The Great Ecstasy of Robert Carmichael

The Great Ecstasy of Robert Carmichael

681
0
PAYLAŞ

The Great Ecstasy of Robert Carmichael

Ecstasy daha açılışında insanı geren bir viyolin ezgisiyle başlıyor. Bu filmin bütününe egemen olan gergin, çarpıcı ve yabancılaştırıcı etkisini göstermek adına küçük bir ipucu aslında. Film, küçük bir İngiliz kasabasında bir grup gencin yaşadıklarını konu alıyor. Yüzeysel bakıldığında bir gençlik draması, gençlerin sorunlarını anlatan etkileyici bir film gibi gözükebilir. Nitekim filmin sinopsisini okuyan birçok insan bu yanılgıya düşüyor. Ama kesinlikle o kadar naif bir film değil. Aksine, belki de son yılların en rahatsız edici filmlerinden biri.

Bu küçük kasabanın gençlerinin çoğu uyuşturucu bağımlısı. Filmde uyuşturucuyla medya sürekli yan yana gidiyor. Yönetmen ikisi arasındaki ortaklığı gözler önüne seriyor. Uyuşturucu insanlara nasıl sahte mutluluklar vaat ediyorsa, medyada insanların zihinleri zehirleyerek onlara mutlu ve güvenli oldukları hissini veriyor. Filmin henüz başlarında adı Osama olan bir çocuk diğerleri tarafından aşağılanarak dayak yiyor. Dayak atan çocuklar ise, dünyadan tamamen kopmuş uyuşturucu müptelaları. Bu medyanın manipülasyon gücünü de vurguluyor aslında. Dünyadan kopuk yaşayan insanlar bile, artık medyanın etkisi altında kalarak, medyanın oluşturduğu prototiplere göre sosyal hayatlarını ve davranış şekillerini oluşturuyor.

Filmde birbirinden kopuk kopuk bir çok hikaye var. Bunlardan en önemlisi filme adını da veren Robert’ın hikayesi. Robert, orta sınıf bir aileye mensup, zeki ve yetenekli bir genç. Çok iyi viyolin çalıyor. Fakat bu şiddet ortamında ve aile içi iletişimsizliğin getirdiği boşlukta, o da diğer arkadaşlarına uyuyor. Kafası sürekli karışık. Çok sessiz gibi görünmesine rağmen içinde büyük bir öfke barındırıyor. Bu öfkede zaman zaman patlamalar şeklinde kendini gösteriyor. Ailesi ve okuldaki hocalar tarafından kendisine sunulan gerçeklik ona yeterli gelmiyor. Belki daha özgür olabilmek, belki kendi kararlarını alabilmek, belki de bu küçük kasabada yeni heyecanlar aramak istiyor.

Film ilerledikçe gençlerin içindeki şiddet, daha doğrusu içlerinde besledikleri “hayvan” daha da gün yüzüne çıkıyor. Farklı bir şey yapma isteğiyle zenginlerin yaşadığı bir eve girip, burada yaşayan karı-kocayı rehin alıyorlar. Bu sahne ve bu sahneyi izleyen şiddet görüntüleri ise; Micheal Haneke’nin Funny Games ve Stanley Kubrick’in Clockwork Orange filmlerindeki sahnelerle birçok açıdan benzerlik taşıyor.

İçinde yaşadığımız toplumun bu sinmiş ve tepkisiz hali, bu kadar sert mi anlatılmalıydı? Bilemiyorum. Ama yönetmenin vermek istediği etkiyi, izleyenler üzerinde bıraktığı kesin. Ecstasy, sarsıcı, ürkütücü, baş döndürücü ve kimilerine göre mide bulandırıcı bir film olabilir. Fakat içinde yaşadığımız toplumun sorunlarını gerçekten insanların gözlerine sokmakla kalmıyor, bilinçaltına yerleştiriyor. Bir sahnede gençlerin hocaları derste medyada gösterilen her şeye inanmaları gerektiğini vurguluyor. Medya kimin elinde? Medya hangi konularla ilgileniyor? Medya yayınları hangi amaçlara hizmet ediyor? Bütün bunları sorgulayın diyor çocuklara. Aslında buradan izleyicilere de bir kapı aralanıyor. Küreselleşmenin gün geçtikçe etkinliğini arttırması, insanların kitle iletişim araçları tarafından koşullandırılmasını da beraberinde getiriyor. Kıtaları aşarak küreselleşen ve dev birer ulus aşırı şirkete dönüşen günümüz medya kuruluşlarının tek hedefi daha fazla para kazanmak. Bunun için reklam pastasından daha fazla pay alma derdindeler. Bu tek tip bir kitle kültürünün yayılmasını sağlarken, şiddetin, tecavüzün, sıradanlığın, yabancılaşmanın, sömürünün paraya çevrilmesine de neden oluyor. Bunlar artık insanların ürettiği ve tükettiği birer ürüne dönüşüyor.

Yönetmen Thomas Clay, filminde medyanın insanların zihinlerini uyuşturan, onları zehirleyen enformasyon bombardımanın etkilerini göstermek istemiş. Medyanın toplumu ve gençleri nasıl şiddete yönlendirdiğini anlatmaya çalışmış. Bunu yaparken oldukça sert ve saldırgan bir üslup kullanmış. Filmin birbirinden ayrı sahneler şeklinde minimal bir tarz da anlatılması da insanlara yabancılaşmayı vurgulatmak için kullanılmış. Filmin en sert sahnelerinde televizyonda Irak Savaşı ile ilgili haberlerin olması, filmin kurgusal oluşunu özellikle vurgulamak için yapılmış bir tercih esasında. Medya tarafından yayılan, topluma egemen olan ve gençleri yönlendiren şiddet, beyaz perde de belki hiç bu kadar rahatsız edici anlatılmamıştır. Clockwork Orange, Funny Games, Requiem for a Dream hepsini toplayın ortaya çıkan karışım, sizin bu filmi kafanızda canlandırmanıza yeterli olacaktır.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleWerckmeister Harmoniak
Sonraki makaleParis, Texas

1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası’nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo’nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK