To the Wonder

To the Wonder

545
0
PAYLAŞ


Terence Malick Hayat Ağacı (The Tree of Life) filminin izinden giden yeni çalışması Aşkın İzleri (To the Wonder)’nde, dört karakterin hikâyesi üzerinden genel olarak bireyin duygusal iniş çıkışlarına, anılara ve nihayetinde insan doğasının kırılganlığına ve acizliğine odaklanıyor.
Malick edebiyatta Joyce ve Woolf’un yaptığı gibi, karakterlerinin bilinç akışlarını ve iç dünyalarını olduğu gibi ekrana yansıtmaya çalışan, belirli bir nedensellikle birbirine bağlanma gibi bir amaçla hareket etmeyen episodik bir anlatımı benimsiyor. Dört ayrı dilde karakterlerin monologlarıyla iç dünyalarına girdiğimiz yapımda, sesler ile görüntülerin çizgisel bir şekilde birbirlerini tamamlamaması Malick’in modernist tavrını biçim olarak da sinemasına uygulamasından kaynaklanıyor. Ne sesler ve sözler görüntüleri anlamlandırıyor ne de görüntüler sözler üzerine bir çağrışımda bulunuyor. Malick bizi insanın bilinç düzeyinin üç ayrı evresinde mistik ve metafizik bir gezintiye çıkarıyor.

Malick’in kamerası her bir karakterin zihninde bizi ayrı bir yolculuğa çıkarsa da, bütün karakterleri birbirine ve karakterleri de içinde bulundukları dünya bağlayan görünmez güç ise aşk oluyor. Erkek ve kadın arasındaki aşk kadar, Malick birey ve Tanrı (yaratıcı) arasındaki aşkla da ilgileniyor. Bizim çevremizi kuşatan daha büyük bir aşkın olduğunu ve aslında hepimizin o aşkla birbirimize bağlı olduğumuzu yarattığı metafizik evren aracılığıyla ifade ediyor. Bu noktada, Hayat Ağacı’nda olduğu gibi Aşkın İzleri de insan ve doğa arasındaki diyalektik ilişkiden güç alıyor ve insanı doğa üzerinden anlamlandırıyor.
Filmin temel çatışması insanın aşkı, sevgiyi ve inancı bir noktadan sonra tartışması ve bu duyguları yönlendirebileceği bir form araması üzerine kuruluyor. Marina’nın Neil’a olan aşkını, pederin de Tanrı’ya olan inancını ve sevgi arayışını bu doğrultuda düşündüğümüzde, Malick’in aşkı daha geniş bir perspektifle ele alarak, ona yüklediği metafizik boyutu da kavrıyoruz. Malick’in 98 yılında kaybettiği eşine adadığı film, bu şekilde yitirilmiş bir aşkın, duygusal hezeyanların ve bitmeyen sevgi arayışının bir izdüşümü olmaktan çıkarak, bireyi metafizik bir yolculuğa zorluyor ve katmanlı yapısıyla daha derinlikli bir düzeye geçiyor.
Tiglon film dağıtımıyla Calinos Film tarafından 8 Mart’ta gösterime girecek filmi Hayat Ağacı’nı sevenlere tavsiye ederek, filmle ilgili görüşlerimizi burada noktalayalım.
Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleHayal Perdesi’nin Yeni Sayısı Yayında
Sonraki makaleMustafa
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK