Pina

Pina

390
0
PAYLAŞ


Wim Wenders Pina’da, Pina Bausch’un hayat hikâyesini anlatmıyor sadece; bir yandan da Bausch’un koreografilerini, enerjisini ve yaratıcılığını kapalı mekânlardan açık alanlara, günlük hayatın içine taşıyor. İşlek bir otoyolun kenarına, metro istasyonuna, yürüyen merdivenlere, parklara, yüzme havuzlarına ve akla gelebilecek daha pek çok alana Bausch’un ışığıyla yaklaşıyor ve sanatı, insanın varoluşunu ifade eden bir araca dönüştürüyor.

Wenders’in çektiği belgesel, kesinlikle Bausch’u anlatan dansçıların sözel ifadeleriyle şekillenen bir “konuşan kafalar” belgeseli değil. Bausch’un hayat felsefesini özümsemiş dansçıların hepsi aynı zamanda Bausch’un bir parçası olmuş durumdalar. Bausch’la aralarındaki özel iletişim sayesinde, danslarıyla Bausch’u perdede yeniden diriltiyorlar. Onun koreografisini canlandırmıyorlar sadece; Bausch’u da canlandırıyorlar. Bu, Bausch’un kendi yaşamından ve hayat felsefesinden kaynaklandığı kadar, Wenders’in onunla ilgili bir belgesel yapma fikrine yaklaşımıyla da alakalı tabii ki. Wenders de tıpkı diğer dansçılar gibi Bausch’u kendi süzgecinden geçirerek, kendi iç görüsüyle yeniden yansıtıyor. Bausch’u gündelik hayatın içine sızdırmayı, ondan bir parçayı alıp bir varoluş formuna dönüştürmeyi başarıyor. Bu açıdan bakıldığında, Pina bir belgeselin vaat ettiği gerçekliğin çok ötesinde metafizik bir düzleme oturuyor. Bausch’un inanılmaz yaratıcılığıyla icra ettiği sanatı, bizlere bambaşka bir ufuk açıyor.


Barış Saydam

bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleAronofsky Venedik’te Jüri Başkanı
Sonraki makaleBir Zamanlar Anadolu’da’nın Fragmanı Yayınlandı
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK