Avrupa Sineması Günlüğü -5-

Avrupa Sineması Günlüğü -5-

462
0
PAYLAŞ

Antonioni, Truffaut, Fellini, Bergman Sinemasını Anlatıyor
Charles Thomas Samuels – Düzlem Yayınları

Federico Fellini film çekme sürecini anlatıyor.

“Bir film, onu kuran kişi olarak sizin istencinizin de dışında biçimlenir; bütün doğru ayrıntılar, esinlenmeyle gelir. Esinlenme ile ne demek istiyorum? Sizin rasyonel aklınız ile bilinçsizliğiniz arasında doğrudan bir ilişki kurma yeteneği. Bir oyuncu doğruysa ve o anın gerektiği gibi davranıyorsa, bilinçsizliğe ulaşıp en az müdahale ile bu bilinçsizliği filmin gerçeklerine çevireceğinden, başarılı olacaktır. Ne yazık ki, eğitim, kültür ve kişisel takıntılar dolayısıyla hep hata yapıyoruz; kişisel zevk de, katıksız olabileceği şeyleri bozuyor ve koşullanmalarımızla lekeleniyor. Düşten filme dönüşme, uyanık bilinç durumunda olmaktadır; açıktır ki, bilinçlilik, yaratıcılığı bozan entelektüel ukalalıkla maluldür. Bu bakımdan, bir düşü gerçekleştiren sanatçı, her zaman, yitik bir şeyi duyumsar. Bana sorduğunuz özgül soruyu anımsamıyorum. Ancak bana niye yaptığımı sorduğunuz bir durumda, yalnızca, bu özgül anın bana, o perspektifi, ışığı, sözcükleri, karakterleri, yüzü getirdiğini söyleyerek yanıt verebilirim.” s. 82-83

Türk Dili Sinema Özel sayısı, Ocak 1968 Sayı:196
Metnin Orijinali: Cinema 66, sayı: 103, şubat 1966

Çeviren: Nijat ÖZÖN

Akira Kurosawa senaryo ve kurgunun öneminden ve işleyişinden bahsediyor.

“Her şeyi kendim yaparım. Ama bana en önemli görünen, senaryonun hazırlanmasıdır. Senaryo, filmin yapısı, iskeletidir. Yapı çok sağlamsa, rahatça görüntü eklenebilir. Hiç bir vakit dağınıklığa, gevşekliğe yol açmaz bu. Ya da, daha doğrusu, iyi bir senaryo olduğu vakit, şişirme olanaksızdır. Yönetmenin bir sürü işe yaramaz görüntü kattığı olur, ama bunun nedeni, yapının daha başlangıçta sağlam olmamasıdır. Kurguya gelince, en önemlisi kesmektir; en önem verdiğiniz, sizden en çok çaba isteyen sahneleri bile kesmektir. Sahneye iyi değilse, yani bütünle uyuşmuyorsa, hiç acımadan kesmek gerekir.” s.437

Kieslowski ya da Maddeci Teoloji
Slavoj Zizek – Encore Yayınları

Zizek, Walt Disney’in sapkın cinsellik ve şiddetin müstehcen yer altı dünyasını günışığına çıkaran yönetmenlere yatırıma yönelmesinin gerekçelerini yorumluyor:

“Günümüzde kültür-ekonomi aygıtının kendisi, kendisini piyasa rekabeti koşullarında çoğaltmak çabası içinde, sadece hoş görmek değil, aynı zamanda gitgide daha güçlü sarsıcı etkiler ve ürünler kışkırtmak zorunda kalıyor. Görsel sanatlarda son eğilimleri hatırlamak yeterli: Basit heykeller ya da çerçevelenmiş resimlerin olduğu günler sona erdi. Artık içinde resim olmayan çerçevelerin sergilenmesiyle, ölü inekler ve dışkılarının sergilenmesiyle, insan bedeninin içini gösteren videolarla (gastroskopi ve kolonoskopi), sergiye kokunun katılmasıyla vb. karşılaşıyoruz. Burada da cinsellik alanında olduğu gibi, sapkınlık artık yıkıcı değil: Sarsıcı fazlalıklar sistemin kendisinin bir parçası, sistem kendini çoğaltmak üzere onlardan bahsediyor.” S.51

Kieslowski’nin dekaloglarında bir belirip bir kaybolan meleksi bir figürden bahsediyor ve bu figürün işlevini yorumluyor:

“Dekalog 5’te (Öldürme Üzerine Kısa Bir Film) Janek taksi şoförünü acımasızca öldürmeden az önce, bir son uyarı, son bir kurtuluş fırsatı olarak görünür. Bu meleksi figür, İsa benzeri bir figür olmaktan çok, Gnostisizmin (sezgi yoluyla alınan bilgiyle kurtuluş öğretisi) iyi Tanrı’sı değil mi? (Maddi evrenimiz kötü Demon tarafından yaratılıp yönetildiğinden, bu Tanrı iktidarsız gözlemci rolüne indirgenmiştir: Bizim yazgımıza müdahale edip felaketi önleyemez, tek yapabileceği bizim acımıza duygudaş olmaktır.) Bu figürün Dekalog1’in ilk sahnesinde de görünüyor olması, onu tıpkı bizler gibi rahatça koltuklarında oturmuş, trajik sonucu engellemek için doğrudan müdahale edemeyen, yakın tehlikeyi fark etmemiş olan kahramanı görünce ekrana “Arkana bak! Arkana bak! Biraz sonra öldürüleceksin!” diye bağırmaktan başka bir şey yapamayan o ünlü “ilkel” izleyiciyi ister istemez taklit eden bizler gibi ideal iktidarsız/sevecen bir izleyiciye çevirmez mi?” S.22-23

Ünlü Yönetmenlerden Sinema Dersleri
Hazırlayan: Hasan Aydın – İnkılâp Kitabevi

“Oyuncu yönetiminin temelinde güven yatar. Birbirlerine ve bana yeterince güven duyan oyuncular bulmak benim için çok önemlidir. Böylelikle kendilerini artı ve eksileriyle ortaya koyabilirler. Birçok kez oyuncular gelip beni bulur ve tedirginlikle şöyle derler: “Bu sahnede hiçbir şey söylemiyor olmam biraz rahatsız edici değil mi, düşünmediğim izlenimini yaratmaz mı?” O zaman onları rahatlatır ve Anglosaksonların uzuncadır kavramış oldukları şeyi açıklarım: Bakan oyuncu, konuşan oyuncudan daha güçlüdür.” Claude Sautet
s. 99

Nuri Bilge Ceylan Sinemasını Okumak
Hasan Akbulut – Bağlam Yayınları

Hasan Akbulut NBC’nin sinemasının neden açılımlı bir yapıya sahip olduğunu anlatıyor.

“(Nuri Bilge) Ceylan’ın sineması, sinema-fikir’ler ürettiği için açılımlıdır. Gerek Ranciere, gerekse Deleuze’ün yaklaşımıyla sinema, yalnızca bir anlatım, ifade aracı değildir. Ranciere’e göre “sinema, belli bir sanat fikri içeren operasyonlar sistemidir. Bu sinematografik operasyonlar, bir ontolojik özün açımlama işlevi değil, tersine bir imgeyi ve bir sesi, belli bir anlam ve belli bir duyarlılıkla bütünlemek, bir olay ardışıklığı düzeniyle seyircide belli beklentiler yaratmak vs. gibi bir ilişkilendirme sistemidirler.” Ceylan’ın filmlerinin sinematografisi, “belli eylemleri belli bir görünürlük, algı, anlam ve duygulanıma bağlayarak, sanatsal fikirler üreten bir operasyonlar sistemidir.” “Sinema, bir teknik ya da ontolojik özü ‘ifade etme’ ya da ‘iletme aracı’ değil, fakat özgün operasyonlar sistemiyle ‘sinema-fikir’ler üreten bir duyulur düşünce biçimidir.” Saf görsel ve sessel durumlardan oluşan zaman-imge aracılığıyla yaratılan sinema, bu yönüyle saf sinemadır.” S.43-44

Altyazı Sayı 48 / Şubat 2006
Gül Yaşartürk

Tutunamayanlar (Voksne Mennesker) üzerine Gül Yaşartürk önemli bir tespitte bulunuyor.

“Dark Horse (Tutunamayanlar), karakterlerinin duruşuyla ve anlatım biçimiyle Fransız Yeni Dalga filmlerini; özellikle Serseri Aşıklar ve Jules ve Jim’i anımsatır. Bu anımsatma, sevimli bir saygı duruşu olmanın ötesine gidemiyor. Çünkü, Fransız Yeni Dalga hareketi, güçlü bir kuramsal altyapıya (Andre Bazin’in fikirleri, Cahiers du Cinema dergisi, 2. Dünya Savaşı sonrası güçlenen varoluşçuluk) sahiptir. 60’larda çekilmiş filmlerin, dönemin başkaldırısına dair güçlü bir anlatıya sahip olduğunu söylemek mümkündür. Kısaca, yaşam ve sinema birbirini beslemiştir. Herhangi bir devinimi barındırmayan, aksine durağan bir toplumu anlatan Dark Horse’ta 60’lı yılların biçiminin benimsenmesi ‘pastiş’ten başka bir şey değildir. Daniel’in grafiti yapması da sözünü ettiğim içi boşluğu tamamlayan yegane unsurdur. Grafiti, 1970’li yıllarda özellikle New York gettolarında, sistemi tehdit eden ciddi bir eylemdi. (Bu konu hakkında Jean Baudrillard’ın Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm adlı kitabına bakılabilir. S. 121-136) Filmde ilan-ı aşk grafitilerinden para kazanılması; 70’lerden bugüne batının geldiği yeri çok güzel özetliyor.” S.90

Ken Loach‘un Top 10 filmi…

1. A Bout de Souffle (Godard, 1959)
2. The Battle of Algiers (Pontecorvo, 1965)
3. A Blonde in Love (Forman, 1965)
4. Bicycle Thieves (De Sica, 1948)
5. Closely Observed Trains (Menzel, 1966)
6. Fireman’s Ball (Forman, 1967)
7. Jules et Jim (Truffaut, 1962)
8. La Règle du Jeu (Renoir, 1939)
9. The Tree of the Wooden Clogs (Olmi, 1978)
10. Wild Strawberries (Bergman, 1957)

Milos Forman‘ın Top 10 filmi…

1. Amarcord (Fellini, 1973)
2. American Graffiti (Lucas, 1973)
3. Citizen Kane (Welles, 1941)
4. City Lights (Chaplin, 1931)
5. The Deer Hunter (Cimino, 1978)
6. Les Enfants du Paradis (Carné, 1945)
7. Giant (Stevens, 1956)
8. The Godfather (Coppola, 1972)
9. Miracle in Milan (De Sica, 1951)
10. Raging Bull (Scorsese, 1980)

Sungu Çapan‘ın En İyi Türk Filmleri listesinden ilk 20 film…

*Seyyit Han/Yılmaz Güney
*Umut/Yılmaz Güney
*Yol/Şerif Gören
*Sürü/Zeki Ökten
*Düşman/Zeki Ökten
*Bereketli Topraklar Üzerinde/Erden Kıral
*Adak/Atıf Yılmaz
*Endişe/Şerif Gören
*Korkuyorum Anne/Reha Erdem
*Kasaba/Nuri Bilge Ceylan
*Mayıs Sıkıntısı/ Nuri Bilge Ceylan
*Uzak /Nuri Bilge Ceylan
*Üç Maymun/ Nuri Bilge Ceylan
*Camdan Kalp/Fehmi Yaşar
*Namus Uğruna/Osman Seden
*Bitmeyen Yol/Duygu Sağıroğlu
*Kuyu/Metin Erksan
*Muhsin Bey/Yavuz Turgul
*Herşeye Rağmen/Orhan Oğuz
*Sonbahar/Özcan Alper

Yenilenmiş kopyasıyla 14 Mayıs’ta Sinemalarda!

PAYLAŞ
Önceki makaleThe White Ribbon
Sonraki makaleChloe
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK