Ana sayfa 2010'lar 2019 I Lost My Body

I Lost My Body

5
0

Dört kısa filmin ardından ilk uzun metraj animasyonu J’ai perdu mon corps’u (I Lost My Body) çeken Fransız Jérémy Clapin, senaryoyu Guillaume Laurant ile birlikte yazmış. La cité des enfants perdus, Amelie, Un long dimanche de fiançailles gibi senaryoları bulunan Laurant, kendi romanından uyarladığı bu senaryoda parçalarımızın tüm bedenimizle olan ilişkisine çok çarpıcı ve masalsı bir gözle bakıyor. Bir laboratuvar buzluğundan kurtulmayı başaran bileğinden kopmuş bir sağ elin hayatta kalma mücadelesini izlemeye başlıyoruz. Ardından genç pizza dağıtıcısı Naoufel’in kırık dökük hayatına dahil oluyoruz. Filme serpiştirilmiş geri dönüşlerle de Naoufel ve ailesinin mutlu günlerinden kısa pasajlar görüyoruz. Bu üç kanalı mükemmele yakın bir kurguyla iç içe geçiren film, çok dokunaklı bir ton yakalıyor. Birbiriyle kesişmesi kaçınılmaz bu parçaları, (Naoufel’in çocukluğuna ait geri dönüşleri saymazsak) birbirlerinden bağımsız iki kısa film gibi izlerken, aynı zamanda ilintili oluşlarının gölgesinde nasıl kesişeceklerinin gizemini sonuna kadar koruyor.

Şimdiki zamanımız olan Naoufel’in kayıp elinin bedenini bulma yolculuğu, geçmiş zamanımız olan Naoufel’i tanımaya başladığımız bölüm ile birbirini çok güzel kesen, birleştiren, dengeleyen bir üslupla ilerliyor. Bir de üzerine daha da geçmişe gidip, anlayışlı ebeveynleriyle büyüyen ailenin tek çocuğu, büyüyünce aynı anda hem astronot, hem de piyanist olmak isteyen küçük Naoufel’i gördükçe bu üç parçanın birbirlerini ne kadar güzel beslediklerine tanık oluyoruz. Bu kadar çok ideali olan, meraklı ve yetenekli Naoufel’i yıllar sonra siparişlere geç kaldığı için patronundan azar işiten bitkin bir pizza dağıtıcısı genç olarak gördüğümüzde aradan geçen zamanda neler olduğuna dair soru işaretleri artıyor. Üstelik anne babası da ortada yok ve köhne bir dairede yaşlı bir adam ve hovarda Raouf ile yaşıyor. Filmin hepsine cevabı var. Ama özellikle cevap vermek için kendini aceleye getirmeden, her bölümün kendine çizdiği rotayı ilginçleştirerek ve zaman zaman birbirine referans göstererek kendi ufak dünyasında hem gerçekçi, hem de şiirsel tatlar sunuyor. Filmin geneline hakim olan hüzün, bedenini arayan elin, sevdiklerini yitirmiş bir çocuğun olduğu kadar, Naoufel’in Gabrielle’e duyduğu ilginin de besleyicisi oluyor.

Naoufel’in tarifsiz hüznüne bir de aşk hikayesi ekleyerek kendine yeni alanlar açan film, buradan da çok iyi faydalandıktan sonra yavaş yavaş bu paralellikleri birleştirmesi, sorulara cevap vermesi gerektiğini bilerek son hamlelerini yapıyor. Ancak özellikle sağ elin hayatta kalma mücadelesinde ve bedenini arama macerasında çok yaratıcı fikirlere sahip olmasına, Naoufel ve Gabrielle ilişkisinde de genişletilebilir şık bir romantik uzun metraj potansiyeli taşımasına rağmen, finalin havada kalmış görüntüsü izleyenin bakış açısına göre bir tamamlanmamışlık hissi yaratabiliyor. Yine de son yılların en iyi animasyonlarından biriyle karşı karşıyayız. Hatta Julian Schnabel filmi Le scaphandre et le papillon ile akrabalığı olduğu bile söylenebilir. Geçirdiği felç sonucu sol göz kapağı dışında tüm bedeni felç olan Elle dergisi editörü Jean-Dominique Bauby’nin gerçek hikayesinde filmi o sol gözden izliyor, aynı zamanda geri dönüşlerle felçten önceki Bauby’nin hayatından kesitlerle benzer bir melankoli yaşıyorduk. Naoufel’in sağ eli, Bauby’nin sol gözü, insanoğlunun hayata tutunma isteğini/ihtiyacını sembolize eden, belki de kendi farklı karakterlerine sahip diğer organlarımızın bize vermeye çalıştığı çeşitli mesajların ulaklarıdır.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

 

Önceki makaleVittorio de Sica Sineması
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here