Roberto Saviano Röportajı

Roberto Saviano Röportajı

343
0
PAYLAŞ

roberto_saviano
Röportajı gerçekleştiren: Adriano Farano – http://www.cafebabel.com/
İngilizceye çeviren: Catherine E. Moir
Türkçeye çeviren: Melih Tu-men

Adriano Farano: Camorra’yı kendilerine uzak, İtalya’ya has bir olgu gibi gören Avrupa’daki insanlara ne söylemek istersiniz?

Roberto Saviano: Suç örgütlerinden, hele ki Napoliten ve Kalabriyan mafyasından daha uluslararası olan hiçbir şey yoktur. Bunun da sebebi ekonomik ve finansal yenilikçilerin bir parçası olmaları. İnsanların ilgisini çekmesi için maalesef birilerinin ölmesi gerekiyor. Duisburg’da olanların Almanya’nın ve hatta Avrupa’nın gözlerini açtığı gibi. Duisburg’dan sonra organize suç sadece İtalya’nın değil, Avrupa’nın bir problemi olarak tanımlanmaya başlandı.

İtalyan mafyasının suç ağının bir sınırı yok. “La Torre” klanı Aberdeen, İskoçya’da yatırımlar yapıyor (bilhassa da turizm sektöründe). Tüm büyük Napoliten klanları Dortmund, Leipzig ve doğu Almanya’ya yatırım yapıyor. Francesco Schiavone namıdiğer “Cicciarello” (Ligurya sahiliyle Fransa arasında bulunan mavimsi bir balık) 18 Mart 2004’te Polonya’da tutuklandı ama onun da Romanya’da yatırımları bulunmaktaydı. Vincenzo Mazzarella ise aynı yılın 19 Aralık’ında Paris’teki Eurodisney’de yakalandı ve o da Afrikalı bir grupla elmas pazarlığı içindeydi. Nice’te ise özellikle gayrimenkule yatırım yapmaktalar.

AF: Gayrimenkul, elmas, uyuşturucu… Camorra uluslararası pazarda en çok hangi alanda aktif?

RS: Turizme yapılan yatırımlar temeli oluşturuyor. Bir ülkeye sızmak için restoran zincirleri hâlâ emniyetli bir yöntem. Ama örneğin ‘Ndrangheta, Rusya’daki çelik fabrikalarını satın aldı. Fransa’daysa Camorra’nın yoğunlaştığı alanlar giyim dükkânları. Ayrıca taşımacılık ve yakıt dağıtımına yatırım yapıyorlar. Bu yüzden de Agip veya Total ile alakası olmayan “beyaz benzin pompaları” Camorra’nın sembolü. Bu konudaki kovuşturmalar şu anda devam etmekte.

Şunu bilmelisiniz ki Camorra ya da ‘Ndrangheta yüksek risk barındıran sektörlere yatırım yapamaz. Bunlardan bahsetmek bir hayli zor. Gelecekte başıma neler geleceğinden pek emin değilim ama benim başarım, bu bilgileri edebiyat sayesinde inanılmaz sayıda çok insana ulaştırmak oldu. Size anlamsız gelebilir ama asıl tehlike artık haberi gözler önüne sermekte değil, daha ziyade bu haberin, hikâyenin kısıtlı sayıda insandan tüm dünyaya ulaşabiliyor oluşunda yatıyor. Mesela öldürülen Rus gazeteci Anna Politkovskaya. Çeçenistan’daki vaziyeti uluslararası bir mesele, bir insanlık sorunu hâline dönüştürme konusunda tehlikeli olmaya başlamıştı.

Amerikalı romancı Philip Roth’a, ona göre gelmiş geçmiş en büyük İtalyan yazar sorulduğunda, Dante’den modern edebiyata kadar geçenleri de hesaba katarak “Primo Levi,” diye cevap vermiştir. “Se Questo e un Uomo / Bunlar da mı İnsan (1991)’dan sonra kimse çıkıp da hiçbir zaman Auschwitz (Nazi dönemindeki toplama kamplarından biri) olmadığını söyleyemez.” Bildiklerimi ortaya döktükçe mafya bu bilgileri toplamış olmama kızmadı, bu bilgiler toplumla paylaşıldığı için kızdı. İkisi çok farklı şeyler. Benim yaşadığım bölgeyle ya da İtalya’nın güneyiyle sınırlı kalsaydı sorun olmayacaktı ama bu kaynakların çok hızlı ve geniş çapta yayılmaya başlaması kim veya ne olursa olsun güçlü bir insanın veya bir örgütün başına gelebilecek en tehlikeli olaydır.

Suç örgütlerinin gücü, bilginin dağınık yapısına dayanır. Herkesin bildikleri vardır ancak bunların ispatlanması veya üzerlerine konuşulması neredeyse imkânsızdır. Bu çarpık dengeyi kırdığınızda ciddi bir tehdit yaratırsınız. Ve bunun Avrupa’da gerçekleşebiliyor olması da bu suç kartellerine karşı ayakta durmanın mümkün olduğunu gösterir. “Karteller,” dedim çünkü İtalyan mafyası şu sıralar Arnavut ve Nijeryalı mafyalarla temas hâlinde. Aralarında evlendikleri bile biliniyor…

AF: Örnek verebilir misiniz?

RS: Camorra’nın bir üyesi olan Augusto La Torre Arnavut bir kadınla evlendi. Çok önemli diğer bir husus da İtalya’daki ilk yabancı pentito (itirafta bulunarak suç ortaklarını ihbar eden mafya üyesi)’nun Tunuslu olması ve Camorra’nın bir kolu olan, korku verici Casalesi klanına karışmış olduğunu itiraf etmesi. İtalyan mafyasının tamamen vazgeçip yabancı bir klan tarafından yönetilmesi için çekildiği ilk kent Castel Volturno, Nijerya’dan gelmiş Rapaces’e verilmişti. Yani bundan sonra, Avrupa’nın dört bir yanına göndermeden önce kokain ve hayat kadını trafiğini kontrol edebiliyor olacaklar.

AF: Öyleyse yeni çeşit bir feodalitenin doğuşuna mı tanıklık etmekteyiz?

RS: Bir bakıma öyle. Bu kartellerin dikkate değer ekonomik gelişimleri yavaş ve verimsiz yerel yapılanmalara kafa tutar oldu. Klanlar dünyanın dört bir yanına yatırım yapmalarına rağmen erotik algılandığı için kadınların, saçlarını boyamalarına hâlâ mâni oluyorlar. İnternet’i yeni bir yatırım aracı olarak görüyor ama aile içinde uyuşturucu kullanımına izin vermiyorlar. Hiçbirinde zaaf olmaması için bunlar (uyuşturucu, homoseksüellik) kesinlikle yasaklı kabul ediliyor. Böylesi bir söylem geçmişte kaldığını düşündüklerimizin bir yansıması. Fakat bu otorite, Fransız İşadamları ve Sanayicileri Derneği (Medef) veya İtalyan Sanayi ve İşadamları Derneği (Confindustria)’nden 10 yıl önce, Çin’e yatırım yapılması gerekliliği sırasında doğmuştu. Bu geleneksellik ve çağdaşlık tezadının onları yenilmez kıldığı kesin olsa da ellerinde tuttukları gücün onların sonunu hazırlayabildiği de oluyor. Bu yüzden hiçbir “Baba” kalıcı olmuyor ya da hapisten kaçamıyor…

PAYLAŞ
Önceki makaleAnna Melikyan Röportajı
Sonraki makaleÜmit Ünal Röportajı

Sinemaya gönül veren bir grup sinefilin kurduğu Avrupa Sineması internet sitesi, Avrupa sinemasını daha geniş kitlelere tanıtmak ve bu filmlerle ilgili ufak da olsa bir tartışma ortamı yaratmak amacıyla kuruldu. Sitenin kuruluş amaçlarından biri de; tür sinemasını da yadsımadan, sinemanın sadece bir eğlence aracı olmadığının vurgusunu yapmak. Metin Erksan’dan bir alıntı yapacak olursak; bilimlerin ve sanatların varoluşlarının sınırları, geçmişin derinlikleri içindedir… Sinema bilim; sinema sanatı ve sinema bilimi kapsamında; sanatsal düşüncenin ve uygulamanın, sinemasal düşüncenin ve uygulamanın, yaratısal düşüncenin ve uygulamanın, görüntüsel düşüncenin ve uygulamanın, çekimsel düşüncenin ve uygulamanın, oluşumunu, gelişimini, dönüşümünü saptar ve oluşturur. Bu nedenle bizler de günümüzde çekilen filmler dışında, geçmişin derinliklerine doğru bir yolculuk yaparak; bu sanatı etkileyen filmleri ve yönetmenleri de tanıtmaya, eleştirmeye ve onların sinemayı nasıl algıladıklarını kavramaya gayret ediyoruz. Bir yandan da sinemanın diğer sanatlarla olan ilişkisini, filmler bağlamında tartışarak; sinemanın diğer sanatlardan ayrı düşünülemeyeceğini savunuyoruz. Bu amaçlarla, birbirinden farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda çekilmiş ve birbirinden farklı türlerde pek çok film eleştirisine yer vermeye çalışıyoruz. Sinemayı bir kültür olarak gören herkesin katılımına da açığız. Arzu edenler mail adresinden bizlere ulaşabilir, yazılarını paylaşabilir ve filmlerle ilgili görüşlerini iletebilir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK