Filmekimi 2019 Önerileri

Filmekimi 2019 Önerileri

596
0
PAYLAŞ

Filmekimi, her yıl olduğu gibi, saygın festivallerde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içeren zengin programıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak. Filmekimi, 4-13 Ekim tarihlerinde İstanbul’da, Ekim ayı boyunca da İstanbul dışında gösterimlerine devam edecek.

Filmekimi Programından Seçmeler

Acı ve Zafer

Pedro Almodóvar’ın kendi yaşamından esinlenerek senaryosunu yazıp yönettiği Acı ve Zafer, yaşlandıkça eski şaşaalı günlerinin özlemini daha sık çeken dünyaca ünlü bir yönetmenin 1960’lardan günümüze yaşamöyküsünü çok duygusal ve çok kişisel bir bakış açısıyla anlatıyor. Elbette, Acı ve Zafer’i özel yapan durumlardan biri de Banderas’ın yönetmen rolünü üstlenerek yıllardır birlikte çalıştığı Almodóvar’ı canlandırması.

Genç Ahmet (Young Ahmed)

Sinemada sosyal gerçekçiliğin öncülerinden Dardenne Kardeşler, Cannes Film Festivali’nde kendilerine En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran son filmlerinde Avrupa toplumuna bu kez Belçika’da Müslüman bir ergen üzerinden bakıyor. Henüz 13 yaşındaki Ahmed, ailesinin ve çevresinin telkinlerini yok sayıyor ve birkaç ayda benimsediği radikal görüş ve davranışlarından vazgeçmiyor.

Parazit (Parasite)

The Host ile uluslararası alanda tanınan, Snowpiercer ve Okja ile kariyerini sağlamlaştıran Bong Joon-ho, Parazit ile Cannes’da Altın Palmiye kazanarak yılın en iyi filmlerinden birine imza atmış oldu. Güney Kore’de tüm gişe rekorlarını kırarak 10 milyon izleyiciye ulaşan ve ülkesinin Oscar adayı olan Parazit’in merkezinde birbirinden derin farklarla ayrılan Park ve Kim aileleri var. Neredeyse sefalet içinde yaşayan Kim ailesinin fertleri gerçek kimliklerini bir şekilde saklayarak birer birer, zenginlikleri sınır tanımayan Park ailesinin hizmetine giriyor. Bu tuhaf işbirliği sürerken sınıf atlama çabası ve servet kibrinin yol açtığı trajikomik olaylar ardı ardına gerçekleşiyor. Parazit, güçlü sinema dili ve sürprizlerle dolu, sağlam senaryosuyla öne çıkıyor.

Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi (Portrait de la Jeune Fille en Feu)

Cannes’da çok beğenilen ve çokça konuşulan, eleştirmenlerce “A sınıfı bir başyapıt… Bu yıl prömiyerini yapan en kusursuz yapıt.” sözleriyle övülen film 18. yüzyılda, bir ressamın modeliyle aşkını anlatıyor.

Bacurau

Anaerkil bir köy, bir cenaze ve köyün haritalardan silinmesine yol açan bir komplo… Yakın bir gelecekte, Brezilya kırsalında geçen gizemli ve gerilimli Bacurau türler arasında geziniyor. Ülkelerindeki gelir eşitsizliğinden esinlenen yönetmenler Mendonça Filho ile Dornelles, dışarıdakilerin küçümsediği, “yabancılar”ın tehdidi altındaki küçük bir topluluğun hikâyesini westernle bilimkurguya öykünen, mistik ve gerilimli atmosferini kaybetmeyen özgün bir tarzla aktarıyorlar.

Boyalı Kuş (The Painted Bird)

Trajik bir şekilde kendi hayatına son veren Jerzy Kosinski’nin tartışmalar yaratan tanınmış romanı Boyalı Kuş’un ilk sinema uyarlaması dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yaptı. Boyalı Kuş, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru çorak, ilkel Doğu Avrupa’da bir yerde, yalnız bir çocuğu izliyor. Kimsesiz kalan Çocuk köyden köye çiftlikten çiftliğe geçiyor; cahil, hoşgörüsüz, acımasız sivil ve askerlerle karşılaşacağı sonu belirsiz bir yolculuk sürdürüyor. 35mm sinemaskop çekilen siyah-beyaz film, klişeler kadar melodramdan ve duygusal yönlendirmelerden de kaçınarak savaşın dehşetini insan ve doğa manzaralarıyla kahramanı Çocuk’un gözlerinden tarafsız kalarak aktarıyor.

Elveda (The Farewell)

Amerika’da yaşayan Billi, Çin’deki babaannesine konulan teşhisin ciddi olduğunu ve çok az zamanı kaldığını öğrenir. Ailesinin ısrar ve tembihlerine karşın Billi, kuzeninin düğünü için ailesinin yanına gider. Böylece babaannesini son bir kez görebilecektir. Lulu Wang’in kendi büyükannesinin hastalığından esinlenerek çektiği The Farewell, ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yaptı. Kahkahası hiç eksik olmayan film, ne duygusallığından ne de incelikli yaklaşımından hiç ödün vermiyor ve muhteşem performanslarıyla yürekleri dağlıyor.

Gizli Bir Yaşam (A Hidden Life)

Tree of Life ve Knight of Cups ile hayatın anlamı üzerine görselliğiyle çarpıcı zihin egzersizleri kuran Terence Malick, son filminde gerçek bir hikâyeyi beyazperdeye yansıtıyor. Film, İkinci Dünya Savaşı’nda Naziler tarafında savaşmayı reddeden ve idam edilen Avusturyalı çiftçi Franz Jägerstätter’in hayatını anlatıyor.

Güney İstasyonunda Randevu (Nan Fang Che Zhan De Ju Hui)

Cannes’da ana yarışmada yer alan tek Çin filmi neonlar, parlak renkler ve hep koruduğu gizemiyle öne çıkan çarpıcı bir polisiye. “Heyecan verici, şiirsel ve ışıl ışıl, Çin usulü bir kara film” sözleriyle övülen Güney İstasyonunda Randevu, peşine hem rakip çeteler hem de polisin düştüğü bir gangsterin kaçış hikâyesini düşmeyen bir tempoyla anlatıyor. Yönetmen Diao Yinan’ın “görsel tarzı dramatik gerilimle birleştiren bir anti-ütopya” olarak tarif ettiği Güney İstasyonunda Randevu, çizgi romanları anımsatan görsel dünyası ve kovalamaca sahneleriyle öne çıkıyor.

Islıkçılar (La Gomera)

İlk gösterimini Cannes Film Festivali’nde yapan film, “Ocean’s” serisi usulü kovalamacalar, silahlı çatışmalar, Sapık göndermesi ve femme fatale’i ile soygun filmi türüne yeni bir soluk ve Romanya usulü bir kara film tadı taşıyor.

Joker

Joaquin Phoenix’in devleştiği, yönetmen Todd Phillips’in olağanüstü bir başarıya imza attığı Joker, Batman’in ezeli düşmanının oluşumuna göz atarken “kötü adam” tanımına yepyeni bir bakış açısı ve bambaşka bir açılım getiriyor. Joker, sokakta ergenlerin zorbalığına, metroda takım elbiselilerin sataşmalarına ya da işteki diğer palyaçoların şakalarına maruz kaldığında, çevresindeki herkesle gitgide daha da uyumsuz hâle gelen topluma aykırı bir adamı gözlemliyor. Duyarsızlık, zalimlik ve nihayetinde ihanet üçgeninde bir varoluş döngüsüne sıkışıp kalan bu adam, üst üste kötü kararlar vererek, zincirleme tırmanan bir olaylar zincirini başlatıyor.

Monos

“Masal dünyasında geçen bir kâbus”, “Kolombiya usulü Sineklerin Tanrısı” denilen Monos’u, Guillermo del Toro da “güçlü, yeni bir yönetmenden büyüleyici bir film” sözleriyle övüyor. Geçit vermeyen cangılın tehditkâr gölgeleri arasında, savaşçı lakapları takınmış sekiz çocuk asker, yaz kampını andıran bir yerde Amerikalı bir kadını rehin tutmaktadır. Sürpriz bir baskına uğrayınca çocukların görece huzurlu günleri sona erer ve birbirlerine duydukları güvenle bağlılıkları sarsılan grup, üslerinden ayrılarak cangılın derinliklerine sığınmak zorunda kalır.

Üzgünüz Size Ulaşamadık (Sorry, We Missed You)

En son 2016’da Ben, Daniel Blake filmini izlediğimiz Loach aynı şehirde, Newcastle’da sözleşmeli çalışanların sıkıntılarından yola çıkıyor ve yine gözyaşlarımızı zorlayacak acı-tatlı bir dramı beyazperdeye aktarıyor. “İşçi sınıfının yönetmeni” olarak birçok başyapıta imza atan Ken Loach, bu kez iki çocuklu bir aileye odaklanıyor. Filmde, telefon app’leri çağında kendi kamyonetini almak isteyen Ricky’nin bu hamlesi, evlere bakıcılığa giden eşi Abby’nin düzenli çalışma hayatını sekteye uğratıyor.

Yanık Portakal (The Burnt Orange Heresy)

Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi Yanık Portakal, akıllara Hitchcock filmlerini getiren, incelikli, seksi ve heyecanlı bir kara film. Filmin karizmatik ve çekici anti-kahramanı, amacına ulaşmak için gözünü bile kırpmadan cinayet işleyebilecek kadar hırslı sanat eleştirmeni James. İtalya’nın Como Gölü civarında bir malikânede James, baştan çıkardığı güzel Amerikalı bir gezginle birlikte bir tabloyu çalmak için uğraşıyor.

 

PAYLAŞ
Önceki makaleKız Kardeşler
Sonraki makaleBağlılık Aslı
Avatar
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK