Nuri Bilge Ceylan Sinemasında Kadın İmgesi: 3 Maymun ve Diğerleri

Nuri Bilge Ceylan Sinemasında Kadın İmgesi: 3 Maymun ve Diğerleri

689
0
PAYLAŞ


“Kadın; tüm kötülüklerin anası” mıdır?

“3 Maymun: Bir kopuş filmi” adlı yazımızda Üç Maymun’un, Nuri Bilge Ceylan filmleri içerisinde neden ayrı bir yere konduğu/konması gerektiği üzerinde yeterince durduk sanıyorum. Taşra üçlemesinden son derece farklı bir film olmasına rağmen; filmin –belki de doğal olarak- İklimler ile kimi benzerlikler taşıdığından da bahsetmeye çalıştık. O yazıdan çıkarılan ve burada bağımsız bir yazı konusu olarak irdelenen kısım NBC sinemasında kadının sunumu, ki bana göre bu bir önceki cümlede bahsi geçen benzerliklerin en dikkat çekici noktasıdır. Her ne kadar Bilge Ceylan; filmlerinde ahlaki yargılardan kaçınsa ve de karakterlerle belirli bir mesafeyi korusa da –kamerasını tarafsız/uzak bir yere koyarak- kadına bakışı biraz yargılayıcı diye düşünüyorum -Bir Zamanlar Anadolu’da filminden önceki son iki filminde daha yakın plan çekimler kullanılması dikkate değer-.

Kabaca söylersek; “kadın” düşünce/vicdan muhasebesi yap(a)mayan, bir yandan kabullenen/suskun, arka planda güvenilmez/aldatan ama ne olursa olsun kendi ayakları üzerinde pek duramayan bir şekilde resmediliyor onun sinemasında. Cinsiyet ayrımcılığı demeyelim ancak erkeğin ön planda ve net, kadının ise onun arkasında belirsiz/flu gösterilmesi anlayışı hâkim durumda. Zeki Demirkubuz’ un kimi filmlerindeki kadın karakterler ve diğer filmlerdeki kadının resmedilmesi ya da kadına yer verilmemesi açısından düşünüldüğünde bu anlayış Türk Sineması’nda da oldukça yaygın aslında.

Üç Maymun’a baktığımızda; kocası Eyüp’ün hapse girmesiyle Hacer’ in özgürleşmesi/nefes alabilmesi/”kendi ayakları üzerinde durabilmesi” ihtimali mevcut iken aksine Hacer’ in bu “bağlılığının” dozunun arttığını görüyoruz –Servet karakterine doğru bir kayma söz konusu-. Kocasının baskısından bunalıp kendine değer verebilecek başka birine âşık olduğu ve bunun da özgür bir hamle olduğu iddia edilebilir. Ancak dikkatli baktığımızda Servet kocası denli kaba saba, ona pek de değer vermeyen ya da onu pek ciddiye almayan –büroya para istemeye gittiği sahnede Hacer ile pek ilgilenmediğini hatırlayın- birisi; pek de yakışıklı/dürüst/ saygılı ya da “ideal erkek” olmadığı da ortada. Geriye tek ihtimal kalıyor, o da Hacer’ in Servet’in “servetini” bir kurtuluş olarak görmesi, yani işin içine giren para! Bu açıdan da kadın karakter derinlikten yoksun, “fırsatçı” bir tip/kişilik konumuna indirgeniyor. Zaten kadın/Hacer; kocasını hapishanede hiç ziyaret etmiyor örneğin, sadece bir kez soruyor oğluna -Baban nasıl- diye! Kocasıyla ilişkisi de -Ben onun sözünden çıkmam- şeklinde. Bu arada; aralarındaki ilişkinin Eyüp “mahpusa düşmeden” önce nasıl olduğu konusunda pek bir fikrimizin olmadığı da eklenmeli. Neyse “filmdeki kadın” a bakmaya devam edelim: kocası ile olan ilişkisini düzeltmek için pek çabalamayan kadın Servet’in evine gidiyor, onu gözetliyor ve de kıskanıyor. Sanki bir tutsak/ona mecbur bir zavallı gibi Servet’in ayaklarına kapanıyor, -Beni bırakma, n’olur beni bırakma- diye yalvarıyor, -Servet’in ona Manyak mısın be kadın, düş yakamdan, bela mısın? gibi hakaretler etmesine rağmen-.

Aynı şekilde ailenin ölen küçük çocuğunu aklına bile getirmeyen; büyük oğlunun gerçekleri öğrenmesi sonucu aralarında geçen kavgadan hemen sonra kapıyı çekip gitmesiyle bir anda ağlamayı/üzülmeyi bırakan ve hınç dolu bir ifadeye bürünen; eve döndüğünde kocasıyla iki kelime konuşmayan ama seksi bir elbiseyle -kırmızılar içinde, erkeği cazibesiyle baştan çıkaran- “şeytani” bir rolü var kadının.

Şunu belirtmek gerekiyor; ilk bakışta İklimler‘deki Bahar karakterini Üç Maymun’daki Hacer karakteri ile karşılaştırmak/eşleştirmek oldukça güç. Ancak kadın imgesini oluşturmak için bu resme bir de Serap karakterini eklemek gerekiyor. (Burada bir parantez açarak İklimler’ de, aslında erkeğin “kötücül” biçimde resmedildiğinin doğru olduğunu belirtelim ancak Üç Maymun’da bu bakış açısının tekrar etmediği de bir gerçek. Zira Üç Maymun’daki Eyüp son derece “masum”, hiçbir şeyden haberi olmayan bir “zavallı adam”).

İklimler‘deki Bahar, İsa ondan ayrılmak istediğinde, -fark etmez- diyor, sanki hiçbir düşüncesi/duygusu/isteği/arzusu… yokmuş gibi. Daha sonra onsuz yapamadığı için kaçıp taşraya sığınıyor ama İsa geri dönünce de fütursuzca kabulleniyor onu. Tabi İsa da bu arada Serap ile tekrar aldatıyor onu. Serap nasıl bir kadın? Evli olmadığı bir erkek arkadaşı olan ama buna rağmen İsa’yla beraber olmaktan çekinmeyen –hatta onu elde etmeye çalışan- bir kadın. Tüm bu kadınların ortak özelliği ise gülme krizleri. Bahar da Serap da Hacer de –biraz sıkıştıklarında- gülme krizlerine tutuluyorlar nedense. Sorunları bu şekilde “kaçarak” mı halletmeye çalışıyorlar; dalga mı geçiyorlar, yoksa ağlayıp sızlayan “suçlu/zavallı”lar mı biraz belirsiz. Odak noktasında erkek olan bir sinemadan söz ettiğimizden kadın karakter derinlemesine işlen(e)miyor belki de. Hal böyle olunca da bu kadınların bu denli ezildiği/aldatıldığı/hor görüldüğü ve hatta dövüldüğü için mi, yoksa kadının “içindeki kötülük”ün erkektekinden daha fazla olduğu için mi bu şekilde davrandığının ayrımına pek varamıyoruz. Öte yandan böyle kadınlar ya da ilişkiler yok mudur? Elbette vardır; ancak kadının tutarlı bir biçimde “bu şekilde” resmedilmesi vahim bir anlayışın da izlerini taşır kanımca. Öyle ki ilk üç filmde kadın “cinsiyet olarak” pek yer bulamaz kendine, bulduğundaysa yazıda ele aldığımız şekilde işlenir. Bu anlayış ise en bariz şekilde şu sözlerde gösterir kendini: Hacer’ e –At kendini şuradan. At da kurtulalım!- der Eyüp. Tüm sorunların kaynağıdır sanki kadın, kurtulunması gerekendir.

Not: Bu yazı, 22 Mart 2009 tarihinde Sinema Defteri adlı internet sitesinde yayınlanan “3 Maymun: Bir Kopuş Filmi” adlı yazıdan çıkarılarak burada bağımsız bir yazı konusu olarak sunulmuştur.

Soner Sezer
sonersezer@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki makaleToronto Film Festivali’nde Yılmaz Güney Filmleri Gösterilecek
Sonraki makaleBir Zamanlar Anadolu’da Oscar’larda Son Dokuza Kalamadı
1985 doğumlu. Galatasaray Üniversitesi İşletme ve Nantes Üniversitesi MBA mezunu. Şu anda Pazarlama alanında çalışıyor. Üniversite yıllarından beri edebiyat, felsefe, psikanaliz, kültür çalışmaları, sanat/uygarlık tarihi ve sinemayla ilgileniyor. Sinema hakkındaki çeşitli yazıları daha önce Radikal Genç, GSU İletişim Fakültesi Detay Dergisi ve Sinema Defteri adlı internet sitesinde yayınlandı. En çok Modern/Post-modern, Doğu/Batı konuları kafasını kurcalıyor. Yazma olgusunu bir sıfat olarak (“yazar”) değil bir eylem olarak (“yazan”) görüyor. Kendi deyimiyle yazmanın amacını şöyle özetliyor: “düşünceleri yakalamaya çalışmak”.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK