Fanny and Alexandre

Fanny and Alexandre

489
0
PAYLAŞ

Fanny and Alexander, Ingmar Bergman’ın filmografisine baktığımızda en son başyapıtı olarak da yorumlanabilir. Zira 1970’lerdeki inanılmaz yükselişi ve art arda çektiği unutulmaz filmlerden (Cries and Whispers, Scenes from a Marriage, Face to Face, Autumn Sonata vb…) sonra 1980’ler ve 90’lar Bergman’ın televizyon için çektiği projelerle geçiyordu. Fanny and Alexander da yine İsveç televizyonu için çekilmiş bir projeydi ve orijinal versiyonu 312 dakikayı buluyordu. Bu filmin bir diğer özelliği de; Bergman sinemasının en görkemli filmlerinin başında gelişi ve diğer projelerini de içine alan ve “Bergman Tarzı” diye bahsedilen tarzın bütün özelliklerini görebileceğimiz özel yapısıydı.

“Hiçbir şey kalıcı değildir.” (Helena – Fanny and Alexander)

Bergman filmde tiyatro oyunlarını sürekli kullanarak ve görkemli dekorlarla filmini destekleyerek aslında yaşanılanların bir düş olduğunu da izleyicisine hissettiriyor. Bergman için sanat yaşamdan daha önemli olduğu gibi, düşler de onun vazgeçilmezlerindendir. Filmdeki küçük Alexander’ın düşsel dünyasının enginliği, otoriter üvey babası tarafından sakıncalı bulunur ve Alexander ceza üstüne ceza alır. Bunlar aslında biraz da Bergman’ın kendi çocukluğundan kalma alameti farikalardır. Bergman filmini çocukluğundan esinlenerek, çocukluğunu kurgulayarak bir tiyatro oyunu gibi sunar. Diğer filmlerinde de bu tarz kişisellikler yok muydu, vardı. Ama bu sefer hikaye baştan sona bir nostaljik nitelik kazanmakta. Saatlerin inatla kadraja girmesi, bize geçen zamanı hatırlattığı gibi, görüntü yönetmeni Sven Nykvist’in filmin her karesinde etkisini hissettiren özenli renk seçimleri, ışık kullanımı ve mekan planlaması hep geçmişte kalan o güzel günleri hatırlatmak üzerine kurulu. Evet, Fanny and Alexander diğer filmlerine nazaran daha sıcak ve duygusal olarak daha insancıl bir film. Ama bu sıcaklık Bergman’ın geniş fantezi dünyası ve bilinmeyenin yarattığı gerilimli atmosferle birleşiyor. Film yine klasik bir Bergman filmi gibi türler arasında gezinen, aynı anda hem güldüğümüz hem hüzünlendiğimiz hem de gerilimi sonuna kadar yaşadığımız türlerin birbiriyle ustaca harmanlandığı bir yapıya kavuşuyor.

Bergman’ın bir diğer vurguda bulunduğu nokta ise, Alexander’ın çevresindeki güçlü kadınlar. Alexander’ın büyükannesi, annesi ve evdeki hizmetçi gibi karakterler hep Alexander’a farklı duyguları yaşatan ve onun eksik özelliklerini kapatan bir katalizör görevindeler. Kadınların bu etkinliğini her Bergman filminde gördüğümüz gibi, bu filmde Alexander’ın kardeşi Fanny de dahil her kadında farklı bir özellik bulduğunu görüyoruz. Alexander’ın kendi içsel dünyasında yaşayan, zeki ve gözüpek bir çocuk olduğunu fark etsek de özgürlüğü, sevgiyi hizmetçileri Mej’den aldığını fark ediyoruz. Aynı zamanda annesine karşıda koşulsuz bir sevgi beslemekte ve ona ihtiyaç duymakta. Bir de büyükanne var ki, onun özgürlüğüne önem veren ve onun hayal dünyasındaki güzellikleri keşfetmesine yardımcı olan, güçlü bir kadın profili çizmekte. Film kadın ve erkeğin arasında bir bağ kurduğu gibi bu karşıtlıkları da perdeye yansıtmaktan geri durmuyor. Bergman filmin ismiyle bile, kadın-erkek arasındaki zıtlığı gösteriyor ve çocuklukla yetişkinlik arasında kurduğu dünya ile bu iki cinsiyeti birbiriyle bağdaştırıyor. Filmdeki İsmail ve Alexander arasındaki bağdaşma sahnesi ise, Lost Highway’deki karakter değişimine benzer bir eksende verilerek Alexander’ın kendi iç dünyasının derinliklerini görmesine olanak tanıyor.

Bütün bu öğelere karşı filmin merkezi dayanağı, yetişkinlerin soğuk ve süslü dünyasıyla, Alexander’ın saflığı ve düşleriyle kurduğu ve sıcak renklerin hakim olduğu fantezilerle iç içe geçmiş düşsel dünyası. Aslında bütün film, bu iki dünyanın karşılaşması üzerine kurulu. Ama Bergman’ın bu karşılaşma etrafında kendi sinemasının klasik sorularını eklemesi ve filmi bir tiyatro oyunu şeklinde planlaması seyircinin kafasını karıştırıyor. Her tiyatro perdesinin arkasına Bergman hınzırca sorularını ekliyor, sinemasının belirgin niteliklerini gösteriyor ve Alexander’ın gelişimine seyirciyi ortak ediyor. Perdelerden birinde tartışma konusu Tanrı’dır ve Alexander’ın karşısına iki farklı Tanrı motifi birden çıkar. Ciddi konularda tartışmayan, daha çok tiyatrovari bir yaşam süren ailesinin aksine, yeni üvey babasının etkisiyle Alexander, sert ve taviz vermeyen, her konuda kesin kuralları olan bir Tanrı motifiyle karşılaşır. Diğer yanda da onu bu sert ve acımasız Tanrı’dan kurtaran, hayatın mistik yanını olumlayan Isak vardır. Bu da bir çatışmadır ve Bergman filmindeki karşıtlıklara bir yenisini daha ekler. Daha perdeler kapanmadan seyirci kendi içinde parçalanmaya başlamıştır bile. Ama Bergman izleyicisini metafizik bir dünyada bırakmaya niyetli değildir ve perdenin sonlarında iki Tanrı figürünü de al aşağı eder. Sorular sorarak filmine açılımlar eklerken, ana hikayeden, yani Alexander’ın geçmişte kalan çocukluk yıllarından ve o özel dönemden de kopmak istemez. Ta ki, Alexander’ın İsmail’le olan birleşme sahnesine kadar. Bu sahneden sonra, Alexander geriye dönmek ister ama saatler kadraja girer ve artık geri dönüşün mümkün olmadığı vurgusu yapılır. Alexander artık kardeşi Fanny ve büyükannesi Helena arasında bir yerdedir ve yetişkinliğe doğru geçiş yapmıştır.

Çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi her zaman sancılı olmuştur. Hayal gücü ve gerçekliğin sınırlarını kendi kendimize belirlememiz gereken bu dönem, iki taraf arasında da sıkça mekik dokuduğumuz bir dönemdir. Gerçekliğe alışmaya çalıştıkça, rüyalarımız bizim peşimizi bırakmaz. Böylesine hassas dönemde bir de kaybedilen yakınımız varsa, bu rüyalar yerlerini kabuslara bırakır. Gerçeklik zaten çocuklar için alışması zor ve ürkütücü bir şeyken, içsel dünyamıza geçişi zorlaştıran kabuslar da artık bir sınırı geçtiğimizin habercisidir. Düşsel olanı geride bıraktığımızda nasıl bir sarsıntı yaşarsak Fanny ve Alexander da bu sarsıntıyı izleyenlere yaşatıyor. Bu özel dönemin muğlak yapısını görüntü yönetmenin inanılmaz çalışmasıyla beyazperdeye taşıyan Bergman, yaşam ve tiyatronun birbirine sıkı sıkıya bağlı olması, Tanrı’nın sorgulanışı, karşıtlıklar üzerine kurduğu simetrik yapısı ve bizi de anılarımıza yolculuk yapmaya teşvik eden ve Alexander’ın düşsel dünyasını olumlayan tavrıyla sinema tarihinin belki de en unutulmaz filmlerinden birine imza atmayı başarıyor.

“Her şey olabilir, her şey olanak içinde ve olasıdır. Yer ve zaman yoktur. Anlamsız geçmişe karşı imgelem, yeni tasarımlar eğirir ve dokur.” (Helena – Fanny and Alexander)


Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleFanfan
Sonraki makaleFitzcarraldo
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK