Anime Nere

Anime Nere

618
0
PAYLAŞ

Yıllar önce çoban olan babaları kan davası yüzünden katledilmiş üç kardeşten Luigi, Milano’da uyuşturucu işine girmiş, mafya aleminde isim yapmış bir adamdır. Hali vakti yerinde bir iş adamı olan, evli ve bir çocuk babası kardeşi Rocco da işlerin perde arkasındadır. Öte yandan en büyükleri Luciano ise köklerini terk etmeyip, doğup büyüdüğü bir Milan köyünde çiftçilikle uğraşmaktadır. Luciano’nun oğlu Leo, amcası Luigi’ye hayrandır ve yaşadığı köyden kurtulup onun gibi bir gangster olmak istemektedir. Köyde tartıştığı bir gencin mekanına gece pompalı tüfekle ateş açtıktan sonra Luigi amcasının yanına, Milano’ya kaçar. Bu olayın ardından köyün bir diğer mafya ailesi, oğlu Leo’nun özür dilemesi için Luciano’yu uyarır. Köyün saygın ve güçlü ailelerinden Talluraların desteğini de alarak hasımları olan Barreca’ya karşı güçlenmek  isteyen Luigi, köyde büyük bir aile buluşması planlar. Bu buluşma hiç de umulduğu gibi olmayacaktır.

Gioacchino Criaco’nun romanından Francesco Munzi, Maurizio Braucci, Fabrizio Ruggirello üçlüsünün senaryolaştırdığı, Munzi’nin yönettiği Anime nere (Black Souls), bir güç ve erkeklik simgesi olarak mafya olgusuna yaklaşımıyla dikkat çeken, 2014 Venedik Film Festivali’nde En İyi Film ve Yönetmen olmak üzere dört ödül kazanan bir suç dramı. Güç ve huzur arasında bölünmüş geniş bir ailenin, hem kendi içinde yaşadığı, hem de asla sonu gelmeyen kan davası geleneğinin yarattığı sorunlarla boğuşmasını yalın bir üslupla ele alan film, bu çıkışsızlığın bilinciyle seyirciye yalan söylemeyerek, gereksiz pozlar vermeyerek tüm kötümserliğini hissettiriyor. Trajik bir baba kaybı yaşadıktan sonra büyüdükçe hepsi kendi gideceği yolun seçimini yapmış olan kardeşler hikayesi, hayatın içinden çıkmış bir hikayeler bütünü olduğu için kimseye yabancı değildir. Luigi ve Rocco’nun aksine mafyaya bulaşmamayı, köyünde hayvanlarıyla birlikte huzurlu bir hayat yaşamayı tercih eden Luciano, filmin dramatik merkezini oluşturuyor. Ailenin en büyük erkeği olarak, kontrolü dışında bu ailenin gözlerinin önünde erimesine seyirci kalmak zorunda kalıyor. Bu yüzden oğlu Leo’nun su yolunda heba olmaması için çırpınıyor.

Ne var ki mafya düzenini aile gelenekleriyle bir tutan bu aile yapısı, gerçek gücü, saygıyı, erkek olmayı bu illegal yapılanma bünyesinde tanımlamaktan kurtulamıyor. Bu ailede büyüyen çocuklar için de uzlaşma yerine göz dağı, elindekiyle yetinme yerine açgözlülük, hoşgörü yerine şiddet ön plana geçiyor. Leo, çiftçi babası Luciano’nun değil, gangster amcası Luigi’nin aileye saygınlık getirdiğine inanıyor. Onuruyla huzurlu bir yaşam sürmek için kirli işlerden uzak durmak isteyen Luciano’nun kendi öz oğlu tarafından bile hakir görülmesi, bu çarpık düzenin kaçınılmaz getirilerinden biri. Bir diğer kaçınılmaz da, kelle koltukta bir yaşam ki, savunduğunuz değerler ne kadar ulvi olursa olsun, suçtan, kötülükten ne kadar kaçarsanız kaçın, Luciano gibi geniş ailenizde yalnız kalmışsanız bunlardan uzak kalmanız o kadar zordur. Yanlış seçimler, çoğu zaman acı bedelleriyle beraber gelirler.

Gioacchino Criaco romanı ve Francesco Munzi filmi, İtalyan mafya ailesi düzeninin çürümüşlüklerini abartılı top tüfek hengamesine bulamadan, bu ailenin kendi sakat dinamiklerinin birer birer yıkılışıyla betimliyor. Sadece geçmişe dayalı bir kan davasına değil, yaşanılan bu bıçak sırtı hayatın vahşi doğasında bulunan ihanetlere, ikiyüzlülüklere, gücün yanında yer almak uğruna başvurulan sahteliklere, nereden geleceği belli olmayan tehlikelere de atıfta bulunuyor. En önemlisi de, onuru, dürüstlüğü, güçlü olmayı, erkekliği bu suç kültürüyle yeniden tanımlayarak aklamanın açacağı derin yaraları gözler önüne seriyor. Beklenmedik ama kesinlikle güçlü finaliyle de mutlu sonla bitmesi imkansız bu dramlar silsilesini ustaca trajediye dönüştürüyor. Marco Leonardi, Peppino Mazzotta, Barbora Bobulova gibi güçlü İtalyan oyuncular arasında Luciano’nun yorgunluğunu, çaresizliğini, o çaresizliği dönüştürme çabasını çok iyi yansıtan Fabrizio Ferracane’nin performansı haklı olarak öne çıkıyor. Anime nere, dokusu, temposu ve gerilimiyle mafya filmleri türüne farklı açılardan bakabilen tarz sahibi bir yapım.

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

PAYLAŞ
Önceki makaleGrüsse aus Fukushima
Sonraki makaleYeni Çıkan Kitaplar: Sinema Kuramı
Avatar
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK