Javor Gardev Röportajı

Javor Gardev Röportajı

318
0
PAYLAŞ

Javor Gardev
http://www.indiewire.com
Röportaj, yönetmen Javor Gardev ile gerçekleştirilmiştir
.
Türkçeye çeviren: Melih Tu-men

Sinemada sizin ilginizi çeken ilk sebep neydi ve bu ilginiz filminizin çekim aşamasında daha da gelişti mi?

Babam beni doğup büyüdüğüm Sofya’da bulunan sinemateğe dört yaşımdan itibaren düzenli olarak götürürdü. Bu sayede sinemanın klasiklerini erken yaşta karşımda bulmuş oldum. Sonralarıysa tiyatro tutkum baş gösterdi. Elimden geldiği kadar oyun ve film izlemeye çalışıyordum. Genç izleyiciler için gösterilen televizyon programlarında da oynadım. Delikanlılık çağımdaki yazlar sırasında filmler duygularımızın önemli birer parçası oluvermişlerdi. Karadeniz’deki tatil beldelerinde bulunan açık hava sinemalarının etrafındaki ağaçlara tırmanır ve tüm filmleri bedavaya izlerdik. Filmlerdeki görseller bana özel ikonlar hâline gelmişlerdi. Hepsi de zihnime sonsuza dek kazınmıştır.

Sahne yönetmenliği ve felsefi sayıklamalarla geçen 14 yılın ardından doğal olarak yönümü sinemaya çevirdim. Tiyatroya ilk adımımı 22 yaşında atmıştım. Artık kareleri sadece yakalayıp zihnime yazmaktan ziyade o kareleri kendim yaratmaya başladım. Anlaşılan çok da hoşuma gitti. “Zift”in çekimleri sırasında film yapmanın o baş döndüren etkisine bağımlı oluverdim. Sette bulunmayı çok özlüyorum.

“Zift” fikri nasıl ortaya çıktı?

Bu fikir, senaryonun yazarı Vladislav Todorov ile yaptığımız konuşmalar sırasında gelişti. Günümüz Bulgar sinemasının çoğunlukla ya gündelik yaşam sorunlarıyla, ya kültürel gelenekleri içine katarak ulusal kimlik oluşturmakla ya da tarihin yaralı dönemlerini yeniden canlandırmakla uğraştığı sonucuna vardık. Biz de sanatsal bir yaklaşımla yapılacak radikal bir hamlenin canlandırıcı olabileceğini ve üretken tartışmaları tetikleyebileceğini düşündük. Sinemanın en keskin türlerinden birini alıp ona kuvvetli bir absürt hava kattık. Film, düzenbaz ve hazırcevap serserilerle tıka basa dolmuş kasvetli bir kentsel yaşamın çevrelediği totaliter bir eyaletin meşum sayılabilecek heybetli alanlarının ortasında geçiyor. “Tertemiz” komünizmin cafcaflı iğrençliklerinin ve bol keseden absürtlüklerinin hatıraları hâlâ sıcak. Biz de bu komünizm musibetinin bayağılığını karelemeye, perdede yabancılaştırmaya ve türün hilelerini –“neo-noir”ın bildik klişelerini- kullanarak onu iyice kusurlu hâle getirmeye karar verdik. Bu da benim “auteur” sinema ile tür sineması arasındaki gergin ipte gidip gelmemi sağladı.

Etkilendiğiniz isimleri ve projedeki hedeflerinizi de dâhil ederek filmin yapım aşamasındaki detayları bizlerle paylaşabilir misiniz?

Görüntü yönetmenim Emil Christov ile birlikte 2.35:1 oranlı siyah-beyaz bir filmde karar kıldık. “Zift” son hâli siyah-beyaz olacak şekilde düşünülerek renkli çekildi. 60’lardaki sahneler 35 mm ile, 40’lardaki sahnelerse 16 mm ile çekildi. Projektörle yapılan görüntü oyunlarında 8 mm kullanıldı. Geçmiş zaman etkisini verebilmek için zaman değişimlerine dikkat çekecek farklı görsel dokular yaratmaya çalıştık. Sanat yönetmenleri Nikola Toromanov ve Daniela Oleg Liahova ile birlikte, filmin geçtiği Anıt Mezar gibi Bulgar komünizminin kutsal sayılan, kolaylıkla tanınabilecek mekânlarında bile komünizm gerçeğinin distopik bir tezahürünü yaratmaya karar verdik. Mimari tahrip olmuştu, biz de bilgisayar grafikleriyle yeniden inşa ettik. Kalin Nikolov’un besteleri distopya duygusunu kuvvetlendirdi. Film aynı zamanda 40 ve 50’lerin klasik noir sineması ile 20’lerin sosyalist propagandacı sinemasının özelliklerini kendi potasında eritmek zorundaydı. Charles Vidor, Fritz Lang, Jules Dassin, Lars von Trier, The Coen Brothers ve Alexey German gibi yönetmenlerden etkilendim. Moskova Uluslararası Film Festivali’ndeki eleştirmenler Jean-Pierre Melville, Guy Ritchie, Jean-Pierre Jeunet ve Quentin Tarantino’yu da bu isimlerin arasına kattılar.

Karşılaştığınız en büyük zorluklardan birkaçını aktarabilir misiniz?

İlk filmini yapan biri olarak benim için en büyük zorluk çekime hazırlık aşamasıydı. Her çekim için tek tek taslak oluşturma görevini –en ufak detayına kadar- bizzat ben üstlendim. İki asistanımın yardımlarıyla bu taslakları diyagramlara çevirdim. Sonuç olarak setteki herkesin elinde filmdeki tüm tasvirlerin ve grafiklerin bulunduğu, takriben 1200 sayfadan oluşan bir kitap vardı. Bu sayede ben de oyunculara daha fazla zaman ayırabildim. Bu aşamada sahne tecrübemin çok faydasını gördüm. Oyuncularla aram epey iyiydi ve aldığımız keyif inanılmazdı.
Oyuncu seçimi de zordu. Baş aktörler Zachary Baharov, Vladimir Penev ve Mihail Mutafov seçmelere katılmadılar. O karakterleri kimlerin oynaması gerektiğini biliyordum. Tanya Ilieva ise bizim için sürpriz oldu. Kast asistanım Antonia Ara Vladimirova ile günlerimizi Sofya’da yeni yüzler aramakla geçirdik ve olağanüstü bir oyuncu kadrosu bulup onları filmde oynamaya ikna ettik. Hapishane sahnelerindeki figüranlarsa aslında çekimden bir gün önce tahliye olmuş eski mahkûmlardı.

Sıradaki projeniz nedir?

Vladislav Todorov ile beraber senaryo aşamasında olan iki yeni film projesi üzerinde çalışıyoruz. İlkinin adı “Zincograph”. Filmin türü için “siyasi psikolojik-gerilim” denebilir. Fikrimiz şu: Kafayı oynatmış eski bir komünist gizli servis ajanı başına buyruk davranarak, şüphe uyandırmayan kişileri toplayıp birbirlerini gözetlettirir ve böylece kimsenin dikkatini çekmeyen son derece gizli muhbirlerden kendi bilgi ağını kurarsa ne olur? Politik sistem tarafından reddedilmiş eski bir ajanın psikopat bir komplocuya dönüşmesini ve sisteme karşı giriştiği kurnazca planı anlatırken haddini fazlasıyla aşan fesatlıkta bir hikâye.

İkinci hikâye bütçe anlamında kayda değer biçimde daha fazlasını isteyen bir yapım. Filmin ismi “Neon” ve türü için “trajikomik bir distopik macera” denebilir. Büyük Atomik Anomali sonucunda Balkanlar’da ortaya çıkan Yeni Trakya isimli hayali bir ülkedeyiz, zaman uzak gelecek. Ayarlanmış bir ayna gibi, Yeni Trakya ülkesi de Balkan bölgesinin totaliter geçmişini ve günümüzdeki gidişatını yansıtıyor. Her iki proje için de yapımcı arayışımız devam ediyor. Toronto’da yapımcılar bulacağıma inanıyorum.

Tiyatro projelerime gelecek olursak, Camus’nun “Caligula” oyunu üzerinde çalışıyorum. Toronto’dan kısa süre sonra Bulgaristan’da ilk sahnesini yapacak bir Bulgaristan-Fransız ortak yapımı.

PAYLAŞ
Önceki makaleTemmuz S. Gürbüz
Sonraki makaleAtalay Tasdiken Röportajı

Bir çevirmen. Çeviri onun için kendini ifade etmenin en uygun yolu. Son dönemde animeye sinemadan daha çok önem (değer) veriyor ve haddizatında Japoncaya merak salmış durumda. Sinemada 80 öncesi (Godard hariç) filmlerini elinin tersiyle itmekten çekinmiyor, saygı duymasına rağmen izlemekten hoşlanmıyor. “Sinema öldü!” fikrine katılmasa da sürekli gençleştirme operasyonları geçirdiğini düşünüyor ve dolayısıyla da izleyeceği filmlere katmanlı bir seçicilik uygulamaktan vazgeç(e)miyor. Her tür kara film ve animasyon onun için bir şansı hak ediyor. Reha Erdem ve Satoshi Kôn ne çekse seyrediyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK