Rusalka

Rusalka

670
0
PAYLAŞ

Rusalka

Peri masalları, genç kızlar, düşler, tutkular ve hayatın gerçekleri…

Anna Melikyan’ın katıldığı bütün festivallerde ilgiyle karşılanan, gerçeküstü öğelerle süslü, masalsı filmi “Rusalka” hikâyesinden çok anlatımıyla öne çıkıyor. Yönetmen, denizde doğan bir kızın çocukluğundan başlayarak genç kız oluşuna kadarki dönemi masalsı ve naif bir sinema diliyle ekrana taşıyor. Alisa’nın yaşına göre filmin anlatım yapısını belirleyen yönetmen yaş gruplarının karakteristiklerine göre Alisa’nın yaşamını bizlere aktarıyor. Örneğin Alisa’nın 18. yaş günü Alisa’nın çocukluktan çıkarak genç kız oluşunun da bir habercisi oluyor.

Çoğu zaman çevresindeki insanlardan izole bir şekilde yalnız başına dolaşan ve kendi iç dünyasında gezinmekten büyük keyif alan Alisa’nın yaşamındaki küçücük anlar tek tek ekrana taşınarak Alisa’nın iç dünyası seyirciye tanıtılıyor. Bu sayede bizler de Alisa’nın kimsenin girmesine izin vermediği ve dış dünyaya kapadığı o özel dünyasında rahatça gezinme imkânı yakalıyoruz. Alisa’nın kendine kurduğu o büyülü evrenin içinde olmak ve onunla birlikte rahat ve güvenlikli bir şekilde o masalsı evrende gezinmek oldukça keyifli olsa da onun yalnızlığına ortak olmak aynı zamanda bir burukluk hissi de yaratmıyor değil. Babasının olmayışına ve annesinin ilgisizliğine karşın Alisa’nın dış dünyada yapayalnız yaşamaya ve kendi tutkularını gerçekleştirmeye çalışması oldukça kırılgan çabalar ve bunları izlerken eğlenceli anların ardında hep bir melankoli de gizliden gizliye varlığını hissettiriyor. Filmin kimi yerinde Alisa’nın sevincine ortak olmanın verdiği coşkunluğu yaşarken kimi zaman da onun yalnızlığını paylaşmanın getirdiği hüzünle sessizleşiyorsunuz.

Yönetmen Melikyan, Alisa’nın dönemlerine göre görselleştirdiği Alisa’nın iç dünyasını sinematografik olarak da oldukça etkileyici bir biçimde beyazperdeye taşıyor. Denizden gelen bir kız motifine uygun bir şekilde mavinin yoğun olarak kullanıldığı filmde yönetmenin Alisa’nın dışa kapalı kendi özel dünyasını seyircilere açmak için reklam sloganlarını kullanması ve filmin pek çok yerinde hızlı bir kurguyla Alisa’nın değişen iç dünyasını ve o değişimin hızını aktarması çok başarılı. Büyük şehrin kaotik yapısını, insan kalabalığını, tüketim çılgınlığını ve reklamlarla yapılan propagandaları Alisa’nın masalsı hikâyesinde eriterek bir yandan da şehre uzak olmadığını, aslında dış dünyanın gerçekliğine de hâkim olduğunu gösteriyor.

Bir genç kızın yaşamını fantastik öğelerle süslü bir anlatımla birleştiren ve detaylara verdiği önemle dikkat çeken yönetmen Melikyan, “Rusalka”yla eğlenceli olduğu kadar da hüzünlü bir hayat hikâyesi anlatıyor. 1.7 milyon dolar gibi cüzi bir bütçeye sahip olan film hikâyesinin sıradanlığına karşın anlatımının zenginliği ile öne çıkıyor. Anlatımı ve sinematografisi ile sıkça “Amelie”yle karşılaştırılan “Rusalka” kuşkusuz bir “Amelie” olmaktan oldukça uzak. Ama “Amelie” kıyasıyla filmi küçümsemekten çok, filmin kendi artılarını ve farklılıklarını anlamaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır. Sonuçta “Rusalka”nın kendine ait ve farklı bir atmosferi var. Gerek filmin anlatımı gerekse de Rus insanının kendine özgü mizahi anlayışı oldukça şaşırtıcı sonuçlar doğuruyor. Filmin benzetildiği diğer filmlerin daha genel bir karakteristiğinin olduğunu düşünürsek “Rusalka” daha farklı ve özgün bir yerde duruyor. “Rusalka” bağımsız bir başyapıt değilse bile senenin keyifle izlenecek filmlerinin başında geliyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleGenova
Sonraki makaleWir Sagen du! Schatz
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK