Michel Hazanavicius Röportajı

Michel Hazanavicius Röportajı

281
0
PAYLAŞ

Michel Hazanavicius
Bu yılın en iyi filmlerinden birine imza atan Fransız yönetmen Michel Hazanavicius ve filmin başrol oyuncularından Bérénice Bejo ile The Film Stage sitesinin yaptığı röportajı aktarıyoruz.

Sizi 1920’ler tarzı sessiz film yapmaya iten nedenler ve yapımcıları ikna etme noktasında karşılaştığınız zorluklar nelerdi?

Pek çok unsurun birleşiminden bir araya geldiği için esinlenmenin ne olduğunu tanımlamak kolay değil. Yapımcıları ikna etmek için önceki iki filmimin başarısını kullandım. İnsanlar ne yapmak istediğimi sorduklarında onlara yapmak istediğimin bu olduğunu söylüyordum. Bunu yapmak için iyi bir zamandı ve eğer şimdi yapmasaydım büyük olasılıkla hiçbir zaman yapmayacaktım. Bu nedenle denedim ve bu hiç kolay değildi. Diğer bir esinlenme kaynağım ise oyunculardı. Berenice Bejo ve Jean Dujardin ile çalışmak istiyordum çünkü onların böyle bir film için gerçekten çok özel ve harikulade oyuncular olduğunu düşünüyordum. Berenice’in ve aynı şekilde Jean’ın, sadece yüz ifadeleriyle değil enerjileri ve onlarda olduğunu düşündüğüm kontrolleri dışında bir şeyle, 1920’ler tarzı sessiz filmler için inanılmaz derecede uygun olduklarına inanıyorum. Bir melodram yaratmak ve ironik olmadan daha duygusal bir şeyler yapmaya çalıştım. Beni en çok zorlayan ise, gülünç bir duruma düşmeden, gerçekler ve gerçeklerin getirdiği sorunlardan bağımsız ahmak bir adam olmak riskini almış olmaktı. Böyle yaşamıyorum ancak büyüleyici, sevimli ve mütevazi bir hikaye yaratmak istedim. Bu fikri yapımcılara kabul ettirmek çok zordu ancak OSS’lerin başarısıyla önüme çıkan fırsatları değerlendirdim ve bana yardımcı olacak kadar aklını kaçırmış olan Thomas (Langmann) ile tanıştım. İnanılmaz bir biçimde bana güvendi ve pek sık görülmeyecek şekilde kendi parasıyla istediklerimi yapabilmem için olanak sağlayarak mükemmel bir iş çıkardı. Ne zaman paraya ihtiyacımız olsa buna sahip olabildik, kendi cebinden çok para harcadı ve bunun için minnettarım. O kusursuz bir yapımcı.

Filminizin temasını oluştururken size ilham veren yönetmenler oldu mu? Ayrıca, yapım aşamasından önceki araştırma sürecinde odaklandığınız sessiz filmler hangileriydi?

Beni etkileyen ve onlar gibi çalışmak istediğim pek çok yönetmen olduğunu düşünüyorum. Billy Wilder’ın belki de en iyi yönetmen olduğunu düşünüyorum. En iyi filmleri o yaptı ve kesinlikle ona hayranlık duyuyorum. Ancak bu film için John Ford, Fritz Lang ve Tod Browning gibi büyük yönetmenlerin çok sayıda sessiz filmini ve bunun yanı sıra Coen Kardeşler gibi günümüzün yönetmenlerinin filmlerini izledim. Bu yönetmenlerin hepsi filmlerinde melodramı veya eğlenceli olmayı özgürce seçebildiler. Türlere takılıp kalmadan yapmak istediklerini gerçekleştirebildiler. Bu özgürlüğü seviyorum.

Sessiz film yapma konusundaki ayrıntılarınız kusursuz. Böyle bir görünüm yaratabilmek için kullandığınız tekniklerden biraz söz edebilir misiniz?

Filmi renkli olarak çekip daha sonra siyah beyaz hale getirdiğimiz için çok fazla gri renk kullanmaya çalıştık. Altyazılar yukarıda olduğunda kontrast çok güçlüydü ancak onları aşağıya aldığımızda oldukça gri oluyorlardı. Böyle şeyler yapmak durumunda kalıyorsunuz çünkü bunlar sizin kullandığınız araçlar. Bir şeyleri açıklamak için diyalog kullanmazsanız her şeyi göstermeniz ve hikayeyi anlatmanız gerekiyor. Sanırım sizin kusursuz olduğuna inanmanızı sağlayan şey bu. Sessiz filmlerin kurallarına saygı göstermeye ve bunun anlamlı olmasını ifade etmeye çalıştım. Bununla birlikte ekip de çok iyiydi ve filmi Los Angeles’ta, gerçek stüdyoların ve evlerin olduğu Hollywood’da çektik. Mary Pickford’un yatağında çekim yaptık ve bundan daha doğrusunu yapamazdık, ki bu da çok yardımcı oldu. Kuaförümüz, makyözümüz ve kostüm tasarımcımız da çok iyiydi.


Berenice, izleyicilerle iletişim kurmada bugüne kadar büyük oranda sesinizi kullandıktan sonra, yüz ifadeleriniz ve vücut dilinizi esas iletişim aracı olarak kullanmak durumunda kaldığınız bir sessiz filmde çalışmanın zorluklarından söz edebilir misiniz?

Berenice Bejo: Bu senaryonun yazım aşamasında başlayan uzun bir süreçti. Eve kitaplar ile fotoğraflar getirmeye ve filmler izlemeye başladım. Öncelikli olarak yakalamak istediğim o ruhun cazibesiydi çünkü günümüzde Fransa’da yapılan filmler çok gerçekçi. Bu anlamda bir cazibeye sahip olma fırsatım hiç olmamıştı ve sadece kitaplar okuyup filmler izleyerek bir süre sonra bu ruhun dünyasına uyum sağlayabildim. Bu çok eğlenceliydi çünkü Joan Crawford gibi beni gerçekten etkilemiş oyuncuları çalıştım. Crawford’a aşık oldum çünkü yirmi ya da yirmi beş yaşındayken dans edebiliyor, konuşabiliyor, şarkı söyleyebiliyor ve Peppy karakterinin ihtiyacı olan her şeyi yapabiliyordu. Onu gördüğünüz her sahnede sevebiliyordunuz ancak Peppy’nin kibirli olmasını istemedim. Onun masum olup kendisine sunulan her şeyi almasını ancak bunu kibirli olmayan bir şekilde yapmasını istedim. Kendine çok güveniyor ve dürüst davranıyordu. En başta George Valentine’e rastladığında ve insanlar onun fotoğraflarını çekmeye başladığında bile asla ‘George Valentine ile birlikteyim. Onunla fotoğraf çektirmeliyim’ diye düşünmüyordu. Sadece ‘evet, bu eğlenceli. Herkes fotoğrafımı çekiyor!’ diye düşünüyordu. Aynen Joan Crawford gibi onu zirveye çıkaran buydu. Oyuncuların göz alıcı bir şekilde nasıl göz kırpıp ellerini bellerine koyduklarını anlamak için internette saatler geçirdim. Ayrıca, bir odaya girdiklerinde vücutlarının nasıl oradaki her şeyin yerini alabildiği hakkında öneriler aldım. Böylece etrafa bakıp bu ruhun kodlarını çözmeye çalışırken bir noktada her şeyi unutmak durumunda kalıp yönetmene, rol arkadaşıma ve kendime güvenmeye başladım. Kendi kendime: ‘Buradayım çünkü çok çalışıp bunu hak ettim ve şimdi biraz eğlenelim’ dedim. Peppy Miller olmak gerçekten çok hoşuma gitti. O hayranlık uyandıran bir karakterdi ve enerjisi her yerde beni takip etti. Onun hakkında konuştuğumda tekrar o olmak istiyorum. O ilham verici bir karakter ve Michel’in bana ve Jean’a verdiği güzel bir hediye. Sessiz olduğu gerçeği benim çalışmalarımı değiştirmedi. Filmde konuşuyorum ancak siz duymuyorsunuz. Konuşmadığımda ise sahne kelimelere ihtiyaç duymuyor. Karakteri benimsediğinizde gerisi geliyor.

Peppy için yazılan gerçek diyaloglar var mıydı?

BB: Bazıları yazılıydı ancak diyaloglar bazen çekim gününden sonra bana veriliyordu.

MH: Eğer diyalogları onlara önceden verseydim çalışırlardı ve ben bunu istemedim.

BB: Bazen doğaçlama yapmak zorunda kaldık. Doğaçlamadan nefret ediyorum çünkü kelimeleri bulamayacakmışım gibi geliyor.

MH: Onlara, hızlı bir biçimde iletişim kurabilmemiz için diyalogların çok yararlı olduğunu söylemeye çalıştım ancak gerçekten önemli şeyleri dili kullanarak söylemiyoruz. İki yaşında bir çocukla birlikte olup konuşmadan onun gülümsediğini gördüğünüzde onun gülümsemesi herhangi bir gülümsemeden çok daha dokunaklı oluyor. Eşinizle birlikteyken her gün onu sevdiğinizi söylemiyorsunuz ancak ona bakışlarınız ve davranışlarınız başka bir iletişim biçimi oluyor. Diyaloglara odaklanmayın, sadece ne ifade ettiğinize odaklanın.

Önceki filmlerinize kıyasla ses olmadan çalışmak sizin yönetmenliğinizi etkiledi mi? Onlar oynarken ve kameralar çalışırken siz onlara ne yapmaları gerektiğini söylüyor muydunuz? Berenice, bir oyuncu olarak OSS filmlerine göre farklı hissettiniz mi? Yönetmenliğin farklı olduğunu hissettiniz mi?

BB: Hayır. Her şey aynıydı. Çekimler sırasında konuştuğu oluyordu ancak bunu yaptığı zamanların çok azında benim için rahatsız ediciydi. Bu beni sahneden dışarı çıkarabilirdi çünkü oynadığınız sırada kendi dünyanızda oluyorsunuz. Ancak, bazı zamanlarda bana yardımcı oldu.

MH: Bazen bir oyuncu neredeyse mükemmel bir şey söylese bile bunu düzenleyeceğinizi bildiğiniz için ona hemen orada bunu değiştirmesini söylediğinizde iyi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bu filmde çekimler sırasında müziğin olmasını tercih ettim. Bu pek çok şeyi değiştirdi ve sonunda buna bağımlılık derecesinde alışmış oldular. Sette Hollywood döneminden tüm o büyük bestecilerin klasik partisyonlarını çalmak istedim. Otobüs sete geldiği sırada bir Fransız filminden müzikleri çalmak istedim.

BB: Müzik çok enerjikti ve otobüsten indiğimde bana verebileceği en iyi yönlendirmeyi sağlıyordu. Müziği duyuyordum ve ne yapacağımı biliyordum.

MH: Konuşma ile olan sorun ve sessiz filmleri eğlenceli yapan da buydu çünkü onlarla, benimle ve izleyicilerle olan iletişim konuşma ile sağlanmıyordu. Bizim ne söylediğimiz yorumlanmaya çalışılmıyordu, sadece hisler vardı. Kendi hikayenizi yaratıyorsunuz.

BB: Otobüsten indiğimde mutluyum, gülümsüyorum ve yürüyorum. Eğer müzik olmasaydı belki de tüm bu süre boyunca gülümseme ihtiyacı hissetmeyecektim. Bu sahne benim için son derece iyi bir örnek. Bu yüzden, bir sonraki filmimde de müzik olmazsa aynı şekilde hissedeceğim. Belki de çekimlerden iki dakika önce müzik çalarımı açıp dinleyeceğim. Gerçekten, oyuncuların çekimlerden önce müzik dinlemekten hoşlandıklarını duyuyorum ve bunu anlayabiliyorum. Sizi uygun ruh durumuna sokup gerekli enerjiyi sağlıyor.

Yönetmen ve oyuncu olarak her ikiniz için de en zorlayıcı sahne hangisiydi?

BB: Yıldızların karşılaşması benim için zordu çünkü o çok üzgündü ve ben çok mutluydum. Ben doğaçlamak durumunda kaldım ve o hiç konuşmadı. Tüm sahneyi tekrar tekrar çekmek durumunda kaldık ve bu gerçekten zordu. Ancak, senaryo üzerinde çalışırken o sahnenin bu kadar zor olabileceğini düşünmemiştim. Şantaj sahnesinin zor olabileceğini düşünüyordum ama o en kolay çektiğimiz sahne o oldu.

MH: Benim için hiçbir şey çok zor değildi çünkü kolay gibi görünmesi son derece zordu. Ancak tap dansının yapıldığı sekansı hatırlıyorum. Her şey çok sahte ve doğal olmayan bir şekilde göründüğü için orada durmamız gerekti. Bu çok kötüydü, istediğimiz gibi yürümedi ve otuz ya da kırk dakika bunu düzeltmeye çalıştık ama sonunda ortaya çıkanın güzel bir sekans olduğunu düşünüyorum.

Film uluslararası gösterime girecek. İzleyicilerin nasıl bir tepki göstereceğini umuyorsunuz? Tekrar bir sessiz film yapmayı düşünüyor musunuz?

MH: Hayır. Bu bir defalık olduğunu düşünüyorum. İstersem bunu tekrar yapabilirim ama gerçekten bilmiyorum. Bunu yapmak hoşuma gitti ve güzel bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Başka bir fikrim olursa belki bir tane daha yaparım. İzleyiciler için ise, umarım bunun küçük ve mütevazi bir film olduğunu anlarlar. Bu çekici bir aşk hikayesi başka bir beklentileri olmasını istemem. Eğer beğenirlerse bu harika olur.

Çeviri: Erdem Korkmaz

PAYLAŞ
Önceki makaleGoethe Institüsü’nden Harun Farocki Programı
Sonraki makaleBisikletli Çocuk Vizyona Giriyor
Edebiyatını oldukça sevdiği Amerikan sinemasıyla bazı istisnalar dışında bir türlü aradığı etkileşimi kuramadı. Avrupa (özellikle Fransız ve İtalyan) sineması başta olmak üzere ‘kendi sinemasını’ yapan tüm bağımsızlarla ilgileniyor. Yanıt veremediği sorulara sinemayla yanıtlar aramaya çalışıyorken çoğu zaman kendisini yeni sorular sorarken buluyor. Sadece sinema değil tüm sanat dalları ve özellikle edebiyat ile müziğin peşinde yaşamı ve kendisini anlamaya çalışıyor. Siteye şimdilik çeviri yaparak destek vermeye çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK