Ana sayfa 2010'lar 2011 Shame

Shame

1054
0

Filmi izlediğimden beri tek bir cümle dönüyor zihnimde, bunun da ne analizle, ne şehirle, ne seksle ilgisi var. Yalnız tek cümle: Bu size de olabilir!

Steve Mcqueen Hunger ile boğazına tıkadığı şeftali çekirdeğini size yutturuyor! Delik deşik, yara bere içinde çıkabilirsiniz filmden. Bekleyin bunu! Dahası kötü haber: ilk etapta böyle hissetmeseniz bile film sizi kovalamaya devam da edebilir, hatırlayabilirsiniz: Bu size de olabilir!

Filmin konusunu özetleyelim hemen: Seks bağımlısı Brandon’ın hayatı kardeşi Sissy’nin ne kadar zaman için olduğu bilinmeyecek bir süre için kalmaya gelmesiyle birlikte alt üst olur. Seks bağımlısı deyince yanlış anlamayalım! Bayağı bağımlı yani, malzemelerini saklayan, hayatın içersinde çizdiği profilde ufak tefek açıklar verse de genelde kendisinden seks bağımlılığı ile ilgili şüphelenilmemesini sağlayan, dışardan bakıldığında çapkın bekar erkek profiline neredeyse mükemmelen oturan, şehirli, iyi para kazanan, yakışıklı bir adam Brandon! Ama gel gör ki aradığı kadını/adamı bulamıyor bir türlü!

Ben, Brandon, Sissy ve izleyenler biliyoruz ki, buluyor, orada, yanında, daha beteri zihninde duruyor o kadın, kız kardeşi! Ama önce Brandon’ı başka kadınlarla ilişkilerinde izliyoruz. Pek çok kadınla, pek çok çeşitli görünüşlü kadınla seks yaparken izliyoruz, hıncını alırcasına, hırsla, skor sevdasıyla… Sonra gerçekten ilgisini çeken bir kadınla sevişmeyi başaramamasını izliyoruz. Duygusal bir ilişkiye girmeyi becerememesini, filmin başında metroda kız kardeşine benzeyen o kadına yarı cinsel arzu, yarı merhamet çokça aşkla bakışını izliyoruz.

Kardeşi klasik performanslarda neşeyle çığlık çığlığa söylenen “New York, New York”u boğazında düğüm var gibi, fısıldar gibi söylüyor, acı içinde, kırgın, kızgın sahneden indiğinde Brandon’ın patronunu tavlıyor, yatıyor onunla. Brandon onların seslerini dinlememek için koşuya çıkıyor. Koşuyor. Koşuyor. Hepimize dalga geçer gibi sallanan el bir yana, sistem eleştirisinin en sert imgeleri öte filmin en mükemmel, en utandıran sahnesi koşudan sonra kavgalarında geliyor.

Bir çok sahnesiyle film okullarında yönetmenlik dersi olarak okutulabilecek olan Shame, iki ana karakterin yüzleşme sahnesindeki kavgalarında kamerayı oturdukları koltuğun arkasına koyuyor. Eğer sinema da tüm diğer sanat dalları gibi bir duygu oluşturmaya çalışıyorsa Shame bunu mavinin tonundan, kameranın konumuna, oyuncuların performansından, klişelerin kullanımına kadar kutucuk kutucuk boğulduğumuz kentten harika bir kesitle sıradışı bir şekilde başarıyor. Hemen her sahnesinde seks olan, seks olmazsa ana karakterin çıplak gezdiği bir film izliyorsunuz ve şu cümleyi kurarken müsterih kalabiliyorsunuz: film, seks hakkında değil.

Hiçbir zaman kardeşinize aşık olmayacak olsanız bile, duygunuzdan kaçmak için bin kişiyle yatıp, hiçbiriyle ilişki kuramayıp, ona sen zaten benim hayatımda yüksün diye bağırıp, yine de metroda ona bir şey oldu endişesiyle koşmayacak olsanız bile zihninizde diğer cümleyi de saklıyorsunuz, o ya da bu şekilde yalnızca “insan” olduğunuz için bu size de olabilir!

Eda Günay

Önceki makaleCannes’da Bu Sene Jüri Başkanı Nanni Moretti
Sonraki makaleColombiana
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here