Chloe

Chloe

360
0
PAYLAŞ



Kocasının kendisini aldattığından şüphe eden doktor Catherine (Julianne Moore), onu son kez bir teste tâbi tutmak isteyip, genç ve güzel fahişe Chloe’yi kocasını baştan çıkarması için kiralar. Ama onun çekiciliğine kendisi de kapılınca işler karışır. Aslında sadece filmdeki karakterler için karışır. Oysa bizim için de karışması gerekir. Çünkü dikkatli bir seyirciyi ters köşeye yatıracak hiçbirşey olmadığı gibi (böyle yapması gerektiği için değil, böyle bir iddiası olduğu için söylüyorum), bunun uğruna çaba sarfetmeyerek nerede duracağını kestirememiş bir film. Atom Egoyan’ın, Anne Fontaine’in 2003 yapımı Nathalie filminden uyarladığı Chloe, tipik bir orta yaş krizinden yaratacağı aile dramını, biraz da zamana oynayıp uzun metraj formatına çekebilmek uğruna uzatmış bir izlenim yarattı. Özellikle Chloe’nin güzellik dışında sahip olması gereken en önemli şeyi, yani hırsı hiç oturtamamış bir görüntüsü var ki, filmin en önemli dayanağı olan bu gerekliliğin ne temeli, ne harcı belli.

“Durumu kurtarmak” tâbiri Egoyan gibi bir yönetmene yakışmıyor sanki. Ama filmin en dikkate değer yanı olan Julianne Moore faktörüne, Amanda Seyfried’in pür güzelliğine ve Ikea kataloglarından ya da turistik tanıtım broşürlerinden çıkma mekan seçimlerine bel bağladığını düşündüren bir film olduğunu ancak film bittiğinde anlayan benim gibi seyircileri memnun edeceğini söyleyemem. Adeta izleyenin gözüne gözüne sokulan bu elit atmosfer, bir süre sonra devreye Haneke veya Trier’nin girmesini arzu ettirecek kadar sıkıcı bir hâl almaya başlayınca, ortaya bir “film” çıkarması gereken yönetmenin elini kolunu sallayarak bu burjuvazinin sadık bir hizmetkârı olduğunu, sadece bir yeniden çevrimin tembelliğine sığındığını düşünüyorsunuz. Bu varlıklı ortamı zedelemeye çalışıp, ondan sosyal bir anti burjuva çıkarımı sağlamak isteyip istemediği bile net değil. Sadece girişte Chloe’nin kafa sesiyle yaptığı fahişe tanımı ve orta yaş krizlerinin yarattığı macera arayışlarına rağmen tek eşliliğine tutunma ihtiyacını dile getirdiği bazı anlarıyla bir şeyler söyleyebilmiş, onun dışında fazla bir özelliği olmayan bir film.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleAvrupa Sineması Günlüğü -5-
Sonraki makaleBothersome Man
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK