How Much Does Your Building Weigh, Mr. Foster?

How Much Does Your Building Weigh, Mr. Foster?

437
0
PAYLAŞ


Çağdaş mimarinin en önemli isimlerinin başında gelen Norman Foster’ın hayat hikâyesini, mimariye yaklaşımını ve yaptığı eserleri konu alan belgeselin en önemli noktası belki de, bize mimariyi ve mimarinin insan hayatını nasıl değiştirdiğini göstermesi oluyor. Büyük insanların ya da dâhilerin hayat hikâyelerini anlatan belgesellerin genelde en büyük dezavantajı, ele aldığı özneyi nesneleştirerek vermesidir; belgesele konu olan “büyük” insanlar hiçbir zaman belgeselde bir özneye dönüşmez, öznelikleri onlardan alınır ve hayatları bir metaya dönüştürülür. Kişinin geçirdiği değişim, yaşadığı dönüşüm yerine, hayatındaki mihenk noktaları üstünkörü bir şekilde aktarılır ve abartılı bir yaklaşımla, bu insanların insanüstü yanları öne çıkartılır. Oysa bu belgeselde, Norman Foster’ın yaşadığı dönüşüme ortak olmak, onun sıradan bir insan olarak nelerle baş ettiğini görmek ve ona bir insan olarak saygı duymak mümkün.

Belgeselin bir diğer artısı da, Foster’ın günümüzdeki kentleşmeye bakışı, getirdiği çözüm önerileri ve mimarinin insan hayatına etkisi gibi faktörlerin Foster’ın kişisel hikâyesi kadar belgeselde öne çıkması. Her geçen gün yaşam kaynaklarımızı tüketirken ve çarpık kentleşme önlenemez bir şekilde artarken, insan yaşamının artık “sürdürülebilir” olmadığı da belgeselin dile getirdiği çarpıcı gözlemlerden biri. Foster’ın bu konudaki çözüm önerileri, alternatif şehir planlamaları ve tabii ki Foster’ın 20. ve 21. yüzyılın çehresini değiştiren unutulmaz yapıları (Pekin Havaalanı, Hearst Binası, Millau’daki köprü, Reichstag vb.) yaşadığımız dünyaya bakışımızın da değişmesine önayak oluyor. Bu açıdan bakıldığında, Binanız Kaç Kilo, Bay Foster? kesinlikle bir belgeselin yapabileceği etkiden çok daha fazlasını gerçekleştiriyor. Herkesin izlemesinde fayda var.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleIciar Bollain Röportajı
Sonraki makaleMelancholia’nın İlk Fragmanı Yayınlandı
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK