La Source Des Femmes

La Source Des Femmes

884
0
PAYLAŞ


Radu Mihaileanu’nun son filmi, küçük bir Fas köyünde geçiyor. Fakat yönetmenin verdiği röportajlardan hikâyenin Türkiye’de geçtiğini öğreniyor ve şaşırıyorum. Böyle bir hikâyeyi daha önce duymamıştım ama gerçek olma olasılığı yüksek, çünkü Türkiye’nin de güneydoğusu aynı kuraklık, yoksulluk, devlet eli değmemişlik problemlerine ve ataerkil düzenin getirdiği “kadını köleleştirme” geleneğine sahip. Mihaileanu’nun filmi Türkiye yerine Fas’ta yapmak istemesinin sebebi ise Berberi kadınlarına olan ilgisi ve onları Fransa’da ve dünyada tanıtmak istemesi.

Elektriğin bile henüz ulaşmadığı kurak bir köyde, kadınlar hâlâ eski geleneğe uygun olarak omuzlarında kovalarla köyün dışındaki kaynaktan evlere su taşıyor. Tabi kadının görevi bununla da kalmıyor; evin işlerini, çocukların bakımını da üstleniyor. Daha önce savaş döneminde savaşa gitmekle ve çalışmakla yükümlü olan erkeler ise artık savaş bittiği için ve iş bulamadıklarından olsa gerek, bütün gün köy kahvesinde çay içip lak lak yapmakla vakit öldürüyor. Yıllardır devam eden bu sistem öylece sürüp gidiyor, kimse bu geleneğe sesini çıkarmıyor. Ta ki köye yeni gelin gelen duyarlı Leila’nın (Leila Bekhti) grev başlatmasına kadar. Leila kadınlara kaynak yolunda çektikleri çileleri, düşürdükleri bebekleri hatırlatıyor ve grev yapmayı öneriyor. Fakat bu grev bildiğimiz grevlerden değil, kadının temel görevlerinden biri olarak görülen erkeğine kendini sunma görevini ihlal eden bir grev. “Aşk grevi” …

Leila’nin kaynanası ve başka korkak birkaç kadın karşı çıksa da, başta köyün “eski tüfeği” diye anılan -filmin en renkli ve ilginç karakteri- yaşlı kadının (Biyouna) desteği ile de kadınlar kendi aralarında karar alıp kocaları ile sevişmeme grevine girişiyor ve asıl olay döngüsü bundan sonra başlıyor. Bazı kocalar karılarını döverken, bazıları da çözümü köyün imamında arıyor. Fakat imamı da zekalarıyla kendi taraflarına çekmeyi ve inandırmayı başarıyor genç Leila ve “eski tüfek”.

Nihayetinde köye gelen Leila’nin eski sevgilisi gazateci köyde olup bitenlerle ilgili bir makale yayınlıyor gazetesinde ve böylece devlet sonunda köye su getiriyor ve kadınlar da su taşıma çilesinden kurtuluyor.

Kurgu olarak güzel ve anlatmak istediği meseleyi anlatabilen, bu anlamda başarılı bir film La Source des Femmes. Fakat bazı noktaların “fazla” abartılması, filmi de gereksiz yere uzatmış. Sonradan ortaya çıkan Leila’nin eski sevgilisi gazeteci de senaryoda biraz aşırı kaçmış gibiydi. Aşk temasını bu kadar yoğun kullanmadan da daha akıcı bir şekilde anlatabilirdi derdini yönetmen, fakat yine de netice itibariyle filmin iyi bir seyirlik olduğu söylenebilir.

Başarılı müzik kullanımı ve görselliğin dışında, coğrafi özelliklerin yansıtılması açısından da -dağlık ve kurak bölge görüntülerini izlerken hava sıcaklığını da hissediyorsunuz bünyenizde- film gayet iyi. Müzikal açıdan ise renklerin coştuğu bir tablo kıvamında. Özellikle kadınların kendi aralarındaki konuşmaları şarkılar ile yapmaları, erkeklere karşı olan tepkilerini dansları ile dile getirmeleri harikulade. Bu nedenle film Fas’ı, Beriberi ve Magrip müziğini, kültürünü tanıtan bir belgesel niteliğinde adeta.

Deniz Uzun
dnzuzun@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleSubmarino
Sonraki makaleRadu Mihaileanu Röportajı
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK