Atalay Tasdiken Röportajı

Atalay Tasdiken Röportajı

259
0
PAYLAŞ

atalay-taşdiken
Bu röportaj Barış Saydam tarafından yapılmıştır.

Barış Saydam: Çok dolu bir kariyeriniz var. Daha önce pek çok farklı alanda çalışmışsınız. Türkiye’nin hatırı sayılır reklam yönetmenlerinden biriyken ilk uzun metrajlı kurmaca filminizi çekmeniz neden bu kadar uzun sürdü?

Atalay Taşdiken: Aslında çok nedeni var bunun. Ama kısmet bugüneymiş diyelim. Ben bunu da olumlu bir gecikme diye değerlendiriyorum. Belki de ilk filmin bu kadar yetkin ve olgun bulunması bu nedenledir diye düşünüyorum. Alman basınında yazılan yazıların çoğunda bu filmin bir ilk film olduğuna inanmak zor diyorlardı. Sanırım bunun nedeni benim gecikmiş olmam.

B.S.: “Mommo” filminin çıkış sürecini biraz anlatır mısınız?

A.T.: Bu öykü gerçek bir yaşamı konu alıyor. Benim de tanık olduğum bir öykü. Yıllardır hazırladığım bir senaryoydu diyebilirim. Yazılı olmasa da düşümde yazdığım bir senaryoydu.

B.S.: Reklam yönetmenliğinden gelen biri olarak minimalist kalıplar içinde bir film yönetirken zorlandığınız yerler oldu mu?

A.T.: Gerçekten hiç zorlanmadım. Reklamla filmi kıyaslamanın doğru olmadığını düşünüyorum çünkü birinde kendi duygunuz, diğerinde başkalarının. Dolayısıyla insan kendi duygusunu anlatmanın yolunu zaten kolay buluyor.

B.S.: Film anladığım kadarıyla sadece iki çocuğun dostluğunu anlatmıyor, aynı zamanda filmin bir de toplumsal yanı var. Film sosyal sorumluluk anlayışını da sorguluyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

A.T.: Bu kavramı (sosyal sorumluluk) eskittiğimizi ve gerekli gereksiz tükettiğimizi düşünüyorum. Dolayısıyla bu kavramı filmime kullanmıyorum. Ama çocuk meselesini çok duyarlılıkla anlatan bir film olduğunu söyleyebilirim.

B.S.: Genelde içinde çocukların yer aldığı filmler hep büyüklerin bakış açısıyla şekillenir. Filmin fragmanına bakılırsa bütün film aslında çocukların gözünden aktarılıyor. Bu bir anlamda içinde pek çok zorluk da içeren bir tercih aslında.

A.T.: Evet, sadece fragmandan bile bu tespiti yapabildiğiniz için sizi kutlarım. Filmin hemen hemen tamamı çocuk gözüyle bakıyor. Çok az bir bölümde büyüklerin gözünden baktım. Aradaki fark da korkarım bizi büyüdüğümüze pişman ettiriyor.

B.S.: Filmin iki küçük başrol oyuncusunun da daha önce herhangi bir sinema deneyimi olmamış. Oyuncularınızı seçerken gözettiğiniz hususlar nelerdi?

A.T.: Sadece sahicilik. Bunu gözettim çünkü sahici olmayan karakterle sahici bir film yapma imkânınız olmaz. Neyi tercih ettiğiniz filminizin sonucunu da etkiler.

B.S.: Film Berlin Film Festivali’nde ödül alamasa da takip edebildiğimiz kadarıyla çok olumlu karşılanmış. Filmin yurt dışındaki tepkileri nasıldı?

A.T.: Evet, ödül töreninde jüri yarışmacı 27 filmden sadece bize özel teşekkür etti. Seyirci ilgisini ise kelimelerle ifade edebilmem mümkün değil. Ama sonrasında Nürnberg de “En İyi Film Ödülü” ve “Seyirci Ödülü” aldık.

 

PAYLAŞ
Önceki makaleJavor Gardev Röportajı
Sonraki makaleAtom Egoyan Röportajı
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK