Largo Winch

Largo Winch

449
0
PAYLAŞ

Largo Winch
İş adamı Nerio Winch ölünce, şirketinde iktidar savaşı başlar. Yönetim kurulu üyeleri eski patronlarının herkesten gizlediği Largo adında bir oğlu olduğunu öğrenince şaşırırlar. Maceraperest, isyankâr ve savaşçı bir ruha sahip Largo, tehlikeli bir yaşam sürmektedir. Babasının öldüğünü öğrenince, şirketin kontrolünü ele geçirmek için amansız bir mücadeleye girişir.

Uzun bir aradan sonra film izleme fırsatı bulduğum zaman diliminde gördüğüm (görmek zorunda kaldığım!) Largo Winch adlı Fransız aksiyonu, o zaman dilimini “vakit geçirmek” yönünden tatmin etti diyebilirim. Sinema elbette genel anlamda bir vakit geçirme sanatı değil. Zaten bu film de sanatsal yönleriyle değerlendirilecek türden değil. Çizgi romandan TV dizisine kadar uzanan bir geçmişi varmış. Filmi çekildiğinden de yakın zamana kadar haberim bile yoktu. Sürüklemesi, aksiyonu, entrikası, şunu bunu derken suya sabuna dokunmadan kendini izleten bir yapıda. Sinema tarihine damgasını vursun diye çekilmemiş, daha çok bir grup insanın “Cumartesi akşamı sessiz sinema geyiğine girmeyelim, oturup kuruyemiş eşliğinde 100 dakikalık bir film izleyelim, sonra da normal hayatlarımıza geri dönelim” zihniyetine hitap eden bir film.

Saydığım özelliklerden özellikle “entrika” kısmını cımbızlamak isterim ki, filmin olabildiği kadar en yağsız, kemiksiz kısmı da orasıydı sanırım. Film entrika yönünden öyle tekinsiz bir ortam yaratıyor ki, Largo Winch rolündeki Berlin asıllı başrol Tomer Sisley dışında kimseye güvenemeyecek hale gelebiliyorsunuz. Bir süre sonra sürprizleri adeta otomatiğe bağlayan filmin aksiyon ıvır zıvırlarını, dramatik klişelerini dahi fazla takmamaya başlıyorsunuz. Çizgi roman oluştururken belki borsa simsarlarından veya işletme mastırı yapmış takım elbiselilerden de yardım alınmış olabileceğini düşünüyorsunuz. Miki Manojlovic, Kristin Scott Thomas, Karel Roden gibi çok beğendiğim oyuncuların, oyunculuklarını değil de karakter dolduruşlarındaki yeterliliği görüp filmi daha izlenilir kılmalarına yakınlaşabiliyorsunuz. Gerisi zaten malum.

Osman Danacı
odanac@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleAmerikalı Eleştirmenlerden Bir Zamanlar Anadolu’da Filmine Övgü
Sonraki makaleZenne Vizyona Giriyor
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK