Ana sayfa Haber 30. İstanbul Film Festivali Önizleme

30. İstanbul Film Festivali Önizleme

586
0

30. İstanbul Film Festivali

Keskin bir gözlemle yapılmış bu kasvetli karakter tahlilinde orta yaşlı, sevimli ve bonkör bir çiftin kendilerinden de daha tükenmiş haldeki arkadaşlarına ve akrabalarına bir yıl boyunca yemek yapmaları konu ediliyor. Bunalmış durumdaki bir ev kadını hakkındaki girizgahtan sonra filmin gidişatı Leigh’in çok iyi idare ettiği utandırma komedisine doğru kayıyor. Çiftin oğullarına çok düşkün olan, iki kez boşanmış, alkolik Mary’nin ilk ziyareti başta eğlendirse de haddini aştığı noktada film acı dolu bir trajediye dönüşüyor. Muazzam bir özgüvenle kameraya alınan film belki de Leigh’in bize doğrudan söylemediği sıradan insanların zaaflarının en anlamlı teşhiri.

Potiche

Usta yönetmen François Ozon’un yıldız oyuncularla dolu görkemli komedilere geri dönüş yaptığı son filmi Potiche bir tiyatro oyunundan uyarlama. 1977 yılında Fransa’nın kuzeyindeki Sainte-Gudule kasabasında geçen film siyaset, intikam, kadınlara eşit haklar ve kadının toplumdaki yeri üzerine deli dolu bir komedi. Filmin başrollerinde Fransız sinemasının usta isimleri Catherine Deneuve ve Gérard Depardieu yer alıyor.

Norwegian Wood

Altın Lale Ödülü için yarışacak filmler arasında Yeşil Papaya’nın Kokusu ve Bisikletçi filmlerinin yönetmeni Tran Anh Hung tarafından sinemaya uyarlanan Norwegian Wood yer alıyor. Japon yazar Haruki Murakami’nin aynı adlı romanından uyarlanan film, 1960’ların sonlarında Tokyo’da geçen, adını aldığı Beatles şarkısı gibi, aşk, ölüm, masumiyetin kayboluşu, kalp kırıklığı ve cinselliğin uyanışı üzerine bir film. Yönetmen Tran Anh Hung, Festival’e katılmak üzere İstanbul’a gelecek. Norwegian Wood, Murakami’nin sinemaya aktarılan ilk büyük yapıtı.

Incendies

Polytechnique’in Kanadalı yönetmeni Denis Villeneuve tarafından Wajdi Mouawad’ın ünlü oyunundan sinemaya uyarlanan Incendies, Altın Lale için yarışacak filmlerden. En İyi Yabancı Film dalında Oscar adayı olan film, geçtiğimiz yıl birçok festivalden ödülle döndü. Abu Dhabi’de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan Lubna Azabal’in başrolünde oynadığı film Lübnan’a doğru yola çıkan ikiz kardeşlerin hikâyesini izlerken iç savaşın en karanlık anlarını irdeliyor. Yönetmen Denis Villeneuve festivalin bu yılki konukları arasında olacak.

Post Mortem

2009 yılında İstanbul Film Festivali’nde Tony Manero ile Altın Lale kazanan Pablo Larrain’in yeni filmi Post Mortem Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarıştı. Tarihi kişisel dramla harmanlayan, sıra dışı bir anlatıyla masalsı bir atmosferde geçen filmin başrollerinde Tony Manero’dan tanıdığımız Alfredo Castro var.

Miral

1948. İsrail devletinin kurulmasından sonra Hind el-Hüseyni, Kudüs sokaklarından 55 Filistinli yetimi çekip alarak evini bir yetimhaneye çevirir. 1978. Annesinin ölümünden sonra, yedi yaşındaki Miral bu yetimhaneye gönderilir. 1988. Miral on yedi yaşındadır. Bir mülteci kampında öğretmenlik yapmakla görevlendirilmiştir. Halkının verdiği mücadeleyle ilk kez karşılaşan genç kız, savaşmak ve idealleri arasında kalakalmıştır. Filistinli gazeteci Rula Jebreal’ın kendi romanından hareketle senaryosunu yazdığı ve gerçek olaylardan esinlenen bu dram, Julian Schnabel’in Kelebek ve Dalgıç’tan sonra çektiği ilk uzun metrajlı kurmaca film.

Poetry

Neredeyse eş zamanlı gelişen üç olay torununu yetiştiren Mija’nın düzenli yaşamını derinden sarsar: Bir şiir sınıfına katılır, Alzheimer emarelerinin görüldüğüne dair kendisine teşhis konur ve torunu yakın zamanda intihar eden bir kıza tecavüz etmekle suçlanan beş çocuktan biridir. Kore sinemasının 1960 ve 70’lerindeki en büyük yıldızlarından Yun Jung-hee’nin canlandırdığı Mija engelli bir emekli iş adamının temizliğini ve bakımını nadiren üstlenmesine rağmen dış görünüşüne önem veren bir kadındır. Oğlanların babalarının kızın ailesine para yardımında bulunmaları için didinirken tek dayanağı tatlı dilidir. Şiir sınıfında bir parça huzur bulur bulmasına ama bunun bile kendi yetersizliğini yüzüne vurduğunu hisseder. Yine de yazdığı bazı dizeler usta işidir. Şair bir polisin can sıkıcı resmi görev sırasında sokakta badminton oynamasını içeren dokunaklı sahne Chang-dong’un bu harika filmdeki dolambaçlı yaklaşımını simgelemektedir ki kendi reklamını yapmak için belki de fazla zekicedir.

Home for Christmas

Yumurtalar, O’Horten ve Factotum’la hatırladığımız yönetmen Bent Hamer, iki yıllık bir aradan sonra Home for Christmas ile acı-tatlı, sıcak, duygusal hikâyelerden örülü bir dramla beyazperdeye geri dönüyor. 2010’da San Sebastian’da En İyi Senaryo ödülünü kazanan filmde küçük bir Norveç kasabasında Noel arifesinde mizah ve trajedi, şefkat ve çaresizlik, bağışlama ve umut, doğum ve ölümle dolu, birbiriyle iç içe geçen öyküler anlatılıyor.

Aurora

“The Death of Mr. Lazarescu”nun yönetmeni Puiu buradaki zahmetli başrolü kendi üstlenmiş. Viorel boşanma sonrası hayatını geride bırakmış, aklı karışık ve görünüşte nazik bir adamdır. Av tüfeğine iki yeni ateşleme iğnesi alınca uzun ve sıra dışı bir gün boyunca tanıştığı ve aralarından bazılarının kendisini gözetlediklerini sandığı insanlarla ilişkileri ve hedefleri belirsizleşir. Olağanüstü bir samimi film örneği. Üç saatlik süresine rağmen “Aurora” yerinde sayan günümüz sinemasının neredeyse bir şaheseri niteliğinde.

The Turin Horse

Yapıtları ve yaklaşımıyla başta Gus Van Sant olmak üzere çağdaş ve bağımsız sinemayı etkileyen, sinemanın filozofu Bela Tarr on yıldan bu yana çektiği ilk film olan Turin Horse ile festival programında. Film, Alman düşünür Friedrich Nietzsche’nin 1889 yılında Torino’da kırbaçlanan bir atın boynuna sarılarak onu kurtarmaya çabalamasıyla başlayan film, yaşlı atın akıbetini anlatıyor. Özellikle yedi saat uzunluğundaki başyapıtı Satantango ve 2000 yapımı Werckmeister Harmoniak ile tanıdığımız Macar auteur Bela Tarr’ın Agnes Hranitzki ile birlikte çektiği son filmi Turin Horse dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptı.

Önceki makaleWalking Too Fast, Czech Lions Ödüllerine Damgasını Vurdu
Sonraki makaleMike Leigh Röportajı
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here