Drabet

Drabet

437
0
PAYLAŞ

Drabet

Danimarka’dan sınıf manzaraları…

Drabet (2005) Per Fly’ın Baenken (2000) filmiyle başlayan, Arven’le (2003) devam eden Danimarka’nın sınıfsal yapısını anlattığı üçlemesinin son filmidir. Yönetmen, serinin ilk filmi Baenken’de toplumun en alt kademesinde sayılabilecek, banklarda uyuyan ve hayatlarını bu şekilde sürdürmeye çalışan evsiz insanların yaşamlarını dramatik bir şekilde anlatıyordu. Normalde İskandinav toplumları hep refah seviyeleri yüksek, insanları mutluluk içinde yaşayan, sorunsuz toplumlarmış gibi görülür. Oysa Baenken’de bunun doğru olmadığı, tersine diğer toplumlarda olduğu gibi İskandinav toplumlarında da sınıf farklılıklarının keskin bir şekilde var olduğu gösteriliyordu. Tıpkı Finlandiyalı yönetmen Aki Kaurismaki’nin “İşçi Sınıfı” üçlemesinde anlattığı gibi… Per Fly’ın üçlemesinin ikinci ayağı olan Arven’de ise, Danimarka’nın üst sınıfına mensup, zengin ve burjuva bir ailenin yaşamı ve mutluluk arayışı konu ediliyordu. Yönetmen, üçlemesinin son halkasında ise, orta sınıfa mensup Carsten’in yaşadıklarını anlatıyor.

Gençliğinde toplumsal olaylarla oldukça ilgili olan ve komünist partiye de katılan Carsten; toplumsal baskı karşısında, tepkisiz kalmak yerine özgürlük için savaşmayı, eylem yapmayı tercih eder. Fakat ilerleyen yıllarda evlenir ve bir aile kurar. Onun yerleşik düzene geçişi, aynı zamanda onun tepkisizliğe karşı olan savaşının da ironik bir sonucu gibidir. Gençliğinde mücadele ettiği tepkisizlik, uzlaşma, iletişimsizlik ve yabancılaşma gibi konular bu sefer Carsten’in hayatına girer. Uzun süre bu sıradan ve güvenlikli yaşamını sürdürse de, okuldaki öğrencilerinden Pil’le tanışmasıyla Carsten’in hayatı değişmeye başlar. Pil ona gençliğini ve aktivist olduğu dönemleri hatırlatır. Hayatı sıkıcı ve tekdüze bir şekilde giderken, Pil onun hayatına bir farklılık katar.

Pil’in bir eylem sırasında, bir polis memurunu öldürmesiyle ise işler karışır. Bundan sonra, suçluluk ve vicdan azabı içinde hayatları paramparça olan insanların yaşadıklarını izleriz. Carsten kendi seçimlerinin sorumluluğunu ilk başlarda Pil’e yüklese de, film ilerledikçe Carsten’in seçimlerinin onu nerelere götürdüğünü gözlemleriz. Karakteri yavaş yavaş çözülmeye başlar. Pil önceleri onu sıkıcı aile yaşantısından kurtarıp özgürlüğüne kavuşturmuş gibi görünse de, Carsten’in sonunu hazırlayan da bir anlamda yine o olur. Carsten’in yaşadığı içsel çatışma aynı zamanda onu Dostoyevski karakterleriyle de yakınlaştırır. İyinin ve kötünün, doğrunun ve yanlışın sürekli değiştiği ve bütün çatışan özelliklerine rağmen, aslında bir anlamda da gücünü bu çatışmalardan alan Carsten karakteri; bir süre sonra toplum/birey çatışması üzerinden de vicdani bir sorgulama süreci içine girer.

Michael Haneke’nin sıklıkla üzerinde durduğu temalardan biridir; toplumsal yapı ve sınıfsal çatışmalar… Haneke genelde filmlerinde aile hayatı, yabancılaşma ve medyanın bütün bunlar üzerindeki işlevini sert bir şekilde anlatır. Per Fly’ın üçlemesinde bu öğelerin her birini göremesek de, Haneke’nin sadece bireyi suçlamayan, bütün bunlar yaşanırken toplumun da işlevini sorgulayan bakış açısına yakın bir duruşu görmek mümkündür. Carsten’in dediği gibi; “bir polisin ölmesi sonucu herkes şiddeti tartışırken, silah zenginleştirme programları, küresel silah ticaretleri şiddet değil midir? Şiddet sadece görünen, fiziksel bir eylem midir?” Per Fly bütün bu soruları da filminde hatırlatmayı ihmal etmez.

Danimarka’nın toplumsal sınıf yapısı üzerine çekilen bu üçleme, aslında ele aldığı konularla evrensel bir işleve de sahiptir: Her toplumsal sınıfın, yaşama alanları ve yaşadığı olaylara verdiği tepkiler farklıdır. Bununla birlikte şiddete bakış açıları ve onu kabulleniş şekilleri de farklılık gösterir. Üçlemenin her halkası bu mesaj çevresinde kendi izleğini oluştururken; yönetmenin eleştiri dozu da yavaş yavaş artmaya başlar. Baenken’de alt sınıfa mensup insanların sıkı arkadaşlıkları ve pamuk ipliğine bağlı yaşamlarını mizahla harmanlayan yönetmen, Arven’de burjuvanın soğukluğunu bütün çıplaklığıyla orta koyar. Drabet ise; üçlemenin en ağır ve en çarpıcı filmidir. Tıpkı Kaurismaki’nin üçlemesinin son halkası olan Match Factory Girl gibi, Per Fly’ın üçlemesinin son halkasında da umuda ve iyimserliğe yer yoktur.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleA Film with Me in It
Sonraki makaleFlight of the Red Balloon
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK