Geriye Kalan

Geriye Kalan

472
0
PAYLAŞ


Çiğdem Vitrinel’in Geriye Kalan filmi Çoğunluk filminin açtığı yoldan ilerliyor. Steril orta sınıf yaşamının altını ustalıkla oyuyor ve korunaklı orta sınıf hayatından sızan arızaları yüzümüze çarpıyor. Kocasıyla ve kızıyla geniş ve aydınlık evinde kalan Sevda ile onun olmaktan korktuğu her şeyin cisimleşmiş hâli gibi duran Zuhal’ın yaşamları arasındaki tezatlık üzerine çatısını kuran film, bir aşk üçgeni aracılığıyla kadınların toplumsal konumu, kadın-erkek ilişkileri, sınıfsal çatışmalar ve ikiyüzlülük üzerine sade ama sarsıcı bir drama yaratıyor.

Oğluyla birlikte kocasından ayrı tek başına çalışarak ayakta durmaya çalışan Zuhal karakteri, bir erkek yönetmenin elinde kötücül bir femme fatale’ye dönüşebilecekken, Vitrinel’in elinde Türkiye sinemasının en güçlü ve ayakları yere basan kadın karakterine dönüşüyor. Zuhal’in dilediği gibi yaşamını sürdürmesi ve Vitrinel’in karakterine karşı önyargısızca yaklaşmasının yanında, karakterin karikatürize olmaması da bunda önemli bir rol oynuyor. Zuhal’in verdiği her kararda yaşadığı çelişki, hislerine güvenememesi, yaşadığı kararsızlık anları ve tek başına ayakta durmaya çalışırken zaman zaman yalpalaması ve ne yapacağını bilememesi karakterin daha gerçekçi görünmesini sağlıyor. Vitrinel, karakterinin tereddütlerini yansıtmaktan ya da zaman zaman onu güçsüz göstermekten çekinmiyor; cesur bir şekilde ona karşı sempati ya da acıma duygusu geliştirmemize izin vermeden Zuhal karakterinin yaşadığı dünyayı betimliyor. Görsel açıdan da karakterlerin gelişimleri adım adım ekrana yansıyor: Sevda ve kocasının yaşadığı steril yaşamı ve güvenlikli konumunu ifade eden canlı renkler, film ilerledikçe ve Sevda konumunu kaybedip steril orta sınıf yaşamı çözüldükçe solgunlaşıyor. Bunun yerine Zuhal’in evindeki renkler daha canlı oluyor ve onun kendine güvenini ve mutluluğunu ifade etmede önemli bir rol oynuyor.

Çiğdem Vitrinel ilk uzun metrajlı çalışmasında hikâyesinin başarısına güvenerek sinematografiyi boşlamadan, baştan sona bilinçli tercihlerle titizlikle bir kurmaca evren yaratıyor. Gerçek hayattan bir kesit sunarken, tıpkı Çoğunluk’ta olduğu gibi yarattığı kurmaca dünyaya da aynı özeni gösteriyor. Filmden geriye orta sınıf yaşamının ikiliği, erkeğe bağımlı yaşayan kadının içine düştüğü durum ve sınıfsal çatışmada kadının konumunun ne olursa olsun “alt sınıf” olarak yer almaya devam ettiği gerçeği kalıyor. Vitrinel, değişimin anahtarını kadının bağımsızlığında görüyor (isabetli bir şekilde) ama yakın gelecekte bu ihtimalin de uzaklığına vurguda bulunan karamsar bir tablo çıkarıyor. Erkek egemen bir toplumda sindirilen üç kuşak kadının hikâyesi ve kurmaca dünyada bile dışarıda bırakılan Zuhal karakterinin durumu, Yeni Türkiye Sineması’nın karamsar gelecek tahayyülüyle buluşarak, erkek hikâyelerinde olduğu gibi kadın hikâyelerinde de tablonun renginin değişmediğini çarpıcı bir şekilde önümüze koyuyor. Buna rağmen, İklimler ve Çoğunluk gibi filmlerin açtığı kanalın işlerlik kazandığını ve sinemamızda fazlaca derinlikli örneklerini görmediğimiz bir alanın keşfedilmeye başladığını fark etmek umut verici.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleSİYAD Rekin Teksoy’un Anısına Bir Duyuru Yayınladı
Sonraki makaleEighty Letters

1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası’nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo’nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK