Eray Mert Röportajı

Eray Mert Röportajı

412
0
PAYLAŞ

eray-mert
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olan Eray Mert, şu an Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünde, son sınıf öğrencisi.

Eray Mert’in Kısa Filmleriİyi Ki Doğdum (2006)
An (2006)
– 17. Ankara Film Festivali, Ulusal Kısa Film Yarışması, Kurmaca Dalı, Jüri Özel Ödülü.
– 3. Kar Filim Festivali, Kurgusal Dalı, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü.
Mütereddit (2006)
– 13. Altın Koza Film Festivali, Öğrenci Filmleri Yarışması, Kurmaca Dalı, En İyi Film Ödülü.
– 7. İnönü Üniversitesi Kısaca Film Festivali, Kurmaca Dalı, Alim Şerif Onaran Özel Ödülü.
– Sinepark Kısa Film Festivali, Alabora Kategorisi, En İyi Film Ödülü.
– Malatya Üniversitesi, Kısa Film Yarışması, En İyi Film Ödülü.
– 9. Marmara İletişim Fakültesi, Kısa Film Yarışması, En İyi Senaryo Ödülü.
Rümeysa (2007)
Söyleyemiyorum (2007)
Muhteşem İnsan (2007)
Kazım Ada (2007)
Bir Kelek Etkisi (2007)
Küresel Isınmaya Karşı Alınan Beş Önlem (2007)
Evladiye (2007)
– 2. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali, Kurmaca Dalı, Jüri Özel Ödülü.
– 10. Marmara İletişim Kısa Film Yarışması, Kurmaca Dalı, En İyi Oyuncu Ödülü.
23 Nisan (2007)
İnsan-lık (2007)
– 5. Yıldız Kısa Film Festivali, Birincilik Ödülü.
Darbe (2008)
Sanat Düşmanı (2008)
2. Sinepark Kısa Film Festivali. Komikaze dalı, En İyi Film.
Ah Aklımdan Ölümüm Geçer (2008)

* Filmografi, kameraarkasi.org adresinden alınmıştır.

Okuyacağınız bu röportaj Kamæra dergisi adına Barış Saydam tarafından yapılmıştır.

Barış Saydam: Bu yıl İstanbul Kısa Film Festivali’nde kısa filmlerinizin toplu gösterimi yapıldı. Gösterimden sonra siz kısa filmlerinizi deneyim kazanma amacıyla çektiğinizi söylediniz. Fakat kısa filmlerinizde etkileyici bir görsel dilin yanı sıra güçlü bir de sinema duygusu var. Bu güçlü sinema duygusunu neye bağlıyorsunuz, sadece sezgisel bir şey mi?

Eray Mert: Sanırım sezgisel. Çünkü ben kısa filmle çok geç tanıştım. Sadece 3 yıldır bir şeyler çekiyorum. Öncesinde de benzeri alanlarla fazla temasım olmadı. Sorunuzu ancak olumlu bir eleştiri olarak alabilirim çünkü sorunun yanıtını ben de tam olarak bilmiyorum, sadece sezgisel olduğunu sanıyorum…

B.S.: Kısa filmlerinizde özellikle kamera açıları çok ilgi çekici. Örneğin “Sanat Düşmanı” basit bir skeç olsa da filmdeki kamera açıları filmin basitliğiyle tezat oluşturacak kadar güçlü. Sinema anlayışınızın, sinemaya bakışınızın ve genel olarak çektiğiniz planların gelişmesinde etkili olan yönetmenler kimler?

E.M.: “Sanat Düşmanı” çok basit bir derdi olan, çok basit bir film. Sadece yarım saat gibi bir sürede çekildi. Film uzaktan bir adamın elleri ceplerinde, başı öne eğik yürümesiyle açılıyor. Bu tek plan adamın kameraya yavaş yavaş yaklaşmasıyla sürüyor, kameraya çarpıp pardon demesiyle bitiyor. Hepsi bu. Kameraya çarpmaya kadar bu plan o kadar tanıdık geliyor ki… Bu tanıdıklık ve görece iyi görsellik seyirci tarafından da ne yazık ki ‘iyi bir film başlıyor’ şeklinde algılanıyor.

Ne tür olursa olsun seyircilerin kabulleri var. Bu kabullerin aslında biraz daha esnek olmasını düşündüğüm için böyle bir film çektik. Aslında sorunuzdan anladığım kadarıyla siz de aynı kabulle yola çıkmışsınız. Özetle söylemek istediğim şey şuydu: Bir film sadece güzel gözüküyor diye güzel olamaz…

B.S.: Kısa filmleriniz genelde süre olarak kısa kalsa da vermek istediği mesajı net ve çarpıcı bir şekilde veriyor. Her ne kadar deneme amaçlı çekilseler de giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle bütünlüklü filmler. Bir kısa film çekerken en çok gözettiğiniz husus nedir?

E.M.: Bir film uzun olamıyorsa kısadır demek olmaz. Beş kısa film toplanınca da bir uzun film etmez. Uzun film çekecek kadar parası olmayanların süreleri çok uzun kısa film çekmelerini anlıyorum. Onlar da çaresizlikten bunu yapıyorlar ama çektikleri filmin kısa film olmadığını da kabul edebilmeliler. On dakikaya varan süreleri olan filmler de çektim ne yazık ki, inanın on dakika bir kısa film için çok uzun.

Kısa filmin süreden bağımsız bir algılanışı olduğunu düşünen insanlar da var. Bir kısa film iki saat de olabilir diyorlar. Söylemek istedikleri şeyi anlıyorum ancak bana göre kısa film kısa olmalıdır.

B.S.: “Ah Aklımdan Ölüm Geçer” dışında, diğer kısa filmlerinizde biçimden çok içeriğe önem verdiğinizi görüyoruz. Biçimi öne çıkarmamanıza rağmen kısa filmlerinizde imgeleri çok doğru bir şekilde kullanıyorsunuz. Bu, özellikle şiirsel bir anlatım üzerine yoğunlaşmanızdan mı kaynaklanıyor?

E.M.: Biçim önemsizdir diyemem. Seyirciye onun genel görsel kabullerinin altında bir film izletmek istemem ama bir filmi bir arkadaşınıza anlattığınızda onun dünyasında yarattığı etki, sizin izlerken etkilenmenizden bile daha önemli benim için. Kalabalık bir konserde olduğunuzu düşünün, ses sistemi tabii ki çok önemlidir ama ondan önce sizi heyecanlandıran şarkılar gelir. O ses sitemi olmasa da o şarkılar var olur, o şarkılar olmadan sistemin bir anlamı yoktur, sanıyorum.

B.S.: Anlatım tarzınız ve özellikle “Küresel Isınmaya Karşı Alınan Beş Önlem”de çok kısa sürelerde vermek istediğiniz mesajları çok etkili bir şekilde iletmeniz reklam yönetmenliği için de aranan niteliklerin başında geliyor. Hiç reklam filmi çekmek için teklif aldınız mı ya da ileride reklam filmi çekmeyi düşünüyor musunuz?

E.A.: “Küresel Isınmaya Karşı Alınan Beş Önlem” birer dakikalık beş kısa filmden oluşuyor.. Farklı zamanlarda aklımdaki filme eklemlenen parçaların oluşturduğu bir bütün. Bu açıdan bakınca reklam mantığına da yakın, haklısınız. Bir kısa film için reklama benziyor olmak iyi bir şey değildir, ancak iyi bir reklam yönetmeni bence iyi bir kısa filmciden çıkar. Ben henüz iyi bir kısa filmci olduğumu düşünmüyorum. Bir gelecek hayali olarak reklam filmi de çekmek isterim.

B.S.:
Bu yıl İstanbul Kısa Film Festivali’nde gösterilen Türk yapımı kısalarda ciddi şekilde bir Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi ağırlığı hissedildi. Bu durum öğretim üyelerinin ve fakültenin teşvikiyle olan bir şey mi yoksa bütün yetenekli öğrencilerin toplandığı bir jenerasyonun üretimi mi? Okulun ve özelinde İletişim Fakültesi’nin size karşı yaklaşımı nasıl?

E.M.: Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademik ağırlığın hissedildiği bir okul. Bunun yanında bir dönemin belgeselcilik anlayışını değiştiren geleneğin de öncülü olan ekol. Bunda şüphesiz Öğr. Gör Bülent Özkam’ın katkıları büyük. Yeni dekanımız Prof. Dr. Haluk Geray ve yeni rektörümüz Prof. Dr. Cemal Taluğ hocalarımızın da yeniliklere ve pratik eğitime çok açık olmaları Ankara Üniversitesi’nin büyük bir avantajı. Ben bu avantajdan çok faydalanabildim mi? Pek sanmıyorum. Çünkü anlayışlar zamanla değişiyor, kemikleşmiş yargılardan vazgeçmek pek kolay olmuyor. Bizden sonraki neslin bizden daha şanslı olduğunu biliyorum.

B.S.:
Çekmiş olduğunuz kısa filmlerle Türkiye’de haklı olarak gelecek vadeden yönetmenlerden biri olarak anılıyorsunuz. Peki uzun metraj için düşündüğünüz bir proje var mı?


E.M.:
Bu çok karşılaştığım her duyduğumda da ne diyeceğimi bir türlü bilemediğim bir soru. Tamamen iyi niyetle sorulduğundan eminim ancak ünlü bir şarkıcının vokaline “albüm ne zaman” sorusu gibi geliyor. Sadece kısaca şöyle diyebilirim her şeyin bir zamanı olmalı.

B.S.: Son olarak Eray Mert’in keşke bu filmi ben yönetseydim dediği filmler hangileri?

E.M.: Her güzel film birer icattır aynı zamanda. Gökyüzünde süzülen bir uçağı görüp keşke bunu ben icat etseydim demekten bir farkı yok benim için, şu filmi çekseydim demenin. Bu yüzden içimden keşke ben yönetseydim dediğim filmler olsa da bunu kendime saklamayı tercih ederim. Kimseye saygısızlık etmek istemem.

B.S.: Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

E.M.: Ben de güzel sorularınız için teşekkür ederim.

PAYLAŞ
Önceki makaleFatih Hacıosmanoğlu Röportajı
Sonraki makaleJose Luis Guerin Röportajı
1983, İstanbul doğumlu. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Altyazı dergisinde sinema eleştirileri yazmaya başladı. 2008’de Avrupa Sineması isimli web sitesini kurdu. 2011 yılında Hayal Perdesi dergisinde web sitesi editörlüğüne başladı ve derginin yayın kurulunda görev aldı. TÜRVAK bünyesinde çıkartılan Cine Belge isimli derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 2012’den beri Sinematek Derneği’nde Film Analizi dersi veriyor. 2013 yılından beri Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesinde koordinatör yardımcılığı ve içerik editörü olarak görev yapıyor. Ayrıca Giovanni Scognamillo’nun Gözüyle Yeşilçam(2011), Sinemada Tarih Yazımı (2015), Erol Ağakay: Yeşilçam’a Adanmış Bir Hayat (2015), Oyuncu, Yönetmen, Senarist, Yapımcı Yılmaz Güney (2015) ve Karanlıkta Işığı Yakalamak: Ahmet Uluçay Derlemesi (2016) isimli kitapları da bulunuyor. Başta Jean-Luc Godard olmak üzere Fransız Yeni Dalgası'nı, pek çok farklı sanat dalını filmlerinde ustalıkla kullanabilen yönetmenleri ve eleştirilerini sanattan ödün vermeden yapabilen filmleri seviyor. Istvan Szabo'nun sinemacılar dünyayı değiştiremez sözüne katılıyor; ama sinemanın insanı değiştirebileceğine inanıyor.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK