Ana sayfa 2000'ler 2009 Fish Tank

Fish Tank

1762
0

15 yaşındaki Mia’nın en büyük tutkusu danstır. Dans yarışmasına katılıp kazanmak için kendi kendine çalışmaktadır. Kafasına göre takılan annesi ve arkadaşlarıyla sorunları olan Mia‘nın yaşamı, annesinin eve yeni bir erkek arkadaş getirmesiyle değişmeye başlar. Yakışıklı ve karizmatik Connor, Mia için bir baba figürü olmasının yanında duygusal ve cinsel yönden de ilgisini çeker. 2010 BAFTA ödüllerinde En İyi İngiliz Filmi seçilen, 2009 Cannes’da da jüri özel ödülü alan Fish Tank, Andrea Arnold’un yazıp yönettiği ikinci uzun metraj çalışması. İlki olan Red Road’da gerek konu, gerekse tempo açısından çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim. Fish Tank ise Red Road’a nazaran daha dinamik, dramatik ve sürükleyici bir yapıda. Yine de her iki filmin, kadın ruhunun sıkıntılı bir atmosfere hapsedilme duygusu yönünden ortak paydaları yok değil. En güçlü yanı doğallığı. Sanki bir reality izliyormuş hissi yaratması, akvaryuma benzeyen site dairelerindeki hayatların çalkantıları gerçekçi bir bakışa sahip. Seyirciyi adım adım iç burkan bir drama hazırlamasıyla, içinden çıkmak için can atılan bir akvaryumdan çıkışın da peri masalları gibi sonuçlanmayacağı yönündeki savunusunun ayaklarını yere bastırabiliyor.

Mia rolündeki Katie Jarvis’in birçok festivalden ödülle dönen performansı, çoğunlukla rol yapıyormuş duygusu vermeyen, ama bu yüzden keyif veren bir duruş sergiliyor. Zaten kendisi oyuncu da değil. Andrea Arnold onu tesadüfen bir tren istasyonunda gördükten sonra seçmelere katılması için ikna etmiş. Böylece sinema dünyası, ümit veren genç bir yetenek daha kazanmış. Jarvis hem Mia karakterinin, hem de filmin yükünü belki de hiç özel bir çaba sarfetmeden taşıyabilmekte. Jarvis’in yanı sıra, ilk çıkışını Ken Loach ustanın It’s a Free World… filmiyle gerçekleştiren Kierston Wareing’in büyümemiş anne Joanne rolü de Mia etrafında daralan hayat çemberinin en mühim parçasını oluşturmakta. Tabiî 300, Hunger, Eden Lake, Inglourious Basterds filmlerinin başarılı aktörü Michael Fassbender’ın canlandırdığı Connor da başka bir mühim parçasını…

Fish Tank, yine bir BBC Films yapımı olan An Education ile bazı benzerlikler taşıyor. Ama An Education’ın elegan ve kurgusal barizliklerinin karşısında Fish Tank’in çiğ tadını benzeştirmek gibi bir niyet sözkonusu değil elbette. Sadece her iki filmin merkezinde yer alan iki genç kızın kendi akvaryumlarından çıkıp engin denizlere açılma hayalleri sonrası çektikleri sancılarla kendini gösteren bir benzerlik bu. Anlaşılan BBC Films, kendilerinden yaşça büyük erkeklerle ilişkiye giren kızlar konusundaki hassasiyetini, bu tür filmleri mesaj niyetine kullanarak toplumsal bilinç edindirme misyonu yüklenmiş. Ne diyelim, mesaj vereceksen de bu iki film gibi ver. Bu açılardan baktığımda Fish Tank’i daha çok beğendiğimi itiraf edeyim. Bundan böyle Andrea Arnold da Red Road’un ardından daha farklı beklentiler içinde izlenecektir bana göre. Özellikle 2011’de görücüye çıkacak olan ve daha önce William Wyler, Luis Buñuel, Peter Kosminsky, Robert Fuest, A.V. Bramble, Jacques Rivette gibi yönetmenlerin uyarladığı Emily Brontë romanı Wuthering Heights’i yorumlayacak olması, her ne kadar artık kendisinden Fish Tank gibi spontane hikâyeler umulsa da ilginç bir haber olarak görünüyor.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

Önceki makaleTerribly Happy
Sonraki makaleYorgos Lanthimos Röportajı
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here