Vinterkyss

Vinterkyss

563
0
PAYLAŞ

vinterkyss

Vinterkyss, oğlunu kaybeden, bunun şokunu ve vicdan azabını üzerinden atamayan, hastanede çalışan Victoria’nın hayatını anlatıyor. Victoria oğlunun kaybından sonra kocasından da ayrılmıştır ve yaşamını sıradan bir şekilde sürdürmektedir. Victoria oğlunun ölümüyle yüzleşmekten sürekli kaçınarak kendi sorumluluğunu unutmaya çalışır. Oslo’da yaşayan bir İranlı ailenin ise oğlu ölü bulunmuştur. Ölümünün nasıl gerçekleştiği ise belirsizdir, onun ölümünden kar temizleyicisi Kai sorumlu tutulur. O sırada Victoria ile de Kai beraber vakit geçirmeye başlar. İkilinin ilerleyen ilişkisi bir süre sonra, Victoria’yı bu olayı çözmeye zorlar. Victoria yeniden hayata tutunmasını sağlayan Kai için mücadele ederken, oğlunun ölümünü de kabullenmek zorunda kalır.

Filmin basit ve pek açılımı olmayan bir hikayesi var. Kurgusunun atmalı olması hikayenin sıradanlığını ne yazık ki kapatmaya yeterli olmuyor. Filmin gizemli hikayesi çok yapay geldiği gibi, karakterlerin yaşadıkları vicdan azabı ve sorumluluk duygularının anlatılması ise çok yüzeysel. Yönetmen böylesi bir trajediyi anlatmada yetersiz kalmış. Elindeki malzemeden pek bir şey çıkmasa da, İskandinavya’nın soğuk ve karanlık atmosferini filmde çok daha iyi kullanabilirmiş. Filmin bir diğer garip noktası ise, son dönemde her türlü filmde kullanılan medeniyetler çatışması klişesi. Yönetmen Sara Johnsen, ötekileştirilen ve sürekli suçlu gibi görülen/gösterilen Müslümanların bu kimlik problemlerini filmde de kullanmak istemiş. Fakat bu çok havada kalıyor. Filme farklılık ve zenginlik getirmek için kullanılmış bir eklentiden öteye gidemiyor. Bu klişeyi hiç katmasa daha iyi olurmuş. Sonuçta bu konu derin bir mesele ve derinlemesine verilmedikten sonra, şimdiye kadar ki klişelere yeni bir yaklaşım getirmedikten sonra vermenin pek bir anlamı kalmıyor. Geçtiğimiz yıl İskandinavya’da en çok beğenilen on film arasında gösterilen, bir de Los Angelas’taki AFI Film Festivali’nde “Jüri Büyük Ödülü” kazanan Vinterkyss, kanımca “izlenmese de olur” kategorisindeki filmlerden öteye gitmeyen, orta karar bir İskandinav filmi.

 

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleTrain of Life
Sonraki makaleViva Maria!
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK