Young Adult

Young Adult

565
0
PAYLAŞ


Diablo Cody – Jason Reitman işbirliğinin ilk ürünü olan Juno, zekâsıyla ve kendini katmanlara ayırabilmesiyle sevimli bir bağımsız olmanın ötesine geçmiş, komedi/dram alanında belli bir ciddiyet çıtasını aşabilmiş bir filmdi. Gayet kötü Jennifer’s Body tecrübesinden sonraki yeni Cody senaryosu Young Adult, lise yıllarının en popüler kızı olan, şimdilerde ise “young adult” tabie edilen kesime yönelik seri romanların hayalet yazarı olarak bir türlü sıçrama gerçekleştirememiş Mavis Gary’nin hikâyesini anlatıyor. Büyük şehirde kendine has bir yaşam standardı elde etmesine rağmen günübirlik ilişkilerle ve mesleki problemlerle umursamaz bir hayat sürdüren Mavis’in birgün aldığı bir mail sonrasında, evlenip kendi düzenini kurmuş olan lise aşkı Buddy Slade’i hatırlayıp onu tekrar elde etmek üzere Mercury kasabasına gidişinden yola çıkan senaryo rengini az çok belli ediyor. Ama bu rengi Juno kadar çeşitlendirip tuvale aktaramıyor.

Diablo Cody, bir zamanların zekâ özürlü American Pie türü yalapşap gençlik komedilerine alternatif olarak gelişen Twilight, The Hunger Games gibi young adult roman uyarlamalarının popülaritesinin uzağında gençliğini yaşayan (ya da yaşı genç, aklı olgun Juno ile yaşı geçkin, aklı ergen Mavis’in bünyesinde kendini arayan) senaryolar yazıyor. Yumurtadan çıkıp kabuğunu beğenmeyen büyükşehrin özgür kadını Mavis’in yaşadığı yalnızlık ve arayış üzerine, ergen hezeyanlarıyla belirlediği bir amaçla o yumurtaya geri dönme isteği tam da “young adult” bir hissiyat barındırıyor. Kanişinin adı bile “Dolce” olan, sık sık televizyonda Kardashian benzeri reality şovlar izlerken gördüğümüz, lisedeyken ayrıldığı erkek arkadaşını tekrar elde etmek için plân yapan 37 yaşında bir ergenin hissiyatı bu. Böylece Mavis’in geri dönüşü samimi bir öze dönüş hedeflemiyor. Ama Diablo Cody’nin Mavis’in bu şımarıklığını gerçek bir samimiyet duvarına çarptırmaması beklenemezdi. Nitekim filmin dramatik zirvesi olan parti bölümünde Mavis’in yaşadığı patlama, artık onun bir noktadan sonra o özden ne kadar koptuğuna (belki de o öze hiç ait olmadığına) ayna tutar şekilde öfke, kıskançlık, acıma duygularını bir araya topluyor.

Elverişli konusuna rağmen, Cody’nin iliştirmeye çalıştığı yan karakterlerin filmde Juno kadar iyi işlenmediği görülüyor. Zaten sadece lise yıllarında bir yanlış anlama sonucu trajik bir olay yaşayan ve kötü kalpli Mavis’in omzunda biten bir melekten başka fonksiyonu olmayan Matt’in varlığı öne çıkıyor. Lise yıllarında birbirlerinden kuyruk acıları olan şimdinin yetişkinlerinin pek de büyümediklerine vurgu yapmaya çalışan Cody, Mavis’in gerçek hayatta değiştiremediği imajının ve dışlanışının öcünü, yazdığı kitapta kendi kafasına göre kurgulamak suretiyle alma hırsının da altını çiziyor. Aslında bunun gibi daha katmanlı hale getirilebilecek pek çok detayı, Mavis ve onun sahip olma, kontrol etme ihtirasının gölgesinde bırakıyor. Bu bakımdan böyle bir plotun hakkından daha kapsamlı bir yazım ve özellikle Alexander Payne yönetimi gelirdi diye düşünmedim değil. Özellikle Thank You For Smoking ve Juno’daki dinamik üslubuyla çok beğendiğim Jason Reitman’da bir problem yok. Ancak daha dışadönük bir anlatım, daha renkli karakterler ve bu iki filmde kendini çok iyi ayarlamış temponun bir benzeriyle Young Adult daha güçlü hale gelebilirdi.

Dünyanın en güzel kadınlarından biri olan ve Oscar aldığı Monster’daki olağanüstü performansı ile oyunculuk gücünü de tescilleyen Charlize Theron, Mavis’in kendini beğenmiş, bencil, fesat, hırslı ve en önemlisi bunalımlı yönlerini neredeyse hiç özel bir çaba göstermeksizin seyirciye geçirebiliyor. Parti sahnesinde kasaba sakinlerinin önünde öfkesini dışavurduğu bölümde her ne hissettiysek, Mavis’in gerçekte varolduğuna büyük oranda bizi inandırmayı başaran Theron sayesindedir. Orijinal olmasa da iyi bir fikre sahip Young Adult’ın ne yazık ki en pozitif yanı da kendisi. Amerikan bağımsız sinemasının iyi örnekleriyle karşılaştırdığımızda biraz daha ruhu olan, Mavis haricindeki karakterleriyle de ayakta durabilmesine ihtiyaç duyulan iddiasız bir yapım. Hatta kaçırılmış bir fırsat.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleTerence Davies’ten Sinema Dersi
Sonraki makale31. İstanbul Film Festivali’nde 1 Nisan Pazar Gününün Öne Çıkanları

İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80’leri ve 90’ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK