A Film with Me in It

A Film with Me in It

449
1
PAYLAŞ

A Film With Me In ItHayatta işler bazen ters gider, çözülmez değildir ama uğraştırır. Bazense sarpa sarar, çözülmesi daha da güçleşir. Bir adım ileriye gidelim: İşler iyice karışıp arapsaçına dönsün, çözülemez olsun. Peki bir adım daha ilerisine gidersek? Mark’ın hayatındaki en kötü güne hoş gelebiliriz. Filmin senaristi Mark Doherty’nin canlandırdığı Mark şanssız bir oyuncu. Üç aydır kiranın ödenmediğini duyan sevgilisinin kendisini terk etmesiyle başlayan felaket gününde başına gelmedik kalmıyor. Yazar/Senarist/Garson ama aslında Çulsuz olan arkadaşı Pierce ile birlikte evde yaşanan kazara ölümlere kılıf aramaya çalışırken kafalarında da bir yandan senaryolar üretip insanların hangisini yutacağına karar vermeye çalışıyorlar.

Komedi filmlerinin en büyük avantajı seyircinin etkileşimi. Tek başına izlediğinizde hiç gülmeyeceğiniz sahnelere kalabalık bir salonda kahkaha atarken bulabilirsiniz kendinizi. Fakat kara komedilerde bu kural geçerli değil. Seyirciyle filmin dokusu barışmazsa salonda tek tük kahkahalar duyulabilir ya da herkes gülerken salonu terk edenler olabilir. “Bu Filmde Ben Varım” sayabildiğim kadarıyla iki kişinin çıktığı, onların haricinde salonun söz birliği etmişçesine aynı sahnelerde güldüğü, aynı anlarda nefesini tuttuğu bir filmdi. Ufak bir bütçeyle çoğunluğu aynı iç planda çekilmiş filmin her şeyini bağladığı senaryosu Mark’ın filmin başında girdiği seçmelerdeki senaryo gibi “iyi”. Üstelik senaryo içinde senaryo fikri de akabinde gelen film içinde film klişesine güzel bir gönderme olarak not düşülmüş. Film boyunca karakterleriyle, filmin sonunda da kendiyle dalga geçen “Bu Filmde Ben Varım” seyirciye “Ben de vardım!” dedirtecek kadar eğlenceli bir yapım.

Melih Tu-men
tumenm@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makale2009/10 Sezonunun Merakla Beklenen Avrupa Filmleri -4-
Sonraki makaleDrabet
Bir çevirmen. Çeviri onun için kendini ifade etmenin en uygun yolu. Son dönemde animeye sinemadan daha çok önem (değer) veriyor ve haddizatında Japoncaya merak salmış durumda. Sinemada 80 öncesi (Godard hariç) filmlerini elinin tersiyle itmekten çekinmiyor, saygı duymasına rağmen izlemekten hoşlanmıyor. "Sinema öldü!" fikrine katılmasa da sürekli gençleştirme operasyonları geçirdiğini düşünüyor ve dolayısıyla da izleyeceği filmlere katmanlı bir seçicilik uygulamaktan vazgeç(e)miyor. Her tür kara film ve animasyon onun için bir şansı hak ediyor. Reha Erdem ve Satoshi Kôn ne çekse seyrediyor.

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK