Ana sayfa Haber Pembe Hayat KuirFest Başlıyor

Pembe Hayat KuirFest Başlıyor

726
0


Türkiye’nin ilk kuir festivali Pembe Hayat KuirFest 17-24 Kasım tarihleri arasında Ankara’da yapılacak. Amerika’dan Kanada’ya, İsveç’ten Hollanda’ya, 15 ülkeden 50’ye yakın LGBT temalı film ilk kez Ankaralı sinemaseverlerin karşısına çıkacak.

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği Festival, LGBT bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekerken Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın konuşulmasına, tartışılmasına olanak yaratacak.

LGBT hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan Pembe Hayat KuirFest, sinemadan edebiyata, müzikten videoya pek çok farklı türü buluşturacak ve Türkiye ve dünyadan kuir sanatçıları bir araya getirecek.

AÇILIŞ FİLMİ: ZENNE
Pembe Hayat KuirFest’in Açılış Töreni 17 Kasım Perşembe günü saat 19:00’da Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda başlayacak. Sunuculuğunu Pembe Hayat Derneği’nin kurucusu ve Teslimiyet filminin oyuncularından Buse Kılıçkaya’nın yapacağı gece Batu Ekmekçi ve Berna Anıl’ın müzik tarihinin unutulmaz kuir şarkılarını söyleyecekleri mini bir konserle başlayacak.

Festival’in açılış filmi ise, Antalya Film Festivali’nde büyük ilgi gören ve ayakta alkışlanan ZENNE adlı film olacak. M.Caner Alper ve Mehmet Binay’ın, 2008’de eşcinsel olduğu için ailesi tarafından öldürülen Ahmet Yıldız’a adadıkları film, Ankara galasını Festival kapsamında yapacak. Geceye filmin yönetmenlerinin yanı sıra oyuncuları Kerem Can, Erkan Avcı ve Tilbe Saran da konuk olarak katılacak.

Ğ
Festival’in Türkiye sinemasının en yeni örneklerine yer verdiği “Ğ” bölümünde ZENNE’nin yanı sıra Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödül alan Nar da Ankara’da ilk kez Pembe Hayat KuirFest’te seyirciyle buluşacak.

Ümit Ünal’ın Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “Jüri Özel Ödülü”nü kazanan filmi Nar, bir kadının kendi adaletini aramasıyla başlayan bir hikâyeyi anlatıyor. Filmin 21 Kasım’da yapılacak gösterimine Ünal’ın yanı sıra oyuncuları İrem Altuğ, İdil Fırat, kurgucusu Çiçek Kahraman ve yapımcısı Erdem Avşar konuk olarak katılacaklar.

KUİR KÜLTLER
Kuir Sinemanın unutulmaz filmlerine ayrılan “kÜLT” bölümünde dört film gösterilecek. Türkiye sinemasının bugün bile izlendiğinde farklı tatlar sunan klasikleri Köçek (1975) ve Dönersen Islık Çal (1992) ile Jean Genet’nin 1950 tarihli filmi Bir Aşk Şarkısı (Un Chant D’amor) ve Todd Haynes’ın ilk kurmaca uzun filmi Zehir (Poison, 1991) “kÜLT” bölümünün filmleri…

Sinemamızın kÜLT’leri
Nejat Saydam’ın senaryosunu yazdığı ve yönettiği Köçek, interseks Caniko’nun hikâyesini anlatıyor. Caniko rolünde Müjde Ar’ı erkek ve kadın rollerinde izleyeceğimiz Köçek, gerek hikâyesi gerek anlatımıyla sinemamızın en ilginç filmlerinden birisi sayılıyor. Televizyon ekranlarında izlemenin pek de mümkün olmadığı Köçek’i nihayet bir festivalde izlemek büyük bir şans olacak.

Beyoğlu’nun arka sokaklarında barmenlik yaparak yaşamını sürdüren bir cüceyle, seks işçiliği yapan bir transın dostluğunun anlatıldığı Dönersen Islık Çal ise, 90’lar Türkiye sinemasında sıkça karşımıza çıkan, marjinal karakterler üzerinden hayatı sorgulayan filmlerin en başarılılarından sayılıyor. Orhan Oğuz’un yönettiği, başrollerini Fikret Kuşkan ve Mevlüt Demiryay’ın paylaştığı film aynı zamanda sinemamızın en romantik trans karakterlerinden birini yaratıyor.

Genet’nin izinden…
Fransız edebiyatının önde gelen roman ve oyun yazarlarından Jean Genet’nin ilk ve tek filmi olan Bir Aşk Şarkısı, bir Fransız hapishanesinde geçiyor ve gardiyanların röntgenci bakışları altında iki mahkûmun hücrelerini ayıran duvarda açtıkları bir delikten arzularını tatmin edişlerini betimliyor. Kuir Sinema’nın ilk önemli örneklerinden biri sayılan film, Amerika’da 70’lerin sonuna dek yasaklanmış, İngiliz Film Enstitüsü de yıllar sonra ancak sansürleyerek bu filmin gösterimine izni vermişti.

Velvet Godmine (1998), Cennetten Çok Uzakta (Far from Heaven, 2002), Beni Orada Arama (I’m Not There., 2007) gibi kuir filmlerinden tanıdığımız bağımsız yönetmen Todd Haynes’ın ilk kurmaca uzun filmi de olan Zehir ise, 90’ların en özgün ve cesur filmlerinden biri. Görünürde farklı ama hikâyeleri sonunda birbirine bağlanan üç karakteri anlatan film, Bush politikalarının sinemada ahlakçılığı hortlattığı yıllarda pek çok tepkiye yol açmış, yasaklarla karşı karşıya kalmıştı.

GÖKKUŞAĞININ ALTINDA
Festival’in “Gökkuşağının Altında” bölümünde Almanya’dan Fransa’ya, Portekiz’den Arjantin’e son yılların ödüllü ve seçkin LGBT temalı filmleri Ankara’da ilk kez KuirFest’te görücüye çıkıyor.

Teddy’ler KuirFest’e Geliyor
“Gökkuşağının Altında” bölümünde, 1987’den beri Berlin Film Festivali kapsamında dağıtılmaya başlanan ve LGBT sinemasının en prestijli ödülü sayılan Teddy Ödülü’nü almış filmler dikkat çekiyor.

Bu yılın Teddy’lerinde “En İyi Film” seçilen Arjantin yapımı Yok (Ausente, 2011) yüzme hocası Sebastian ve öğrencisi Martin arasındaki gerilimli ilişkiyi anlatan, gösterildiği festivallerde büyük ilgiyle karşılaşan bir gey filmi. Teddy Jüri Ödülü’nü alan Fransa yapımı Tomboy (2011) ise on yaşındaki Laure’nin cinsel kimliğini keşfetme sürecinde başından geçenleri anlatıyor. Hikâyesiyle yine festival kapsamında gösterilecek Pembe Hayat filmini hatırlatan film, özellikle amatör çocuk oyuncuların olağanüstü performanslarıyla dikkat çekiyor.

Gökkuşağı İspanya’dan Portekiz’e uzanıyor
Berlin Film Festivali’nde Panaroma bölümünde gösterilen ve CICAE (Uluslararası Sanat ve Deneme Sineması Konfederasyonu) Ödülü’nü alan Ander (2009), küçük bir köyde çiftçilik yapan, yaşlı annesi ve yakında evlenecek kızkardeşiyle birlikte yaşayan Ander’in monoton hayatının Perulu göçmen José’nin gelişiyle değişmesini anlatıyor.

İspanyalı yönetmenler Jon Garaño ve José María Goenaga’nın birlikte yönettikleri 80 Gün İçin (For 80 Days, 2010) geçen yılın ödül avcısı filmlerinden… San Sebastian’dan Hamburg, Amsterdam ve Torino’ya, pek çok festivalden ödül toplayan film, gençliklerinde çok yakın arkadaş olan Axun ve Maite’nin ilk öpücüklerinden 50 yıl sonra karşılaşmalarını anlatan etkileyici bir dram.

Lübnanlı oyuncu Amor Hakkar’ın bu sene Sundance’da büyük ödül için yarışan filmi Birkaç Günlük Mola (A Few Days Of Respite, 2010), eşcinsel oldukları için sevgilisi Hasan’la birlikte İran’dan Fransa’ya kaçan Muhsin’in birkaç günlüğüne konakladıkları köyde yalnız yaşayan Yolanda adlı bir kadınla tanışmasını ve yakınlaşmasını konu ediniyor. Etkileyici finaliyle hafızalara kazınacak film, İran’da eşcinsellere uygulanan zulmü anlatırken Fransa’nın göçmenlere bakışını da gözler önüne seriyor.

Bölümün diğer filmleri arasında, Almanyalı usta yönetmen Tom Tykwer’in günümüz kentli insanlarına ve ilişkilerine alaycı bir yaklaşım getiren ve seyircinin ahlak anlayışıyla oynayan filmi Üç (Three, 2010), trans erkek transeksüel Lukas’nın Fabio adlı bir geye aşık olmasını anlatan, Rainbow Honolulu ve Oslo LGBT film festivallerinden ödülle dönen Romeolar (Romeos, 2011) ve drag yıldızı Tonia’nın mendil ıslatan hikayesiyle yürek parçalayan Portekiz filmi Erkek Gibi Ölmek (To Die Like A Man, 2009) de bulunuyor.

LEZBİYEN TARİHİNDEN
Festival’in lezbiyen tarihinin öncü kadınlarına yer verdiği “L Tarih” bölümünün ilk konuğu 19. yy’da yaşamış lezbiyen şair Anne Lister olacak. Sappho’dan beri edebiyat dünyasında dilendirilmeyen kadın kadına aşkı yeniden sözcüklere döken Anne Lister’ın hayatı iki filme konu oluyor. Lister’ın ölümünün 170. yılı nedeniyle BBC televizyonu tarafından çekilen Bayan Anne Lister’ın Gizli Günlükleri (The Secret Diaries Of Miss Anne Lister) halası ve amcasıyla birlikte Yorkshire’da yaşayan Anne Lister’ın tuttuğu gizli günlükleri açıyor ve dönemin burjuva ahlakının gerçek yüzünü gösteriyor. Gerçek Anne Lister (The Real Anne Lister, 2010) ise “İngiltere’nin Ellen DeGeneres’i” olarak bilinen lezbiyen komedyen Sue Perkins’in Anne Lister’ın hayatındaki sırları aydınlatmak için çıktığı yolculuğu anlatan keyifli bir belgesel.

BİZ BİR AİLEYİZ
Aile kurumunu didikleyen “Biz Bir Aileyiz” bölümünde eşcinsel ebeveynlere sahip çocukların hikâyelerini konu alan ve eşcinsellerin çocuk evlat edinmelerine karşı çıkan zihniyeti yerle bir eden Aynı Fark (Same Difference, 2011) ile bu yıl Berlin’in Panorama bölümünde gösterilen, aile, kaybetmek ve evsizliğin zihin haritalarını birleştiren dokunaklı belgesel Taçsız Kraliçe (The Queen Has No Crown, 2011) gösterilecek.

KUİRBELGESEL
Pembe Hayat KuirFest’in festivallerden ödüllerle dönmüş belgeselleri buluşturan KuirBelgesel bölümünde dört film yer alıyor.

Festivalde Taçsız Kraliçe filmini de izleyeceğimiz İsrailli yönetmen Tomer Heymann’ın bir diğer filmi Sevgilimi Ben Vurdum (I Shot My Love, 2011), dedesinin Nazi Almanya’sından kaçmasının ardından yetmiş yıl sonra doğduğu topraklara, Almanya’ya gelen yönetmenin burada hayatını kökten değiştirecek dans sanatçısı sevgilisi Andreas Merk’le tanışması üzerinden ilerliyor. Kökler ve aşk üzerine samimi bir portre çizen Sevgilimi Ben Vurdum’un gösterimine Tomer Heymann ve Andreas Merk birlikte katılacak.

Festival’in en çok konuşulacak filmlerinden biri de Ulrike Böhnisch’in yönettiği Çürük (Çürük – The Pink Report, 2010). Eşcinselliğin Türk Silahlı Kuvvetleri Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’nde ‘psikoseksüel bozukluk’ olarak kabul edilmesini ve askerlikten muafiyet gerekçesi sayılmasını sorgulayan film, Türkiye’de askerlik yapmak istemeyen geylerin tanıklıklarına başvuruyor ve “pembe teskere” olarak da bilinen “Çürük Raporu”nu almak için girdikleri sıkıntılı süreçleri izliyor.

Otuz yıldan fazla zamandır müzik, güzel sanatlar ve sinema dünyasında etkili ve yenilikçi bir figür olan, punk kültürünün önemli temsilcilerinden sayılan Genesis P-Orridge’in on beş yıl boyunca cinsiyet değiştirme ameliyatı geçirerek eşi ve sanat partneri olan aşkı Lady Jaye’e benzemeye çalışmasını anlatırken cinsiyet politikalarını da sorgulayan Genesis Ve Lady Jaye’in Şarkısı (The Ballad of Genesis and Lady Jaye, 2011) ve 90’ların ortalarından beri ‘happening’, enstalasyon gibi aktivist sanat yöntemleriyle uğraşan ve cinsiyet, kimlik ve iktidar ilişkilerine dikkat çeken işler üreten sanatçılar Michael Elmgreen ve Ingar Dragset’nin projelerini ve ortaklıklarını anlatan Nasılsın? (How Are You, 2011) bölümün diğer önemli belgeselleri…

KANADA’DAN KUİR BAKIŞ
Kanada’nın en önemli kuir festivali sayılan Reelout 12’nin Pembe Hayat Kuir Fest’e özel hazırlanan “Kanada’dan Kuir Bakış” bölümünde Kanada’da kendini kuir olarak tanımlayan kişilerin hikâyelerini bir araya getiren dört film gösterilecek. Min Sook Lee’nin Kanada’nın en büyük polis birliğinde çalışan eşcinsel polislerle görüştüğü belgeseli Onur Nişanı (Badge Of Pride, 2009), Toronto’da yaşayan, kendini kuir olarak tanımlayan ve ‘aklen engelli’ olarak damgalanan bir grup gencin Compass adlı grupta bir araya gelmelerinin hikayesini anlatan Pusula: Gökkuşağı Ailesi (Our Compass, 2010), engelli olmanın etrafına gerilmiş kalıpları mizah yardımıyla yıkan Tekme Kampı (G.I.M.P Bootcamp, 2008) ve ilişkilerinin yasal olarak tanındığı Kanada’ya göç eden dört eşcinsel çiftin hikâyesini anlatan Sürgün Edilmiş Aşk’ı (Love Exiled, 2010) belgesel film sevenlerin ilgisini bekliyor.

TRANSCREEN SEÇKİSİ
Pembe Hayat KuirFest’e özel hazırlanan bir diğer konuk program ise Amsterdam’da düzenlenen TranScreen Film Festivali’nden geliyor. Bu bölümde Almanya, Amerika, Avustralya, Filipinler, Hollanda ve Kanada’dan toplam 10 kısa film gösterilecek. Komediden drama pek çok türde kısa filmin yer aldığı bu bölümde; Seattle Gey ve Lezbiyen Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nü almış Kamikaze (Loop Planes, 2010), Kansas City, FilmOut gey ve lezbiyen film festivallerinin en iyi kısası seçilmiş Zsa Zsa Gershick imzalı Kapı Ödülü (Door Prize, 2009) ve OUTFEST’in Büyük Jüri Ödülü’nün sahibi Banyo (The Bath, 2007) da bulunuyor.

KUİRKISA
Festival’in kısa filmlere ayırdığı bu bölümde dört film gösterilecek. Gürcan Keltek’in Fazla Mesai ve Deniz Buga’nın Onur Hikâyesi adlı filmleri, KuirKısa’nın Türkiye’den filmleri olacak. Buga ve Keltek’in filmleri Türkiye’nin gün geçtikçe muhafazakarlaşması üzerinden LGBT bireylerin yaşadıkları zorlukları gözlemliyor.

Bölümün diğer iki kısası, büyümenin zorlukları yanında eşcinsel kimliğiyle karşılaşan ve yüzleşen eşcinsel çocuk hikâyelerini barındırıyor. Brezilyalı yönetmen Daniel Ribeiro’nun Torino, L.A. Out, Philadelphia gibi gey ve lezbiyen film festivallerinden ödüllü Eve Yalnız Gitmek İstemiyorum (I Don’t Want to Go Home Alone, 2010) ve en yakın arkadaşına karşılıksız bir aşk besleyen bir çocuğun yaşadıklarını anlatan Amerika yapımı Olmayan Aşkın Şarkısı (Non-Love Song, 2009) seyirciyi duygusal bir yolculuğa çıkaracak.

ETKİNLİKLER
Pembe Hayat KuirFest’in sözel bölümleri ve atölyeleri de rengarenk geçecek.
Festival’in “Kuir Sinema Tarihinden” bölümünde gösterilecek Köçek’in ardından yapılacak Bel Kıran Translar: Köçekler başlıklı söyleşi Osmanlı’nın en büyük eğlencelerinden biri olan köçeklere bugün ne olduğunu sorgulayacak. Trans aktivist Belgin Çelik’in kişisel deneyimlerinden yola çıkarak köçekliğin 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte nasıl bir değişime uğradığını anlatırken, Tolga Yalur da Osmanlı’ya uzanan geleneğin perde arkasında yaşananları, toplumsal tezahürlerini, resimler, minyatürler ve divan edebiyatından beyitler eşliğinde seyirciyle paylaşacak.

İsrailli yönetmen Tomer Heymann festivallerde büyük ses getirmiş son iki filmiyle Pembe Hayat KuirFest’e konuk oluyor. Heymann Taçsız Kraliçe ve Sevgilimi Ben Vurdum adlı filmlerinin gösterimleri ardından seyircilerin sorularını yanıtlayacak. Ayrıca Sevgilimi Ben Vurdum’un gösterimine filmin kahramanı da olan sevgilisi Andreas Merk de katılacak.

Atölyeler
Festival kapsamında ayrıca, katılanların keyifli dakikalar geçireceği, bir yandan da toplumsal cinsel kimliklerini sorgulayacakları atölyeler de düzenlenecek.

Bunlardan ilki Faysal Tekoğlu’nun eğitmenliğinde yapılacak Kuirtango. İçinde hırçınlık, asilik, küstahlık, kalp kırıklıkları, melankoli gibi insana ait pek çok duyguyu, davranışı, hâli barındıran bir dansı yaparken kadın ya da erkek rolüne bürünmek zorunda bırakıldığımızı sorgulayanları bekleyen bu atölye, katılanlara kendilerine özgü stillerini oluşturmalarına yardımcı olacak.

Milen Nae’nin yönetiminde ise iki atölye yapılacak. Drag King: Bir Erkeklik Deneyimi başlıklı atölye toplumsal cinsiyet rolleri üzerine bir oyun kuruyor. Yalnızca kadın katılımcılara açık olacak atölye, “Kostüm ve beden dili üzerinden kurguladığımız cinsiyetimizi bozmak bizi özgürleştirir mi?” sorusundan yola çıkarak katılımcıların içlerindeki ‘erkek’i çıkarmalarını istiyor. Nae’nin diğer atölyesi ise “Kendi Dildonu Kendin Yap”. Adından anlaşılacağı üzere katılımcılar, geri dönüştürülmüş malzemeleri kullanarak diledikleri zevke ve renge göre kendi dildolarını yapmayı öğrenecek.

Ayrıca, Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nde öğretim üyesi olan sanatçı Necla Rüzgar, Pembe Hayat KuirFest’e özel bir resim atölyesi düzenleyecek. Rüzgar, 1952 yılında dünyanın ilk cinsiyet değiştirme ameliyatını olan, Amerikalı trans Christine Jorgensen’in resmini katılımcılarla birlikte Pembe Hayat Derneği’nin duvarına boyayacak.

FESTİVAL SİNEMASI & BİLETLER
Pembe Hayat KuirFest’te film gösterimleri ve söyleşiler Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda gerçekleşecek. Sinemaseverler biletlerini 11 Kasım’dan itibaren Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda açılacak gişelerden satın alabilecek. Biletler 12:00 seansında 2,5 TL, 14:15 ve 16:30 seanslarında 5 TL, 19:00, 21:00 ve 21:15 seanslarında da 10 TL’den satışa sunulacak.

AYRINTILAR WEB SİTESİNDE
Pembe Hayat KuirFest’in programında yer alacak filmler ve etkinliklerle ilgili ayrıntılı bilgiye çok yakında festival.pembehayat.org adresindeki web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Önceki makaleInhale
Sonraki makaleAnadolu Film Festivali’nde Avrupa Göçmen Sineması Tartışılıyor
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here