Atom Egoyan Röportajı

Atom Egoyan Röportajı

348
0
PAYLAŞ

2002 Toronto Film Festival - "Ararat" Press Conference
http://philonfilm.blogspot.com
Röportajı gerçekleştiren: Philip Concannon

Türkçeye çeviren: Melih Tu-men

“Tapınma” bazılarını geçmişte de işlediğiniz pek çok farklı meseleye parmak basıyor. Sizi senaryoyu yazmaya iten spesifik bir neden var mıydı?

Oğlumun 15 yaşına basması bana ilham verdi. Ben 15 yaşındayken okulda oyunlar yazmaya başlamıştım. Benim için heyecan vericiydi. Arkadaşlarım da katılınca öğretmenlerimize temsiller düzenledik ama 15 yaşında tiyatroya takılıp takmak beni kesmez diye düşünüyordum. Mümkün olan en geniş izleyiciye ulaşmak istersiniz. Bu işin 30 yıl önce aklınızdan bile geçiremeyeceğiniz en güzel yanıysa dünya çapında izleyiciye ulaşmanız, herkesçe izlenmenizdir. Simon ebeveyninin kim olduğunu bulmaya çalışan genç bir delikanlı ama büyük babası tarafından bir şekilde engelleniyor ya da yolu saptırılıyor. Bir şeye ulaşamıyorsanız genelde onu bulmanın daha yaratıcı bir yolunu ararsınız. Fransızca öğretmeninin ona söylediği bir habere rast geliyor ve alternatif bir kişilik yaratmanın bir yolunu bulup kendini buna kaptırıyor. Bazı öğretmenlerin reaksiyonları hakkında fazla kafa yorardım. Oyunlar yazmaya başladığımda da beni yönlendiren öğretmenlerin etkisini çok hissettim ama bu olayda bir projenin başlangıç noktası gibi görünen ve karışık bir karakter olan öğretmen aslında çok farklı bir şeyi başlatıyor.

Bu filmdeki alt metinlerden biri de terörizm. Hatta bir sahne 11 Eylül’den sonra insanların yaptığı tartışmaları hatırlatıyor. Şimdiye kadar bu meseleye eğilen bir film yapmayı düşünmüş müydünüz ve şimdi üzerine eğilmenizin nedeni nedir?

O konuşmaları ve yaşanan korkuyu hatırlıyorum. Dürüst konuşursam o sahne çekildikten sonra çok kısaltıldı. İslam dinini şiddete meyilli olmakla sınıflandıran büyük babanın olduğu konuşma da daha çok iki kültür hakkındaydı ama sahnenin başında 11 Eylül ile ilgili olan satırlar ADR (otomatik diyalog yerleştirme) sırasında konuldu. Tartışmayı alevlendiren de bu olmuş gibi göründü. Montaj sırasında sürekli değişiklikler yapılması çok ilginçtir. Simon 15 yaşındaysa bu olay 11 Eylül’den hemen sonra olmuştur diye düşündük ve çok mantıklı geldi.

Montajda filmlerin nasıl değiştiğinden bahsettiniz. Diğer çalışmalarınız gibi “Tapınma” da kronolojik olmayan bir yapıya sahip. Bunun ne kadarı senaryoda, ne kadarı montajda kararlaştırıldı?

Bu filmlerde (“The Sweet Hereafter” ve “Adoration”) montaj elbette ki son sıkıntıdır. “The Sweet Hereafter”ın senaryosunu okursanız filmin bitmiş hâlinden çok farklıdır ve senaryodaki bu değişim sayesinde geleneksel bir filmden farklı bir yola daha rahat sapmıştır. “Where the Truth Lies” ile ilgili beni şaşırtan noktalardan biri de budur. Senaryoya sadık kalındığı için hiçbir şey değişmemiş ve kısıtlı bir zamanda vermeniz gereken çok fazla bilgi bulunmaktadır. Bu tarzdaki formül gibi işlenmiş filmlerde değişiklik yapamazsınız. Özgün senaryolar ve özgün fikirler olduğundaysa filmler değiştirilmeye ve tüm parçaların bir araya geleceği safhaya kadar yeniden çekilmeye müsait olurlar. Bu parçalara müzikler de dâhildir ki müzikler filmin yapım aşamasında en önemli bölümdür. “Tapınma”, “The Sweet Hereafter” ve “Exotica”ya bakarsanız müzik ve motiflerin gelişimi eserin gelişiminin de önemli bir bölümüdür. Müziği katmak için montajda her zaman yer bırakılır.

Sıradaki ne? Kafanızda yeni bir film var mı?

Bu sabah aklıma bir fikir gelmişti. (Gülüyor) Diğer projelere de devam ediyorum ama üstlendiğim “Eh Joe” yapımını izlediniz mi?

Beckett’in oyunu olan mı? İzlemedim ama hakkında okuma şansım oldu.

En azından haberiniz var. Geçenlerde insanlar bu aralar ne yaptığımı sorduklarında Michael Gambon ile Beckett’in bir oyununu uyarladığımızı söyledim ve kimsenin haberi olmadığını fark ettim, ilginç geldi. İnsanların haberinin olmadığı pek çok işle uğraşıyorum.

PAYLAŞ
Önceki makaleAtalay Tasdiken Röportajı
Sonraki makaleAmaç
Bir çevirmen. Çeviri onun için kendini ifade etmenin en uygun yolu. Son dönemde animeye sinemadan daha çok önem (değer) veriyor ve haddizatında Japoncaya merak salmış durumda. Sinemada 80 öncesi (Godard hariç) filmlerini elinin tersiyle itmekten çekinmiyor, saygı duymasına rağmen izlemekten hoşlanmıyor. "Sinema öldü!" fikrine katılmasa da sürekli gençleştirme operasyonları geçirdiğini düşünüyor ve dolayısıyla da izleyeceği filmlere katmanlı bir seçicilik uygulamaktan vazgeç(e)miyor. Her tür kara film ve animasyon onun için bir şansı hak ediyor. Reha Erdem ve Satoshi Kôn ne çekse seyrediyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK