Pingpong

Pingpong

752
0
PAYLAŞ

Pingpong

Pingpong, tipik bir festival filmiydi. Bir başyapıt değildi, ama hem anlatımıyla hem de karakterlerinin hissiyatlarını yansıtma şekliyle, ağır temposuna rağmen kendisini izlettiren bağımsızlardandı. Filmde yine bir Alman ailesinin yaşamına ortak olarak, onların değişimlerini gözlemliyorduk. Babası intihar ettikten sonra halasının yanına yerleşen Paul, kısa süre sonra halasına duygusal olarak bağlanıyordu. Halasının da Paul’e karşılık vermesiyle aile içi dengeler bozuluyor ve hala rolündeki bayan bir pingpong topu gibi ailesiyle Paul arasında gidip geliyordu.

Karakterlerin çözülüşlerini ve filme ismini de veren pingpong metaforunu başarıyla yansıtan yönetmen, karakterler arasındaki gerilimi de izleyicisine hissettirmeyi başarıyordu. Fazlalık içermeyen düzgün kadrajları, gerilimi iyi yansıtan müzikleri ve başarılı oyunculuklarıyla ortalamanın üstünde bir filmdi, Pingpong. Yer yer temposu iyice düşerek ritmini kaybeder gibi olsa da, ilk filmini çeken bir yönetmen için başarılı denebilecek bir finalle noktayı koyuyordu.


Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleSummer ’04
Sonraki makaleVenus
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK