La Bete Humaine

La Bete Humaine

416
0
PAYLAŞ

Bete Humaine

Emile Zola’nın aynı adlı kitabından uyarlanan Human Beast, Zola’ya yapılan bir saygı duruşuyla açılışını yaptıktan sonra tıpkı insanoğlunun karanlık dehlizlerine yapacağı yolculuğu vurgularmış gibi karanlık tüneller içinden geçen bir trene kamerasını yöneltir. Paris ve Le Havre arasında gidip gelen bu trende Severine’in kıskanç kocası Roubaud bir cinayet işler. Cinayeti görmemiş olmasına karşın, daha sonra neler olup bittiğini öğrenen makinist Lantier’de, vakit geçtikçe sinema tarihinin en etkileyici kara meleklerinden biri görünümündeki Severine’e aşık olur. Aşk bir süre sonra yeni cinayetlere zemin hazırlarken Renoir’de simgesel diliyle filmine anlam katar. Karakterlerin içsel karanlığını ve kötücül yanlarını onların giyimleriyle dışavuran Renoir, yağmur altında Lantier ve Severine’in öpüşme sahnesindeyse, bu yaklaşımını çok güzel bir mizansenle ekrana taşır. Bunun yanında Renoir hazırlamış olduğu sekanslarda karşıt duygulardan yararlanarak derin ve etkileyici bir anlatım yapısı da yakalar. Severine bir cinayetin anatomisini anlatırken, sevgi ve nefret, aşk ve vicdan azabı, iyilik ve kötülük tek bir sekansın içerisine sığdırılır, o bir dakikalık cinayet anı da tuhaf bir biçimde tezatlıklardan örülü bu sekansın içinde derinlik kazanır.

Balo sahnesindeki şarkısıyla hikayesini özetleyen Human Beast, güzel ve çekici bir kadın etrafında toplanan erkeklerin kıskançlıklarına yenik düşerek işledikleri suçların yanısıra, insanların içlerinde gizledikleri şeytanlara da vurgu yapar. Zamanın en ileri teknolojisinin kullanıldığı demiryolları, aslında insanoğlunun en eski sorunlarından olan cinsel doyumsuzluğun, şiddete yatkınlığın ve adalet kavramının aksayan yanlarının anlatılması için de oldukça anlamlıdır. Renoir’in zamanını aşan yönetmenlik başarısı ve başrollerdeki Jean Gabin ve Simone Simon’un uyumlu oyunculukları, insanoğlunun içsel karmaşasını gözler önüne seren bu güzel ve anlamlı hikayeyi beyazperdede ölümsüzleştirirken, filmden bizlere de Ninette’nin küçük kalbi hakkında, kısa ama anlamlı bir hikaye kalır.


Barış Saydam

bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleLa Grand Illusion
Sonraki makaleLa Regle du Jeu
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK