animasyon gördüğünde büyüleniyor. Animasyon bir sihir.

Çeviren: Erdem Korkmaz

Bu röportaj ilk olarak Electricsheepmagazine sitesinde yayımlanmıştır.

PAYLAŞ
Önceki makaleWoman Without Piano
Sonraki makaleJean-Luc Godard Röportajı

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK