Steve McQueen Röportajı

Steve McQueen Röportajı

539
0
PAYLAŞ


Hunger filminden sonra tüm dünyada yeni çalışmaları beklenen ve “gelecek vaat eden” yönetmenlerin başında gösterilen Steve McQueen ikinci filmi Shame’de de ilk filmindeki başarıyı devam ettirdi. Yönetmen insan bedeniyle olan bağını son filminde farklı bir bağlamda ifade ederken, ilk filminde olduğu gibi bu filmde de Michael Fassbender’le çalıştı. Collider sitesinden Christina Radish’in McQueen ve Fassbender’le birlikte yaptığı söyleşide de daha çok ikilinin çalışma tarzı, filmde üzerinde durduğu noktalar ve filmdeki cesur sahneler mevzu bahis ediliyor.

Seni bu filmi yapmaya ve bu hikayeyi anlatmaya iten temel nedenler neydi Steve?

Steve McQueen: Michael’ı (Fassbender) çıplak olarak görmek istedim. “Soyun, seni aşağılık herif!” biçiminde davranıyordum. Neden? Diğer senaryo yazarı Abi (Morgan) ile konuşuyorduk ve o şu güzel alıntıyı yaptı: “Bu sanki köpeğe ıslık çalıp odaya gitmesini istemek gibi”. Bu, insanların yabancı olmadığı ancak ilk defa gördükleri ve farkına vardıkları bir durum. Son derece önemli ancak kimse bunun hakkında konuşmuyor. Büyük bir fenomen. Ancak, bu sadece seks bağımlılığıyla ilgili değil. Genel olarak bağımlı olmayla ve inatçılığa ihtiyacımız olmayan bir dünyada olmamızla ilgili. Bu andan itibaren insan olmak zor. Kırılgan olma halimizi göstermek istedim. Bu güzel veya sevimli değil. Sadece devekuşunun kafasını kumdan çıkarıp bizim kendimizi gözden geçirmemize neden olmasını istedim. Bu zor. Ancak, aynı zamanda, Brandon gerçekten deniyor.

Michael, Brandon gibi kendisinden nefret eden bir karakteri içselleştirmen ve bu role hazırlanman nasıl oldu? Bunu ekrana yansıtmaya kendini nasıl hazırladın?

Michael Fassbender: Sadece onunla çok zaman geçirdim. Hazırlığımın çok büyük bir bölümü sadece senaryoyu tekrar tekrar okumakla geçti. Senaryoyu 300-350 defa okuyarak onunla çok zaman geçirdim ve onu tanımaya başladım. Sonrasında, gün boyunca ortalarda: “Senaryodaki Brandon ne yapardı?” diye dolaşmaya başladım. Her gün küçük parçalar halinde bilgi topluyorsunuz, bunları bir araya getiriyorsunuz ve sonrasında: “Bu tutarlı mı?” diye düşünüyorsunuz. Eğer tutarlıysa deneyebilirsiniz. Ayrıca, Steve beni doğru bir şekilde yönlendirmek için yanımdaydı. Ancak, onu yargılamadan anlamaya ve ilişki kurmaya çalışıyorsunuz. Zaten öteki türlü hata olurdu.

Michael Fassbender kadar yakışıklı ve iyi işlere sahip olmayıp eskort kızlara 1000$ ödeyemeyecek seks bağımlılarına ne söyleyebilirsiniz?

McQueen: Güzel soru. Bunu nasıl cevaplayabileceğimi bilemiyorum.

Fassbender: Dürüst olmak gerekirse bu herhangi bir şeye benzeyen bir dünya. Eğer kumar bağımlılığınız varsa kumar oynamak için nereye gidebileceğinizi bilirsiniz. Eğer seks bağımlılığınız varsa sizin gibi olan diğerlerini de nerede bulabileceğinizi bilirsiniz. Bu ortak bir ilgi alanıdır. Burada da aynı şekilde mi bilemiyorum ama İngiltere’de bir fenomen vardır, orada insanlar şehir dışında bazı otoparklara arabalarını park edip seks yaparlar. Arabanızı park edersiniz, bir yabancıyla tanışırsınız ve onunla ilişkiye girersiniz. Bundan dolayı, seks bağımlısı olanlar bu otoparkların nerede olduğunu bilirler. Sanırım bu soruyu en iyi bu şekilde cevaplayabilirim.


Steve, hikaye anlatımı noktasından baktığımızda, Brandon’ın hikayesinde yaşadıklarının fiziksel halinin daha az gösterilebileceğini ve böylece NC-17 sınıflandırmasından kaçınabileceğini düşündün mü?

McQueen: Bilmiyorum. Bu seks. Bu odadaki çoğu kimsenin veya herkesin yaptığı bir şey. Hayatım boyunca elime silah almadım. Günlük yaşantımızdaki bir şeyin herhangi bir şekilde sansürlenmesi anlamsız. Bu çok garip. Hakkında hiçbir fikrimiz olmayan veya yapamadığımız şeyler kitleler tarafından izleniyor. Benim için bu sadece normal. Örneğin, Brandon sabah kalkıyor, mutfağa gidip bir bardak su içiyor ve bardağı sesli mesaj kutusunun üzerine koyuyor. Belki 1951 yılında insanlar bunu yaparken pijama giyiyorlardı ancak 2011 yılında insanlar genellikle pijama giymiyorlar. Bu kadar. Bu olağan bir şey. Bana göre çıplaklık konusunu büyütmeye gerek yok. Bununla ilgili bir açıklık yok. Bu seks. Hiç kimseye bir zararı yok.

Amerikalı dağıtımcıların filmi istemeyebileceğinden endişe ettin mi?

McQueen: Bunu düşünmüyordum. Sadece yapabileceğimiz en iyi filmi yapmayı düşünüyordum. Yaptığınız budur. Başka hiçbir şey hakkında düşünmezsiniz. Sadece: “Yapabileceğim en iyi filmi nasıl yapabilirim?”, bu kadar. Bu nedenle, Fox Searchlight gelip filmi dağıtmak istediğinde çok mutlu oldum. Filmi makaslamak veya benzeri bir konuda benden bir istekleri olmadı ve hiçbir tartışma yaşamadık. Hiç böyle bir şey yaşanmadı. Onlarla aramızda asla böyle bir konuşma geçmedi. Onlar sadece sıra dışı bir şirket ve filmi dağıtmak istemeleri beni çok memnun etti. Bunun için Tanrıya şükürler olsun. Aksi taktirde, burada gösterime girme imkanı olmazdı.

Fassbender: Onlar bulmayı umut edebileceğimiz en iyi insanlardı.

Steve, istenilen sonuca ulaşmak için oyuncularınız ilgilerini ve isteklerini yansıtmada fiziksel ve duygusal olarak kendilerini ortaya koymaları gerektiğini biliyorlardı. Bunu sağlamak için ne yaptın? Michael, uyum sağlamak için nasıl kendini ortaya koydun?

Fassbender: (Steve) bize: “Siz oyuncusunuz. Bu sizin işiniz. Siktiğimin işini yapın!” şeklinde davranıyordu.

McQueen: Kesinlikle böyle düşünüyorum. Oyuncusunuz. Bir parça gerçeklik gösteremezsiniz. Gerçekliğin tamamını göstermelisiniz. Bunu yansıtmak için oradasınız. Eğer (Michael gibi) yeteneğe sahipseniz, aynı zamanda kendimizi de görebiliriz. Aynen bir dansçı gibi. “Sadece sol ayağım üzerinde dans edeceğim, sağ ayağımı kullanmayacağım” diyemezsiniz. Bu olmaz. Hayır. Eğer kendinizi ortaya koymazsanız oyuncu değil başka bir şey olursunuz. Bu benim için çok yalın.

Fassbender: Tamamen katılıyorum. Benim için de çok yalın. Olguları yalın tutarım. “ Aman Tanrım, soyunacaksın. Kariyerin için ne yapabilirsin?” şeklinde bir fikir var. Ben politikacı değilim. İşim karakterleri canlandırmak. Ben hikaye anlatıcısıyım ve bu hikayeyi anlatmanın bir yönü. Hikayenin sonu.

Filmde bir takım yoğun mahrem anlar var. Sette nasıl bir ambiyans oluşturuldu ve bu sahneleri nasıl çektiniz?

Fassbender: Etrafımızda pek çok kıyakçı vardı.

McQueen: Böyle söyleme! Hızlı bir biçimde ilerliyor. Üzgünüm, bununla ilgili düşünce zincirimi kaybettim. Catering ekibinden makyaj ve saç uzmanlarına, kamera ve ses departmanından elektrik teknisyenlerine, set asistanlarından ışık şeflerine kadar herkesin birbirini iyi tanıdığı bir ambiyans yaratmalısınız. Bunların tamamı birlikte çalışan bir grubu oluşturuyor. Bunu söylemek biraz fazla cesurca olabilir ama Michael gibi iyi oyuncular safkan yarış atlarına benziyorlar. Bir odaya girerler ve eğer bir şey ters gidiyorsa bunu hissederler. Bir çeşit sorun varsa bunu hissederler. Bu nedenle, güvenli bir ortam oluşturursunuz. İnsanların risk almaları için yapmanız gereken budur. Bu, en aşağıdan başlayıp yukarıya doğru ilerler ve herkes dahil olmalıdır. Herhangi bir iyi ve ilgi çekici oyuncu bile yapması gerekeni gerçekleştirmek için kendisini güvende hissettiği bir ortamda olmalıdır. Olay budur. Bu şekilde oldukça basittir. Herkes buna dahildir. Böylece, bu bulunulabilecek güzel bir set haline gelir. Bulunulabilecek fantastik bir settir. Bu harikaydı.

Fassbender: New York ekibi inanılmazdı. Hepsi inanılmaz insanlardı. “New York’ta film yapıyoruz!” havasında olduğumuz için etrafta çocuklar gibi hoplayıp zıplıyorduk. New York’ta film yapmamıza izin verilmesi fikri gerçekten inanılmazdı.

McQueen: Kesinlikle. Bu bir ayrıcalıktı. Bu, yolunda giden, gece çekimleri için bile atlayacağımız bir şeydi. Arkadaşlık ve takılmak harikaydı. Lensin diğer tarafında olup bitenler, lensin arka tarafında gerçekleşenlerden farklıydı. Lensin arka tarafında olup bitenler harikaydı. Büyük ihtimalle lensin diğer tarafında gerçekleşenlerin çok dramatik olmasından dolayı bu tarafta gülüyor ve şakalaşıyorduk. Ancak, bundan dolayı her şey çok dengeli görünüyordu.

Brandon ve Sissy’nin geçmişinde ne olduğu hakkında sana verilen bir arka plan var mıydı Michael?

Fassbender: Evet, arka plan hakkında konuştuk. Carey, Steve ve ben pek çok defa bir araya gelip bunun hakkında konuştuk. Hepimizin bir şeyler hakkında bir fikri vardı ancak büyük ihtimalle bunlar birbirinden farklıydı. Ancak, bunun ne olduğunu size anlatmayacağım. Dürüst olmak gerekirse, bu o kadar da önemli değil. Bu, sadece bununla ilgili bir aldatmaca değil. Asla ailelerinden bahsetmediler, ki böylece çok daha anlamlı oldu. Onlar arasında bir geçmiş vardı. “Tanrım, bu filmde aralarında ne olup bittiğinin açıklandığı diyaloglarla ilgili bir paragraf bile olmaması ne kadar güzel, değil mi” diye düşünüyordum. Bunu anladık. O ikisinin ortak bir geçmişi olduğunu ve bunun bir yerden geldiğini anladık. İnanılmaz zeki insanların filmi izlemeye gittiklerinde dolduracakları boşluklar sizin yazacaklarınızdan daha iyi olabilir.


Steve, Carey Mulligan’ın “New York, New York’u” söylediği sahne unutulmaz. Bunun çıkış noktası neydi ve özellikle o şarkıyı ve düzenlemeyi nasıl seçtiniz?

McQueen: Brandon içine kapanık birisi. Sissy ise dışa dönük. Bu iki kişi ortak bir geçmişten geliyorlar ancak geçmişlerinde olanlar onları kesinlikle farklı etkilemiş. Sissy’i bir müzisyen olarak hayal ettim. O çok etkileyici. O kendisini ifade etmek isteyen bir sanatçı. İçinde her ne oluyorsa onu dışarı çıkarmak isteyen bir sanatçı. Lokasyon inanılmazdı, sözleri okudum ve “bu, blues” diye düşündüm. Sözleri okuduğunuzda onun evsiz bir avare olduğunu, büyük şehirde başarılı olmak istediğini ve orada olmadığını görürsünüz. Parlak ışıkları görürler, buna dahil olmak ve orada başarılı olmak isterler. “Tamam, hadi bunu bir blues şarkısına çevirelim” diye düşündüm. Şarkının orijinali Martin Scorsese’nin 1977 tarihli New York, New York filminde Liza Minnelli tarafından söylenmişti. Ancak sözler (Frank) Sinatra için bir dörtlük çıkartılarak değiştirilmiş ve Sinatra, Liza Minnelli’ye göre çok farklı bir biçimde söylemiş. Bu nedenle, tekrar kullanmak noktasında: “Bunu değiştirecek yetkiye sahibim” diye düşündüm. Üstelik, geçtiğimiz yüzyılın ilk bölümlerindeki cazı düşündüğünüzde, standartların tekrar yorumlanıp değiştirildiğini ve farklı bir hale geldiğini görebilirsiniz. Orijinal “When the Saints Go Marching In” ile Louis Armstrong versiyonu birbirinden olağanüstü bir biçimde farklıdır. Bunu yapabilmeye iznimiz olduğunu düşündüm. Bununla ilgili güzel olan şey, Carey’in söylemesi ve Michael’in yanıtıydı. Şarkının özetlemesiyle birlikte onların nereden geldiklerini, geçmişlerini ve kim olduklarını duyuyor ve görüyorsunuz. Sözlerle birlikte, günümüz yaşanırken geçmişin hissini yakalayabiliyor olma fikrini beğendim.

Hikayeyi Londra’da gerçekleştirmeyi hiç düşündün mü Steve? Seti New York’ta oluşturmak filme ne getirdi?

McQueen: Abi Morgan’la aramızda bir konuşma geçmişti. Sadece oturup bir saat konuşacaktık ancak üç buçuk saat sonunda halen konuşmaya devam ediyorduk. Elbette bunu araştırmak istiyorduk ve ne yazık ki İngiltere’de bunu konuşabileceğimiz kimseyi bulamadık. Sanırım seks bağımlılığının popüler olduğu bir zamandaydık. İnsanlar bunun hakkında konuşuyorlardı. Bir bakımdan Londra’daki insanların spot ışıklarının altında olmaktan çekindiklerini düşünüyorum. Araştırmamız sırasında New York’ta yaşayan alanında uzman iki kişiyle görüştük ve bizi seks bağımlısı kişilerle tanıştırdılar. Ben de “Neden New York’ta çekmiyoruz” diye düşündüm. Yapılacak mantıklı olan şey buydu. Böylece, rüzgar bizi Atlantik’in üzerinden New York’a getirmiş oldu.

Filmi bitirip sonunda ortaya çıkanı gördüğünde ne düşündün Michael?

Fassbender: Filmi sadece bir defa izledim ve gerçekten biraz yoğun geldi. Sanırım sonunu iyi izleyemedim. Dürüst olmak gerekirse, bir defa daha izlemeye ihtiyacım var. Londra’ya döndükten sonra Steve ile birlikte ve umarım bu defa bin kişi olmadan izleyeceğim. Çok güzel çekildiğini düşünüyorum. Oradaki tüm karakterlerden ve her birinin iletişim kurma ya da insani ihtiyaca sahip olması fikrinden etkilendim. Orada, dışarıda bir yerlerde insan olmak kolay değil. Hepimiz kendimize has bir biçimde kırılganız ve kendi yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Bu filmden çıkardığım, bu insanların her birinin kendilerine yardım edebilecek birilerine ihtiyaç duymaları büyük bir insanlık durumu. Bunun oldukça dokunaklı olduğunu düşünüyorum.

Birlikte yapacağınız bir sonraki film hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Gerçekten sonraki film hakkında konuşamam. Size tüm söyleyebileceğim adının Twelve Years A Slave olacağı ve sanırım oyuncuları da biliyorsunuz (Brad Pitt, Chiwetel Ejiofor ve Michael Fassbender).

Çeviri: Erdem Korkmaz

PAYLAŞ
Önceki makaleMidnight in Paris
Sonraki makaleThe Tree of Life

Edebiyatını oldukça sevdiği Amerikan sinemasıyla bazı istisnalar dışında bir türlü aradığı etkileşimi kuramadı. Avrupa (özellikle Fransız ve İtalyan) sineması başta olmak üzere ‘kendi sinemasını’ yapan tüm bağımsızlarla ilgileniyor. Yanıt veremediği sorulara sinemayla yanıtlar aramaya çalışıyorken çoğu zaman kendisini yeni sorular sorarken buluyor. Sadece sinema değil tüm sanat dalları ve özellikle edebiyat ile müziğin peşinde yaşamı ve kendisini anlamaya çalışıyor. Siteye şimdilik çeviri yaparak destek vermeye çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK