Jose Luis Guerin Röportajı

Jose Luis Guerin Röportajı

769
0
PAYLAŞ

José Luis Guerín

İspanyol yönetmen José Luis Guerín’in En la ciudad de Sylvia’sı (Sylvia’nın Şehri) Kuzey Amerika’da gösterildiği festivallerde aldığı olumlu tepkilerden sonra ilk olarak Venedik Film Festivali’nde izleyici karşısına çıktı. Tek bir konuşmanın bulunmadığı, yaklaşık kırk dakika diyalogsuz ilerleyen filme bütünüyle dalabilmek kesinlikle biraz zaman istiyor. İsimsiz bir hayalperestin (Xavier Lafitte) Sylvia’yı tekrar bulma umuduyla altı sene sonra Strasbourg’a gelişi anlatılıyor. Yanından geçen kadınların suratlarına bakarak onu tanımaya çalışıyor ve bir kızın (Pilar López de Ayala) Sylvia olduğuna sonunda karar kılıyor. European-films.net’in editörü Boyd van Hoeij, Guerín ve López de Ayala ile Venedik’te sohbet etti.

Boyd van Hoeij:
İspanyol bir yönetmen tarafından çekilmiş olsa da film şüphesiz ki bir Fransız filmi. Yalnızca hikâyenin geçtiği yerle değil aynı zamanda sinemaya yaklaşımı ve bilhassa da erkeksi bakış açısındaki taraflılığıyla. Peki, neden Strasbourg da Paris veya Madrid değil?

José Luis Guerín: Basit. Çünkü kimse Strasbourg’da bir film çekmemiş ve burası benim sevdiğim bir şehir. Kimliği tam belli olmayan bir şehir aradık. Filmde burası hem Strasbourg hem de değil. Dişilikle dolu bir şehir. Filmin müziklerinde pek çok farklı dili duyabiliyoruz. Fransızlar ve Almanlar için ülkenin dışındaki bir kent gibi burası. Bir kadının hayaletleriyle doldurulmak için ideal bir kent.

BvH: Strasbourg’da çalışmanın getirdiği iki büyük avantajınız olmuş. Alsace bölgesinin filme maddi açıdan destekte bulunması ve burada film çekmenin çok rahat ve keyifli oluşu.

JLG: Neredeyse hiç trafik yok, bu da ses kaydı için önemlidir. Yayalar, bisikletçiler ve tramvaylar öyle güzel bir ritimle hareket ediyorlar ki sanki müzikal bir senfoniye benziyor. von Stroheim’ın yaptığı gibi yüzlerce figürana verecek ve onlardan zorlu bir koreografi çıkarmaya yetecek paramız olmadığından mekânın hareketliliği bizim için önemliydi ve Strasbourg sokakları da müzikale yakın bir ritme sahip. Karakterlerin yakınlıkları aktarılabilsin diye filmin tamamı halka açık alanlarda çekildi. Bu yüzden de bu kentin ve kentteki hareketliliğin rolü dâhil edilmek zorundaydı.

BvH: Vicente Aranda’nın Juana la Loca (Çıldırtan Aşk)’sında başrolü oynayan ve bu rolle tanınan López de Ayala için En la ciudad de Sylvia’da yer almak bu şehri tanımasına olanak sunmuş.

Pilar López de Ayala: Çekime başlamadan önce bu kenti hiç tanımıyordum. Yine de Strasbourg’u sevdim, sakin ve sessiz bir kent. Büyük bir bütçeyle çalışmadık ama kentteki herkesin çekimler sırasında filme katkıda bulunmasını arzuluyorduk.

JLG: Aslında kayda girmeden önce bazı fotoğraflar çektik. Pilar ve Strasbourg’un bir arada uyumlu olup olmayacağını görmek için bazı materyaller toplamaya kente gittik. Pilar’ı bir tramvaya bindirip nasıl göründüğünü anlamak için filme aldık. Orada yaşayanlarla sağlayacağı uyumu ve etkileşimi görmek için onu tramvayı beklerken de çektim ve çok iyi planlar yakaladık.

BvH: Planlardan bahsetmişken, filmde çok az diyalog bulunduğundan görüntüler ve onların bir araya getirilmesi her zamankinden daha büyük önem taşıyor. En la ciudad de Sylvia’da her sahnenin, her planın, her ifadenin ve bu ifadelerin yansıtılış biçimlerinin değeri var.

JLG: İnsan figürüyle onu çevreleyen alan arasındaki ilişki üzerine çok kafa patlattık. Hayalperestimiz bir kadını takip ederken gözü sadece o kadını görüyor, gerisi yok oluyor. Şayet kamera hayalperestimizin bakış açısını yansıtmayan daha geniş bir açıdan çekseydi o zaman koca şehrin tüm tezgâhlarını görürdük. Pakistanlı gül satıcısı, pahalı markaların taklit çantalarını satan Afrikalılar, akordeonlarıyla Rumenler, gezinen yalnız kadın. Her insanın yaşamında ve her şehirde olduğu gibi hayalperestimizin hayata bakış açısı ile etrafında olup bitenler arasında değişmez bir etkileşim var. Hayalperestimizin olmadığı sahnelerde bile önceden gördüğümüz yalnız kadının varlığı veya özel bir ses bir kadını andırabiliyordu. Bu türden gizemler ancak film aracılığıyla görünür kılınabilir. Kaldırımda yuvarlanan şişenin çıkarttığı ses orada bulunmayan bir kadını çağrıştırabilir.

BvH: Filmin alışılmış bir anlatımı olmadığı için oyuncuların ve yönetmenin yaptığı hazırlıklar da her zamanki çalışmalarından farklılık göstermiş.

PLdA:
Evet, farklıydı çünkü sadık kalınacak bir metin neredeyse yoktu. Daha çok nasıl anladığınıza ve jestlerinizi ve kendi hâkimiyetinizi nasıl kontrol ettiğinize dayanıyordu. Tiyatrodaki oyunculuğa nazaran çözümü çok daha zor bir çalışmaydı, bu yüzden de benim için çok ilginç bir deneyim oldu.

JLG: Pilar kamera önünde karaktere can verme becerisine sahip. Tiyatroda yapamayacaklarınızın pek çoğunu kamerayla yapabilirsiniz. Bir şey düşündüğü sırada kamerayı onun yüzüne çok yaklaştırırsanız kamera onun aklından geçenleri ya da düşüncelerinin en azından imgesel hâlini okuyabilir. Bu çok sıra dışı bir olay. O kadar fazla imkân sağlıyor ki benim için sinema demek Pilar demektir. Onu kameranın karşısına geçirin, inanıyorum ki iyi bir film çıkartırsınız.

BvH: Bir sinemacı için çekim öncesi ve çekim sırasındaki hazırlık ve çalışmalarında önemli olan muhakkak ki sadece senaryo değildir.

JLG: İçinde “senaryo” kelimesi geçen sorulardan hep çekinmişimdir. Bazı filmlerin senaryoları olduğunu düşünmek bile çok güçtür. Jacques Tati’nin filmlerine ne demeli? Onun senaryoları neye benziyorlardı acaba? Sinemanın ilk yıllarında senaryonun kapsamlı bir anlatım yaratmakta ve karakterlerin psikolojilerini geliştirmekte kullanıldığını görürüz. Ancak yavaş yavaş ve istikrarlı bir şekilde bu sistem çarpıtıldı. Şimdiyse senaryo bir filmin merakını cezbedebileceği kitleyi kontrol ediyor. Yapımcının filmlerine para bulmak için kullandığı temel aracı hâline geldi. Senaryo yazmaya oturduğunuzda kendinize şunu sormalısınız: Çekimlerin yararına kullanılacak sağlam bir metin mi yazmak istiyorum yoksa yatırımcıları, yapımcıları ve çeşitli mecraları cezbedecek bir metin mi? Film doğmadan başlayan bu travmatik ayrım yüzünden birçok film kâğıtlardaki kelimelere mahkûm kalıyor. Senaryo benim için varış değil kalkış noktasıdır. Filmi kafamda kurmaya başlamam için materyal toplamama vesile olur. İnsanlar ve maddi kaynaklar da çekime başlama anlamına gelir. Bu benim prensibim. Çekimler sırasında önemli anları, ince dokunuşları yakalamayı isterim. Yapıtın önceden hazırlanmış bir taslağı üzerinde çalışırım. Bazı detayları baştan yaratmayı dener ve başkalarından gelecek katkıları da sabırla beklerim, Pilar’ın ve diğerlerinin katkılarını. Değişikliğe, radikal olan değişikliklere bile çok açığımdır. Film yapmayı bu yüzden seviyorum. Bu filmi çekmek zorundaydım çünkü bu filmi çekme nedenimi bulmak zorundaydım. Nereye varacağını kesin olarak bilseydim filmi çekme isteğim kaybolurdu. Filmin nefes alması ve bir şeyler verebilmesi için bende de birtakım şeyleri açığa çıkarması gerekir.

Kaynak: European-films.net
http://european-films.net/content/view/890/62/

Röportajı çeviren: Melih Tu-men

PAYLAŞ
Önceki makaleEray Mert Röportajı
Sonraki makaleAnna Melikyan Röportajı
Avatar
Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK