Parasite

Parasite

745
0
PAYLAŞ

Memories Of Murder (2003), The Host (2006), Mother (2009) gibi harikulade üç filmin sahibi, Güney Kore sinemasının en iyi üç yönetmeninden birisi olan Joon-ho Bong, bu filmlerin ardından çizgi roman uyarlaması Snowpiercer (2013) ve Okja (2017) ile sinemasına Amerikan eli değdirerek özgün yapısından uzaklaşmış, Hollywood normlarına yönelmişti. Her ne kadar Snowpiercer saf bir Joon-ho Bong filmi gibi durmasa da başarılı tasarımı ve sınıfsal yapılanmaya farklı açılardan bakabilen fantastik vizyonuyla iyi bir yapımdı. Ancak vasat Disney yapımlarından hallice Okja ile çoğu hayranını hayal kırıklığına uğrattığı da bir gerçek. Genelde uzun metrajlarını üç yıl arayla çeken Bong, bu kez Okja’dan iki yıl sonra Parasite ile Güney Kore orijinine dönüş yapıyor. Senaryosunu Han Won Jin ile birlikte kaleme aldığı Parasite’ta Bong, ekonomik ve sınıfsal dengesizliklere karşı eleştirel bakışla şekillendirdiği, kaliteli kara mizahla süslediği, tahmin edilemez dramatik kırılmalarla yücelttiği tarzına dönüşünü kutluyor adeta.

Salaş bir mahalledeki binanın zemin katında yaşayan dört kişilik işsiz Kim ailesinin bazı rastlantılar sonucu varlıklı Park ailesinin ihtiyaçları doğrultusunda birer birer o varlıklı hayata sızmalarını konu alan Parasite, bu konu vesileyle önüne çıkan sınıfsal farklılıkları, hayat standartları arasındaki uçurumları, yaşam kalitesi eşitsizlikleri birbirine çarpıştırarak eleştirme fırsatlarını kullanmaya başlıyor. Kim ailesinin delikanlısı Ki-woo’nun bir arkadaşı sayesinde Park ailesinin liseli kızları Da-hye’ye İngilizce dersi verme fırsatı yakalamasıyla başlayan süreç, aşama aşama öğretmen, sanat terapisti, şoför, hizmetçi kadrolarının zekice komplolar neticesinde Kim ailesince ele geçirilmesine kadar uzanıyor. Amaçları uğruna her yolu mübah sayan Kimler, kendi kendilerini istihdam etmek suretiyle hayalini kurdukları konforlu yaşam tarzına bir yerlerden dahil olmayı başarıyorlar. Her şey onlar için yolunda giderken hiç hesaba katmadıkları, haliyle bizim de asla katamayacağımız müthiş bir kırılma noktasıyla kendilerine açtıkları güvenli alanlar bir anda tehlikeye giriyor.

Filmin sürprizlerini filme saklayıp biçim ve anafikirler üzerine yoğunlaşırsak önceki Bong filmlerinden izleri yine yoğun biçimde görebiliriz. Nasıl ki Memories Of Murder sadece bir seri katil filmi, The Host sadece bir canavar aksiyonu, Mother ise sadece bir suç yapımı değilse, Parasite da sadece yoksul bir ailenin başka bir zengin aile yaşantısına sızma hikayesinden ibaret değil. Filme adını veren “parazit” olma hali, başkalarının sahip olduğu bedene girip oradan beslenmeyi, onların kurduğu düzene tutunup sömürmeyi sembolize etse de, Bong’un bu parazitlik olgusunu yalın halde bırakmaya niyeti olmadığını biliyoruz. O parazitlere musallat olan başka unsurları da oyuna dahil ederek bu fikrin sağlamasını yapmaya çalışması, özeleştiriye, empatiye, zaten sahip olunmayanların kaybedilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınmasına zemin hazırlayan Bong, böylece Kim ailesinin yalan ve hilelerden kurduğu sistemin bir anda çökmesini, kendi özüne dönmesini sağlıyor. Başka metaforlar için yer açmayı da ihmal etmiyor.

Pizza kutusu katlamak gibi günü kurtaran işlerle karınlarını doyurmaya çalışacak kadar sefil durumdaki Kim ailesinin, buna rağmen wifi şifresini değiştiren komşularını dert edinmesi, artık içinde bulundukları şartları kanıksadıklarını, bu şartlara hayıflanmak yerine sinekten yağ çıkaracak derecede fırsatçı çözümler için pusuda beklediklerini gösteriyor. Bekledikleri fırsatı bir ucundan yakalayınca da birer parazit gibi dört koldan yapışıyorlar. Yakalanma tehlikesi yaşadıkları şahane bölümde hamam böcekleri gibi geniş bir sehpanın altına saklanıyorlar. Baba Ki-taek bir salyangoz gibi yerde sürünmek zorunda kalıyor. En önemlisi de koku mefhumu üzerinden bu sefaletin vurgusunun yapılması. Park ailesinin küçük oğlu Da-song, evlerindeki tüm Kim fertlerinin aynı koktuğunu fark ediyor. Bay Park, şoförü Ki-taek’in turp gibi koktuğunu söylüyor vs. Tüm bu aşağılayıcı metaforları sevimli ama bir o kadar da düzenbaz Kim ailesine yükleyen Bong, iki aile arasındaki, başka bir deyişle zengin ile yoksul arasındaki ayrımı genel bakış çerçevesinde keskinleştirerek hikayesini koyultuyor.

Zengin ve yoksula ait alanların ayrıştırılması yanında, çekirdek ailelerin kendilerine ait alanlarının dışına çıktıklarında, birbirleriyle iletişime geçtiklerinde ya da o alanları bir şekilde ihlal ettiklerinde karşılaşmaları muhtemel sorunları az çok tahmin edebiliyoruz. Ama Bong’un çok önemli bir kırılma noktası yaratan buluşuyla tüm bu sorunlara seviye atlatması, kolay kolay bir yönetmen/senaristin alabileceği bir risk değil. Fakat bu riskler alınmazsa, telefondaki “gönder” tuşunun dolu bir silahın tetiğine benzemesi (gerçi filmde Kuzey Kore füzelerine benzetiliyor), güç dengelerinin saniyeler içinde el değiştirmesiyle yaşanacak kişilik dönüşümleri, kendi başına bir film potansiyeli taşıyan bir sırrın dakikalar içinde dallanıp budaklanması nasıl mümkün olabilir? Fakir ama mutlu Kim ailesinin, zengin ama mutlu olmayışının betimlenişi, önce tuhafça güldüren, birkaç dakika sonra koyu bir dramla hüzünlendiren Joon-ho Bong anlatımının vuruculuğu nasıl gediğine oturabilir?

Yağmur sonrası zemin kattaki evlerini su basan Kim ailesinin bu enfes bölümde yaşadıkları sonrasında baba Ki-taek’in plan yapmak üzerine oğluna söyledikleri, hep duyduğumuz beylik öğütleri, hatta bazı kişisel gelişim söylemlerini tersten okuyan bir hayat tecrübesinin yükselişi adeta. Park ailesine sızmak için her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan Kimler, o kadar plan arasına başka planların sızmış olabileceğini hesaba katamazlar haliyle. Hayat planlanmamalı belki de. Planlandığı zaman aksi durumlar çoğu kez yıkımla sonuçlanıyor. Hayatın o kadar çok evresi var ki, hangisini planlayıp hangisini planlamamamız gerektiğine dair bir kullanma kılavuzumuz yok. Bu yüzden başkalarının hayatından ziyade, kendi hayatımıza parazit gibi yapışmamız gerekiyor. Bir an Yeşilçam melodramları gibi bitecek diye korkutan final, bu plan teorisi dahilinde kendi ters köşesiyle kendi arkasını topluyor. Joon-ho Bong’un vazgeçilmezi olan şahane Song Kang-ho başta olmak üzere kadronun iyili kötülü performansları bu güzel ve anlamlı hikayeyle uyum içinde seyrediyor. Bong, unutulmaz filmlerden oluşan kariyerine Parasite ile yine yenilikçi bir halka ekliyor.

 

Osman Danacı

odanac@gmail.com

Twitter

 

PAYLAŞ
Önceki makaleKolej Havası
Sonraki makaleKız Kardeşler
Avatar
İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Sinema, müzik ve edebiyat, ilgi alanı olmaktan öteye geçmiş, yaşam biçimi olmuş. Geçmişinde radyo programı, bir gazetenin Pazar ekinde albüm eleştirmenliği ve amatör fotoğrafçılık yapmışlığı var. Öğrenciyken Shakespeare, Wordsworth, Austen, Hardy, Lawrence okumanın, Virginia Woolf üzerine bitirme tezi vermenin, önüne gelen her albümü dinlemenin, özellikle 80'leri ve 90'ları türlü komikliği ve dramatikliğiyle yaşamanın sonucu doğan yazma ihtiyacını sinema ve müziğin bünyesinde anlamlandırmaya çalışıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK