Twentynine Palms

Twentynine Palms

519
0
PAYLAŞ

Twentynine Palms

Yönetmen Bruno Dumont, Twentynine Palms’ta fotoğrafçı olan David ile onun nevrotik sevgilisi Katia’nın Los Angelas’tan ayrılarak California çöllerinde bir keşif görevine çıkışlarını ve bu yolculuk sırasında yaşadıklarını olağanca sadeliği ve gerçekliğiyle ekrana yansıtıyor. Çiftin sevişmeleri ve tartışmaları filmin ağırlık merkezleri olarak göze çarpıyor.

Cinsellik üzerine kurulu bir ilişkiyi anlatarak yönetmen, iletişimsizliğin boyutlarını ele almaya çalışıyor. Bu sayede günümüzde birbiriyle konuşacak konu bulamayan, daha çok cinsel birliktelik ve maddiyat üzerine kurulu ilişkilere de eleştirisini getiriyor. Filmin finali itibariyle de bu eleştirileri son derece rahatsız edici ve çarpıcı bir sonla bağlayarak, izleyenlerini şok etmeyi başarıyor. İletişimsizliğin getirdiği öfke ve içe atılan sorunların patlaması şeklinde kendini gösteren finali ve sessiz, sakin, diyalogdan çok görüntülerle derdini anlatmaya çalışan yapısıyla ilginç bir film Twentynine Palms. Saldırgan belki, ama aynı zamanda düşündürücü de. Bu saldırganlığın nedenini iyi analiz edersek, karşımıza çıkan resme daha iyi bakabilirsek, filmin sıradan ve basit bir film olmadığını anlayabiliriz. İzlemesi zor olduğu gibi hazmetmesi ve analiz etmesi de son derece zor olan film, insan doğasının tehlikeli yanlarına da değinmekten çekinmiyor. Cesur anlatımı, basit olduğu kadar etkileyici kullanılan sinema dili ve anlattığı modern insanın sorunlarıyla dikkate değer bir yapım. Bazı filmler vardır; ya çok seversiniz ya da ölesiye nefret edersiniz. İki uçludur, dünyaya bakışı siyah-beyazdan ibarettir. Uzlaşamazsınız, içerisinde griyi barındırmaz. Twentynine Palms’ta bu türe örnek gösterilebilecek filmler arasında. Bu yüzden film gösterildiği festivallerde birçok tartışmayı da beraberinde getirerek izleyicileri ikiye bölmüş.

L’Humanite ile insanlığı derinlemesine incelemeye çalışan ve eleştirel yanını gözler önüne seren Bruno Dumont’un bu filmi de genelde Cannes Film Festivali’nde ilgi gösterilmeyen filmleri programına toplayarak, bu filmleri el üstünde tutan Venedik Film Festivali’nde yönetmenine “Altın Aslan” adaylığı getirmiş. Kökeninde birbirini yeterince iyi tanıyamamaktan kaynaklanan, iletişimsizliğin ayyuka çıktığı, sevginin sadece cinsel ilişkiyle karşı tarafa anlatılabildiği, kapalı bir ilişkinin nasıl bir korku filmine dönüşebileceğini gösteren Twentynine Palms, Robert Bresson’unkine benzer anlatımı ve onun filmlerinde sık sık mercek altına aldığı insan doğasına yaklaşımıyla da ilgi çekiyor.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleLa Nuit Americaine
Sonraki makaleParadise – Three Journeys in this World

1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası’nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo’nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK