From Hell

From Hell

402
0
PAYLAŞ

1800’lerin sonlarında, vahşice işlenen bir dizi cinayetten sonra dünya yeni bir seri katille tanışır. Londra’nın varoşlarında öldürdüğü, daha doğrusu iç organlarını dışarıya çıkardığı kadınların cesetleri kısa sürede bütün ülkenin hayretle izlediği bir olaya dönüşür. Sistematik bir şekilde işlediği cinayetlerle tanınan, nam-ı diğer “Karındeşen Jack”, bu lakabı da polise yolladığı (en azından onun yolladığı tahmin ediliyor) mektuplar nedeniyle alır. Yazdığı çizgi romanlarla tanınan İngiliz yazar Alan Moore’da, hala tamamen aydınlatılamamış bu meşhur hikayeden yola çıkarak Eddie Campbell ile birlikte “From Hell” isimli bir çizgi roman kaleme alır.

Öncelikle Moore ve Campbell ikilisinin çizgi romanına değinmekte fayda var. Karındeşen Jack’in hikayesi çok çeşitli söylentilere malzeme olsa da bunların hiçbiri doğrulanamaz. Olayların hala aydınlatılamaması ve kesin sonuçlara ulaşılamaması da bu hikayelerin efsaneleşmesine yol açar. Çizgi roman da yaygın olarak anlatılan hikayelerden birinin üzerine kurgulanır. İngiltere Krallığı’nın varisi Prens Edward’ın bir hayat kadınıyla evlenerek ondan bir çocuğunun olması sonrasında yaşanan olayların konu edildiği bu hikayede, Karındeşen Jack; aslında hem sadık bir masondur hem de aklını yitirmiş başarılı bir cerrahtır. Masonların başında bulunan İngiltere Kraliçesi’ne sadakatini göstererek Prens Edward’ın yaptığı hatayı düzeltmek için bir dizi cinayet işleyen Dr. Gull’un hikayesi; bir yönüyle de insanoğlunun karanlık yanını açığa çıkarmak için kullanılır. Yaşanmış olaylardan yola çıkarak yazdığı çizgi romanlarla ünlenen Alan Moore, bu kitabında da kendi geleneğini sürdürür. Gerçek olaylardan yola çıkarak hikayesine güç katan yazar, bunun yanısıra mükemmel kurgusuyla da hikayeyi soluk soluğa takip edilecek bir polisiye romana dönüştürür.

Film, üstte bahsettiğim hikayeyi mükemmel bir dönem tasviriyle ekrana taşır. Sanayi Devrimi’nin hemen ertesindeki İngiltere’de pek çok sorun göze çarpar. Yoksulluk, kıtlık ve hastalık gibi sorunların dışında, suç oranının yüksekliği ve merkezi otoriteyi sağlamanın güçlüğü de dikkat çeker. Bir sterlinin çok büyük bir para olduğu, üzümün zenginlik simgesi sayıldığı ve birini öldürmenin sıradan bir olay gibi görüldüğü bu karanlık çağda, Karındeşen Jack gibi bir figürün doğması da çok şaşırtıcı değildir aslında. Hatırlarsak Alman Ekspresyonizm akımıyla birlikte ekranlarda boy gösteren çılgın bilim adamları, vampirler ve buna benzer yaratıklar aslında bir çağın da dışavurumuydu. Bu figürler; savaştan yenik çıkmış, yoksul, umutsuz ve çürümüş insanların simgeleriydi. Karındeşen Jack’te filmde bu şekilde figürleştiriliyor. Bağlı bulunduğu mason birliği ülkenin korunması ve bilimin gelişmesi adına birtakım gizli toplantılar ve ayinler düzenlerken, yavaş yavaş insanlıktan da uzaklaşıyor. İnsanın karanlık yanıyla yüzleşen Karındeşen Jack ise bir süre sonra gerçeklikten tamamen kopuyor. İnsanın içindeki cehennemle yüzleşiyor. Bu yüzleşme üzerinden de çizgi romanın yazarı Alan Moore’un başka bir alamet-i farikası gün yüzüne çıkıyor. Eserlerinde toplumsal eleştiriye de çok dikkat eden ve bunu ustalıkla alt metnine yediren Moore, bu hikayede de çürüyen bir toplumu Karındeşen Jack’in hikayesiyle eleştiriyor. Fuhuşun, suçun ve adaletsizliğin egemen olduğu bir dönemi, Karındeşen Jack’te nesneleştiriyor.

Filmin yönetmeni Hughes Kardeşler, hikayeye yarattıkları mükemmel arka plan dışında, hikayenin nüanslarını da başarılı bir şekilde ekrana taşıyor. Hiçbir ayrıntıyı es geçmiyorlar. Ayrıntılara verdikleri önem sayesinde parçaların birleştirilebileceği bir polisiye hikaye bütünlüklü bir şekilde anlatılıyor. Zengin arkaplan ve başarılı karakterler aracılığıyla da kitabın ana temaları anlam kaybına uğramadan filmde kullanılıyor. “From Hell”in beyazperdedeki aslına en yakın Karındeşen Jack yorumu olmasa da, en etkileyicilerinden biri olduğu kesin.

Barış Saydam
bar_saydam@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleReconstruction
Sonraki makaleIn My Father’s Den
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK