56. Antalya Film Festivali’nin Ardından

56. Antalya Film Festivali’nin Ardından

1835
0
PAYLAŞ

56.Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde festivalden çok ödül töreninde Zeki Demirkubuz başkanlığında Emre Erkmen, Mert Fırat, Şebnem Bozoklu ve Latife Tekin’den oluşan jürinin verdiği kararlar festivale damgasını vurdu. Şüphesiz Antalya’yı takip edenler için bu şaşırtıcı bir şey değil. Yeşilçam döneminde de sonrasında da benzer olayların sık sık yaşandığı festival, film gösterimlerinin dışında tartışmalarıyla da hep gündem oldu. Olmaya da devam ediyor.

Cuma günü dersim olduğu için Perşembe öğlen İstanbul’a döndüğümden festivalde 11 ödül birden kazanarak tarihi bir başarıya imza atan Ali Özel’in yönettiği Bozkır filmini göremedim. Yarışmada izlemediğim tek film oldu. Mesele zaten Bozkır’ın ne kadar iyi ya da ne kadar kötü film olduğu değil. Metin Erksan’ın Susuz Yaz filminden de Yılmaz Güney’in Umut’undan iyi bir film olabilir Bozkır. Pek çok dalda hakkaniyetli bir şekilde ödülü kazanabilir. Bozkır filminin kendisinden ziyade filmin ödüllendirilme biçiminde sorun var. En İyi Yönetmen ödülünü verirken Zeki Demirkubuz’un yaptığı konuşmayı isterseniz kısaca hatırlayalım:

“Bütün kararlarımızı oy birliğiyle aldık. Her ödülü tek tek tartıştık. Hepsini ayrı ayrı ele aldık. Küçük büyük demedik. Hiç eyyam yapmadık. Para pul konuşmadık. Ulufe dağıtmaya çalışıp kimseye saygısızlık yapmadık. On film izledik. Bir bölümünü kendimize hiç yakın hissetmedik. Bazılarına saygı duyduk, bazılarını sevdik ama birine hayran olduk. Sinemanın devlet ve hükümet tarafından değişik yöntemlerle evcilleştirilip ehlileştirilmeye, muhalif olduğunu söyleyen bazı gruplar tarafından ucuz eleştirinin gündelik siyasetin nesnesi haline getirilmeye çalışıldığı, kısacası sanatın ve sinemanın tutanın elinde kaldığı şu günlerde bizlere yaşamın doğasını, geçmişi, geride bıraktıklarımızı, ölümü, mezarlıkları hatırlatan bir parça olsun kendimize gelmemizi sağlayan, zamanın ruhunu hissettiren, hakikatin izini süren aşkın bir film izledik. Gözlerimiz yaşardı. Boğazımız düğümlendi ve çok heyecanlandık. Öyle bir film ki, biraz daha sürse, Çehov’un dediği gibi neredeyse neden yaşadığımızı anlayacaktık. En İyi Yönetmen ödülünü o filmin yönetmenine vermekten gurur duyuyorum: Ali Özel.”

Bu konuşmanın içeriğine baktığımızda filmden ve festivalden bağımsız bir şekilde Zeki Demirkubuz ve jüri üyelerinin Türkiye’de son yıllarda sinema alanında yaşanan pek çok soruna dikkatli ve nokta atışı tespitler yaptığını görmek mümkün. İstisnasız Türkiye’de gerçekleştirilen İstanbul, Adana, Antalya, Ankara, Malatya ve Boğaziçi Film Festivali’ndeki jüriler de dâhil olmak üzere bütün jüriler şu ana kadarki yarışmalarda ama az ama çok eyyam yaparak kararlarını veriyorlar. Jürilerin kimi çeşitli gruplar lehine, kimi kendi arkadaş ve dost çevrelerinden yana, kimi yarışan filmlerin yönetmenlerinden geçmiş yıllardaki hınçlarını çıkarırcasına, kimi para ödüllerini gözeterek ulufe dağıtmaya gayret ederek hakkaniyete aykırı davranıyorlar. Her festivaldeki ödüller o anki jürilerin vicdanına ve sinema beğenilerine endeksleniyor. Festival jürilerinin oluşturulma ve ödül verme şekli çok sorunlu. Zaman zaman festival yöneticileri ulusal yarışma filmlerini kendileri seçebiliyor ya da ulusal yarışma filmleriyle ilgili sosyal medyada fütursuzca yorumlarda bulunabiliyor. Filmlerin içerisinde gözüküp teşekkür kısımlarında yer almaktan sıkılmıyorlar. Jüri üyesinin eski yapımcısının filmi yarışmada yarışıp ödül kazanabiliyor. Bunların hepsi “ama sektör küçük, az insan var, herkes birbirini tanıyor” kisvesi altında öteleniyor. Bazı insanların kendilerine ayrıcalıklı ilişkiler ağı yaratarak bundan nemalanmasının önü açılıyor. Zeki Demirkubuz da 2012 yılında bir tweet atarak Adana Film Festivali’ndeki durumu eleştirmiş, “Bu filmleri kendileri jürilik yapsın diye çektiğimi zanneden gerzeklerden çok sıkıldım artık. Bundan sonra Türk festivallerinde yarışmak yok” demişti. Bu tespitleri o zamandan beri baki. Festivaller konusundaki tespitlerinin hepsine uzun süredir sektörü ve Türk sinemasını yakından takip eden bir sinema yazarı olarak altına rahatlıkla imzamı atarım.

Yönetmenin Türk sinemasıyla ilgili tespitleri de son derece isabetli. Türkiye’de hâlâ en büyük yapımcı konumunda olan Sinema Genel Müdürlüğü’nün verdiği fonlarla dolaylı olarak yönettiği ve Demirkubuz’un bahsettiği gibi destek kıstaslarıyla birlikte “evcilleştirip ehlileştirdiği” filmler resmin bir bölümü. Diğer taraftan sözde muhalif takılıp suya sabuna dokunmayan, muhalif olma durumu üzerinden prim yapma derdindeki sinemacılar da Demirkubuz’un doğru ve önemli tespitlerinden biri. Kaldı ki, bu sene Antalya seçkisi içerisinde yer alan filmler arasında da bunlardan yeterince vardı. Bu konudaki tespitlerinde de Demirkubuz ve diğer jüri üyelerinin haklı olduğu düşüncesindeyim. Gerekçeli kararın gerekçeleri, ülke sineması ve festivaller adına yapılan tespitlerin haklılığı anlamında Demirkbuz’a söyleyeceğim hiçbir şey yok. Aksine ekleme yapabileceğim pek çok nokta da olabilir. Ancak… Bunu yapma şeklindeki fütursuzluk ve herkese meydan okuyan tavırla birlikte festival yönetmeliklerinin hiç edilmesini doğru bulmuyorum. Bu tavır doğru olan şeylerin de üstünü örtüyor maalesef.

Antalya Film Festivali’nin diğer benzeri film festivallerine göre yönetmelikleri çok daha uzun ve detaylı. Yönetmeliğin birkaç maddesini aşağıda paylaşıyorum.

Madde 23. “Ana Jüri, “En İyi Film”, “Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü”, “Behlül Dal En İyi İlk Film” ve “En İyi Yönetmen” ödüllerini paylaştıramaz.”

Madde 27. “En İyi Film”, “Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü” ve “Behlül Dal En İyi İlk Film” ödülleri aynı filme verilemez.”

Madde 51. “Bu Yönetmelikte belirlenmeyen diğer hususlarda karar yetkisi ve değişiklik hakkı Festival Yönetimi’ne aittir. Belediye gerekli görülen hallerde yönetmelikte değişiklik yapabilir.” [Yönetmeliğin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.]

Dolayısıyla Zeki Demirkubuz ve jüri üyeleri görevlerini kabul etmeden önce belirlenmiş ve kendilerine tebliğ edilen festival yönetmeliğinin iki maddesine aykırı karar almış oluyor. Bunu da festival yönetiminin kabul ve onayı olmadan yapma durumları yok. Çünkü 51. madde bütün yönetmelikte yapılacak değişiklik tasarrufunu açıkça festival yönetimine bırakıyor. Zeki Demirkubuz’un kararlarında bu kadar kendine güvenli hareket etmesinin nedeni kuşkusuz yönetmenin Bulantı ve Kor filmlerindeki yapımcısı ve yakın arkadaşı Ahmet Boyacıoğlu’nun aynı zamanda festivalin direktörü olması. Bu yüzden de festivalin yönetmelikleri hiç edilebiliyor. O zaman geçmiş yıllardaki film jürileri bu yönetmeliğe uyarak niye ödül verdi? Yönetmelik zaten Zeki Demirkubuz’un ve bizlerin eleştirdiği “ulufe dağıtır gibi ödül dağıtma” unsurunu ortaya çıkarmıyor mu? Para ödüllü yarışmalarda para ödülü tek kişiye gitmesin, birden fazla kişi para kazansın ve sonraki filmlerine bu durum yardımcı olsun diye eklenen yönetmelik maddeleri diğer yanıyla da jürilerin içeride filmleri tartışmak yerine politik davranmalarının da önünü açmıyor mu? Ona zaten yönetmeni verdik, buna en iyi ilk filmi layık gördük, o zaman da şuna en iyi filmi verelim denilerek festivalde hiç ödül almadan doğrudan En İyi Film ödülüne uzanan filmlerle karşılaşmıyor muyuz? Dolayısıyla Zeki Demirkubuz ve jürinin gerekçeli kararındaki eleştiri unsurlarından biri de festival yönetmeliklerine ve onlara hazırlayanlara olması gerekir. O yönetmeliklere göre davranıp ulufe dağıtanlar da bu cürümün içerisinde yer alıyor, ancak bundan daha önemlisi bu eğer bir cürüm ise bunun gerçekleşmesine sebep olanlar da bu halenin içerisine dâhil olmalı. Zeki Demirkubuz ve diğer jüri üyelerinin festival başlamadan yönetmeliğin değiştirilmesi konusunda bir isteklerinin olması ve yönetmelikte yapılacak değişikliklerle birlikte böyle bir dağılımın yapılması daha yerinde bir davranış olurdu görüşündeyim. Oyun başladıktan sonra oyunun kurallarını değiştirmek de eleştirilen unsurlar kadar haksız bir yöntem.

Keşke Zeki Demirkubuz son dönemdeki festivaller ve Türk sineması üzerine düşüncelerini söyleşisinde ifade ederek bunları tartışmaya açsaydı… Bunları konuşmak için fikirlerin tartışıldığı, katılımın ve çok sesliliğin olduğu bir ortamın yaratılmasına önayak olarak hep birlikte sorunlarımızı, eksikliklerimizi, sinemamızı konuşabilseydik. Kaan Müjdeci önderliğinde gerçekleştirilen Ulusal Yarışma’da bu tür sektördekilerle seyircilerin bir araya gelerek konuşabildiği yuvarlak masa toplantıları yapılmıştı. Zeki Demirkubuz’un bu çıkışı ve söylemini radikal bir biçimde ifade etmeyi tercih eden yöntemi sanırım en çok konuşma ve iletişim kurma ihtiyacımızın fazlasıyla olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Herkes gözlemlerini, dertlerini ve sıkıntılarını içine atarak patlamalarla rahatlamayı tercih ediyor. Evet, Zeki Demirkubuz 2012 yılındaki Adana Altın Koza Film Festivali’nde kendisine yapılan haksızlığın rövanşını almış oldu. Ancak bunu bir tür rövanşa çevirmeden de zamanında konuşup çözebilseydik çok daha sağlıklı olmaz mıydı? Şimdi bu jürinin kararları nedeniyle kendisine haksızlık yapıldığını düşünen yönetmenler de on sene sonra aynısını yeni genç yönetmenlere mi yapsın? Bu şekilde mi çözümü bulacağız. Sektörün en önemli yönetmenleri bunu yaparsa, yarın öbür gün diğer genç yönetmenlerden de farklı bir bakış açısı bekleyemeyiz. O yüzden de sektörün birbiriyle iletişim kurma, sorunlarla yüzleşme ve konuşma ihtiyacı belirgin bir şekilde kendisini gösteriyor. Diğer şekilde herkes manipüle edebileceği ve güç gösterisinde bulanabileceği alanları kendi mesajlarını iletmek için kullanmayı sürdürür. Kısır bir döngü içerisinde insanların rövanş duygusuyla birilerine mesaj verdiği durumlarını ortadan kaldırmanın tek yolu iletişim.

 

Barış Saydam

Bar_saydam@hotmail.com

Twitter

 

PAYLAŞ
Önceki makale56. Antalya Film Festivali Ulusal Yarışma Değerlendirmesi
Sonraki makalePororoca
Avatar
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK