Ana sayfa 2010'lar 2011 The Future

The Future

882
0

Çok sevdiğimiz ve her yeni işini merakla beklediğimiz Miranda July’nin son filmi The Future‘un ilk gösterimi geçtiğimiz günlerde Sundance Film Festivali’nde yapılmıştı. July ile son filmi üzerine yapılmış söyleşiyi festivalle aynı zamanda bizler de çevirerek siteye eklemiştik. Şimdi de filmin Sundance’taki gösteriminden sonra IndieWire’da çıkan tanıtım ağırlıklı bir yazıyı paylaşıyoruz. Anlaşılan July’nin son filmi de yönetmenin daha önceki işleri kadar alışılmadık ve heyecan verici…
Yazar, yönetmen ve video sanatçısı Miranda July, 2005 yılındaki ilk filmi Me and You and Everyone We Know’un ardından uzun süredir beklenen ikinci filmi The Future ile sıradışı dünyasına geri döndü. Daha önceki filminde yaptığı gibi eğlenceli insan davranışları üzerine yaptığı çalışmasına benzer olarak, yeni filmi, çevrelerindeki dünyadan tecrit edilmiş hisseden insanlar hakkında. Los Angeles’ta 30’lu yaşlarını yaşamakta olan bir çiftin yaşamlarının bir sonraki aşamasında kendilerini bekleyenler konusunda eğlenceli ve aynı zamanda hüzünlü yönlerinin anlatıldığı bu filmde, hikâye anlatımının ötesinde eşsiz bir kasvetli anlatım da izleyicileri etkiliyor.

“Donmuş zaman” üzerinde yer alan açılış jeneriğiyle başlayan filmde July, evlat edindikleri kedinin gelişiyle ilişkileri sorunlu hale gelen Sophie (July) ve Jason’ın (Hamish Linklater) kişisel dramlarını perdeye taşıyor. Sıradışı hikâye anlatıcısı şairane kedi “Paw Paw” dışarı çıkma konusunda duygusal bir şekilde ahkam keserek daha ilk saniyelerinden filmin iç hesaplaşma hissini oluşturuyor (July kedinin bakış açısı ve bir çift kukla patiyle filmin kaygısız ruhunu gösterdiğini düşünüyor).

Hasta olan kediyi hayatlarına resmi olarak dâhil etmeden önce bir ay kadar süreyle veterinerde bırakmak zorunda olan çift, bu tarihi ilişkilerinin bir sonraki aşamasının başlangıcı olarak değerlendirmeye karar veriyor. Geleceklerini tasarlamak onları uçurumun kenarına getiriyor. “Kırk aslında elli”. Sophie erken orta yaş bunalımın düzenli yaşamlarını anında dengeleyen bir unsur olduğunu iddia ediyor.


Beklentileri hakkında ansızın kafaları karışıyor ve ikisi de yeni amaçlar aramaya başlıyorlar. Jason işinden ayrılıp müşteri temsilcisi olup tesadüfen ağaçları korumak için çalışan bir gönüllü olduğu sırada Sophie hayatını dansa adamaya karar veriyor. Ancak asıl değişimleri işleriyle ilgili konulardan öte kişisel düzeyde yaşanıyor. Birdenbire oluşan bir istekle Sophie veterinerin ofisindeki satın aldıkları resmi yapan kişiyi arıyor ve banliyödeki sıradan adam Marshall (David Warshofsky) ile aralarında bir bağ oluşuyor.

Aralarında oluşmaya başlayan ilişki, July’de tanımadığı yabancı bir sanatçının tüm eserleri aracılığıyla yabancılaşmalarını dindirmeleri biçiminde internet üzerindeki “Ben” ve “Sen” gibi başka bir örneği oluşturuyor. Ancak bu defa Sophie’nin ihaneti evrensel bir kaygıyı çağrıştırmaya adanmış filmde bilinen bir sapma biçiminde gerçekleşiyor. Jason, Sophie’yle diğer adam hakkında yüzleşmekten kaçınmak amacıyla sahneyi dondurduğunda, kendisini rahatlatıcı ve kozmik tek dostu olan ve bilgece öğütler vermeye istekli ay ile soyut bir belirsizlikte buluyor.

Sophie, Jason’la yaşadığı tedirgin gizli hayatı, sorumluluktan kaçışı ve yolunu kaybetmesini tam anlamıyla kendisini yakalayan ve içine kaybolduğu bir tişört ile sembolize ediyor ve ayinsel dansı ile daimi uyumsuzluğunu ifade ediyor. Bu esnada Jason da kendisinin gelecekteki yaşamını temsil edebilecek olan yaşlı bir adamla alışılmadık bir bağ kuruyor. July, The Future ile tuhaf, sıradışı ve sembolik olarak derine işleyen amaçlarını biçimsel olarak uç noktalara taşıyor.

Jon Brion’un güzel müziğinin eşliğinde ilerleyen film izleyicilerde tanıdık bir acı tatlı tat bırakıyor, ancak öte yandan orijinal bir nüansa sahip. Kendisinden şüphe etmeye eğilimli sıradışı yaratıcı çiftin ilişkilerinin eriyip gitmesinin tasvir edildiği July’ın bu ikinci filmi ile eşi Mike Mills’in yakında gösterime girecek olan filmi Beginners arasında güçlü benzerlikler bulunuyor. Ancak, July’ın hikâyesi daha deneysel bir noktada yer alıyor. Metaforik içeriğini açık uçlu bir şekilde bırakarak asıl başarısını sağlayan filmde, gelecek hakkında kestirilebilecek yegane şeyin bunu hayal etmeye istekli zihinler olduğunu öne sürüyor.

Eric Kohn / IndieWire
Önceki makaleSeyfi Teoman Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i Anlattı
Sonraki makaleBizim Büyük Çaresizliğimiz’le İlgili İlk Yorumlar
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here