Ana sayfa 2010'lar 2019 Sorry, We Missed You

Sorry, We Missed You

1334
0

Ken Loach’un bir önceki filmi I, Daniel Blake’de, İngiltere’de sosyal sağlık güvencesi sağlamak amacıyla kurulmuş sistemin, nasıl da tam tersini yapması için yasal yontmalarla yürütüldüğünü ve bu sistemin fakirlik sınırında yaşayan, iş bulamayan/çalışamayan insanların hayatlarını kolaylaştırmak yerine onlara nasıl programlı bir dışlama uyguladığını izledik. Filmde, kalp hastası Daniel Blake ve onunla yoldaşlık kuran genç, bekar ve anne bir kadın arasındaki bağ üzerinden bir durum hikayesi kuruluyor, neo-liberal İngiltere’nin halkına çektirdiği güncel zulüm portreleniyordu. Bu portreleme, Daniel Blake’in 70+ yaşında olmasına ve arkadaşı kadının da bekar bir anne olmasına bağlı olarak aile-odaklı hetero normatif sosyal hiyerarşide dışarıda kalmış olanların, İngiliz neo-liberal devlet uygulamalarının yalnızlaştırma ve dışarı itme etkileriyle birleşikliğini sunmuştu. Loach’un son filmi Sorry We Missed You ise bu bahsettiğim bir önceki filmiyle bir yapboz parçası gibi birleşiyor; odak noktasına kendini yaşatmaya çalışan bir çekirdek aile alarak kapitalizmin yürütücüsü aile kurumunun da bu sistematik hiyerarşide hangi yollarla ezilebildiğine ve duygusal çöküntüye itilebildiğine işaret ediyor. Bu açıdan Ken Loach’un sinematografisi bir büyük bitmeyen yapboz gibidir; bir yanda Avrupa kapitalizminin tarihinde yapıtaşı görevi gören kolonyal olayları (spesifik olarak İspanyol İç Savaşı ve İrlanda bağımsızlığı) konu alan dönem filmleri çekmiştir (bkz. Land and Freedom, The Wind That Shakes The Barley, Jimmy’s Hall), diğer yanda günümüzle eş zamanlı yürüyen sınıf ayrımı, ırkçı ve cinsiyetçi baskılanmaları barındıran tekil filmleri vardır. Yönetmen son iki filmi ile, İngiltere’nin şu anında süregelen çalkantılarına paralel olarak anksiyete dozu artan trajedilere yönelmiş gibi görünüyor.

 

Bu sistem içinde bir yaşamın nasıl empati biçimleri ve politikalar gerektirebileceğine dair dolaylı tonlamalarla bezeli Sorry We Missed You, üst-sınıf-olmayanlarımızın en büyük problemi olan güvencesiz iş koşullarını, işçi sınıfı bir ailenin kolektif depresyonunu temellendirmede kullanıyor. Çocuk, ergen, anne ve baba portrelerinde gerçekçi detaylandırmalara o kadar çok acı yükleniyor ki bu defa Loach sistem tarafından ezilmenin psikolojisini resimlemede ipin ucunu biraz kaçırmış görünüyor. Güncel olma çabasında zaman zaman tökezliyor; akıllı telefonun çocuk ve ergen karakterlerin hayatındaki önemini ebeveyn bir noktadan görmesi mesela bir yanlış anlama gibi adeta.Tesadüfi dert yaratan kazaların üst üste gelmesi ve her gün uzun saatler çalışan bir insanın bitmeyen yorgunluğunu ilik ilik işlemesiyle filmi patlama noktasına gelen bir anksiyete bombası haline getiriyor. Aslında Ken Loach’un sosyal gerçekçi sineması genelde mesaj-odaklı olmaktan kaçınan bir gözlemcilikle seyircinin empatisine odaklanır, ezilen kesimlerin içindeki bireysel hikayelerdeki birbirinden çeşitli ve spesifik duygulanımları oluşturmaya bakar. Bir sosyal gerçekçi Ken Loach pratiği olarak, gözlemleyici kameranın takip ettiği olabileceği kadar doğal oyunculuk, trajedinin rahatlatıcısı olarak da “ağlanacak halimize gülmek” nokta atışlarıyla bezeli, umutlu da olabilen bir sinema izleriz. Fakat son filmde, belki de yönetmenin kendi filmografisiyle ilişkisine de bağlı olarak, bir çıkışsızlık hissiyatına boğulmuşluk hakim. Son dönem İngiltere’sinin haleti ruhiyesinde belki de bu çıkışsızlık hissiyatını ifade etmek Loach-vari bir elzemliliktir. Filmdeki baba rolünde elinden geleni yapmaya çalışan, internet siparişi teslimat işinde çalışan karakterin umutsuzluğuna bir kontrast ya da çözüm yoktur. Bu umutsuzluk ruhu mesela geçen sene gerçekleşen Amazon şirketindeki köleleştirme pratiklerine karşı Avrupa odaklı büyük grevi konu alacak bir filmle dengelenebilirdi; böyle bir konu Loach’un yapbozuna işlevsel bir ekleme olurdu.

 

Temmuz S. Gürbüz

temmuzsr@gmail.com

Twitter

Önceki makaleLouis Malle
Sonraki makaleVittorio de Sica Sineması
İrlanda NUI Galway'de film çalışmaları doktorasını bitirmekle meşgul. Deneysel sinema, punk estetiği, altkültür, feminizm ve queer teori çalışıyor, akademik etkinliklere ek olarak arada sırada LOUDWOMEN, Avrupa Sineması ve ekşisözlükte müzik ve film değerlendirmeleri yazıyor. "Deneysel sinema" atölyeleri vermişliği mevcut. Email: temmuzsr@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here