Loft

Loft

373
0
PAYLAŞ


Güvenilir bir psikiyatr olan Chris, karizmatik ve gizemli mimar Vincent, sağı solu belli olmayan tehlikeli Filip, sesi soluğu çıkmayan Luc ve parti kuşu Marnix çok sıkı beş arkadaştır. Metreslerini Vincent’ın tasarladığı çatı katına getiren bu beş adam arasında gizli bir anlaşma vardır. Ama burada genç bir kadının cesedini bulmalarıyla beraber şüphe içinde birbirlerini suçlamaya başlarlar. Kadının katili bu beş kişiden biridir. Çünkü evin yalnızca beş anahtarı vardır.

Bart De Pauw senaryosuyla Erik Van Looy’un yönettiği, Belçika tarihinin en çok izlenen filmi ünvanını kazanan Loft, iyi oyunculukları, sık sık yakaladığı neo-noir atmosferi ve sürprizli kırılma noktalarıyla sürükleyici bir gerilim dram. Başarılı bir “katil kim” filmi olması yanında aldatma ve boşanma olgularını bu cinayet yapımlarının formatına uydurma gayreti içinde de denebilir. Üst sınıfa mensup beş adamın eşlerini aldatmak için kullandıkları çatı katının metreslerden birine mezar olmasının ardından sadece kendi aralarındaki katili bulma çabalarını değil, o çatı katını kullanma gerekçelerini de sorgulamaya başlamalarını izliyoruz. Bu durum filmin sözel cazibesini arttırdığı gibi, yapılan geri dönüşlerin sağladığı hızlı kurguyla tansiyonu gittikçe yükselen gerilim sazı elden bırakılmıyor.

Şehirli eşler arasındaki uyumsuzluk, geçimsizlik, ekonomik üstünlük, bunun yanında kaçamaklar, karşılıksız aşk, evlilik, boşanma gibi meseleler farklı biçimlerde bir şekilde senaryoya iliştirilmeye çalışılmış. Modern toplumlarda bile kadınların horlandığı, ezildiği, kullanıldığı, aldatıldığı gerçeğinden hareketle erkek egemen bir film ile yapılan vicdan muhasebesinin yeterliliği tartışılır. İşin “eden bulur” kısmıyla bir miktar ilgilense de, aldatma olayının “sadece bir kerelik” sözde masumiyetini kanıksatma refleksi mevcut. Bu bağlamda testosteron salgılayan böyle bir filmde feminizmin izi de sürülebilir rahatlıkla.

Loft ile ilgili en ilginç nokta ise filmin üzerinden henüz iki yıl geçmesine rağmen bu defa Antoinette Beumer yönetiminde Hollanda yapımı yeniden çekiminin gösterime girmesi. Üstelik Erik Van Looy, 2012’de kendi yönettiği ilk filmin Hollywood versiyonunu çekmek için post prodüksyonla meşgul. Ortada iyi bir konu, o konuyu zaman zaman fazla elit olmakla birlikte çok da abartılmayacak biçimde işlemiş bir yönetim anlayışı ve sürükleyici bir gidişat var. Ama yine de özgün olmayan, sürükleyici bir cinayet romanından hallice böyle bir konuyu mal bulmuş mağribi gibi sömürmek, bu sömürme işlemini de beş senede tam üç kez aynı filmi izletmek isteyecek derecede abartmak son derece saçma. Filmin haklarını satın alan Hollywood sayesinde Erik Van Looy’un Amerika’ya transfer olan Avrupalı yönetmenler kervanına bilet alma şansını kaçırmak istemediği aşikâr. Fakat bu remake çılgınlığı öyle aldı yürüdü ki, Michael Haneke (Funny Games U.S.), Werner Herzog (Bad Lieutenant), David Fincher (The Girl With The Dragon Tattoo), Spike Lee (Oldboy) gibi yönetmenler bile tembel Amerikan seyircisinin gönlünü hoş tutmak gibi aptalca bir amaç uğruna (tabiî başka amaçlar da sözkonusu olabilir) yeniden çekimler yaparlarken, Erik Van Looy’u eleştirmek saçma kaçıyor.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleGezici Festival’den Dardenne Kardeşler Bölümü
Sonraki makaleYeni Çıkan Sinema Kitapları: Jean Seberg
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK